Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürt sorunu: Küçük bir hatırlatma (Roni Margulies)

Kürt sorunu: Küçük bir hatırlatma (Roni Margulies)

07 Mayıs 2012 Pazartesi 00:14
Sorun, ne Kürtler, ne PKK, ne silah. Sorun, devletin 1926'dan beri uyguladığı silahlı çözüm çabası. Önce bunu unutmayalım.

Kürt sorunu çözüldü galiba.

Epey zamandır gazeteler bu konuda sessiz. Hiçbir şey yok.

Ben bundan şu sonucu çıkarıyorum: Hiçbirimizin bilmediği bir yerde, iki tarafın temsilcileri harıl harıl görüşüyor, müzakere ediyor, yol alıyor. Hiç bilgim yok, ama hiç kuşkum da yok.

Geçen gün Taraf'ta "Hükümetin oluşturduğu ve yeni diye sunulan planın mimarları arasında bulunan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik'in.. istifa kararı aldığı" ama bu karardan vazgeçirildiği haberini okudum. Müsteşar Bey "PKK'yı olası bir müzakerede devre dışı bırakan Kürt Planı'nın mimarları arasında" yer alıyormuş.

Bu mimarlara ve onları istihdam eden müteahhitlere geçmiş olsun.

Konuyla ilgili küçük bir hatırlatma yapmak isterim.

Önce, Kürt sorununun temelinden, savaşın ve ölümlerin temel nedeninden başlayalım. Tüm ayrıntılar bir yana; PKK ne yaptı, Barzani ne dedi, kim kime kurşun sıktı, Roboski'nin anlamı neydi, MİT neyi niye yapar gibi tüm sorular bir yana; temel sorun nedir?

Ülkenin bir bölgesinde yaşayan ve sayıları milyonlarla ifade edilen bir insan grubunun siyasî, ekonomik ve kültürel talepleri var. Haklı talepleri var. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez, ama bu insan grubunun kendi dilini konuşmak, eşit vatandaş olmak, kimliği nedeniyle baskı görmemek gibi taleplerinin meşru ve haklı olduğu reddedilemez. Hiçbir hak, hiçbir hukuk anlayışı uyarınca reddedilemez.

Sorun, bu haklı taleplerin reddedilmesi, silah zoruyla reddedilmesi. Sorun, hak arayan bir toplumun üzerine askerle, silahla, tank, top ve tüfekle gidilmesi; gidilmiş olması ve hâlâ gidiliyor olması. Tüm ölümlerin sorumlusu, hem asker hem gerilla hem sıradan vatandaş ölümlerinin sorumlusu, tetiği hangi parmak çekmiş olursa olsun, hak arayanların üzerine asker gönderen devlettir. Akan kanların sorumlusu, toplumsal bir sorunu askerî güç kullanarak çözmeyi seçmiş olanlardır. Geri kalan her tartışma ikincildir, ayrıntıdır. Önce bunu unutmayalım.

Bu insan grubu, haklarının verilmeyeceğine kanaat getirip silaha davranmadan önce, eşit haklara sahip vatandaş muamelesi görse, kendi tarihini, kültürünü, dilini istediği gibi ve hor görülmeden yaşamasına izin verilse, yoksul bırakılmasa, "dağ Türk'ü" diye hakarete maruz kalmasa, bugün tek bir kişi ölecek miydi?

Bu insan grubu silaha davrandıktan sonra, silaha gerek olmadığı gösterilse, Türkiye'nin eşit vatandaşlardan oluşan demokratik bir ülke olduğu kendilerine kanıtlansa, talepleri karşılansa, binlerce insan ölecek miydi?

Sorun, ne Kürtler, ne PKK, ne silah. Sorun, devletin 1926'dan beri uyguladığı silahlı çözüm çabası. Önce bunu unutmayalım.

Çözüm ise, dün olduğu gibi bugün de, haksızlığı ortadan kaldırmak. Devletin silahlı çözüm çabası sürdükçe, haklarını silah kullanarak arayanlar bitmez, bitirilemez, hep var olur. İnsanların ilelebet silah zoruyla, askerî yöntemlerle baskı altında tutulabildiklerinin örneği tarihte yoktur.

Demek ki, Türk, doğru ve çalışkan olan herkesin üzerine düşen, savaşın bitmesi için, hak arayanların haklı taleplerinin karşılanmasını talep etmektir. Savaşın başka türlü bitmeyeceğini, haklı talepler karşılanana kadar bitmesinin mümkün olmayacağını anlatmaktır.

Savaş sürerken, taraflardan birinin silah bırakmasını istemek anlamsız bir çağrıdır. Silah, masaya oturulup karşılıklı taahhütler verildiğinde bırakılır, durup dururken değil. Akıllı Türklere düşen, taraflardan birinin silah bırakması çağrısında değil, taraflardan diğerinin haklı talepleri karşılaması çağrısında bulunmaktır.

Hem hükümet, hem Genelkurmay, yarım yamalak da olsa, çekingen ve tereddütlü bir biçimde de olsa, bu savaşın silah zoruyla kazanılamayacağının bilincinde. Olmasalar, ne "Kürt Açılımı" diye bir ifade siyasî hayatımıza girmiş olurdu, ne "Kürt Planı" hazırlanırdı. Hükümet bu işe hiç bulaşmazdı, seksen yıl boyunca olduğu gibi konu Genelkurmay'ın, JİTEM'in ve benzer katil sürülerinin tekelinde kalırdı.

Hükümet yeterince milliyetçi ve vatansever görünmeme kaygısıyla bazen esip gürlüyor. Çok doğal. Ama umurumda bile değil, çünkü inandırıcı değil.

Meselenin masa başında çözüleceğini artık kavradıklarını, Kürt hareketinin onlara bunu kavrattığını sanıyorum.

Bizlere düşen, daha da iyi kavramaları için çalışmak.

Roni Margulies / TARAF

Diğer Haberler