Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürtçe “Seçmeli Ders” Değil “Eğitim Dili” Olmalıdır

Kürtçe “Seçmeli Ders” Değil “Eğitim Dili” Olmalıdır

19 Haziran 2012 Salı 07:48
Dünyanın en kadim dillerinden biri olan Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî...)’yi konuşan Kürt milletinin talepleri bellidir ve gayet nettir.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, TBMM grubunda Kürtçe dersinin “seçmeli ders” olacağını açıkladı. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de bu açıklamadan sonra yanında Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Emin Karip olduğu halde bazı gazetecilere “yeni seçmeli ders sistemi” hakkında detaylı bilgi verdi. 4 + 4 + 4 eğitim yasasını hayata geçirmek için “taslak ders çizelgeleri”ni hazırlayan Milli Eğitim Bakanlığı, Kürtçe dersinin ikinci 4’te “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adıyla haftada iki saat ve “seçmeli olarak” verilmesini öngördü. Bakan Dinçer, bir seçmeli dersin açılması için 10 - 12 kişilik talep gerekeceğini anlattı. Talep olduğu sürece listede yer alan hiçbir dersi açmaktan kaçınmayacaklarını anlatan Dinçer, seçmeli derslerin çakışmaması için belli saatleri “seçmeli ders saati” olarak ayıracaklarını söyledi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir öğrenci İngilizce ve Kürtçe arasında bir tercih yapıp istediği dili öğrenme hakkına sahip olacak.

Bütün bu tartışma ve çabalar gösteriyor ki, Türk egemen statükonun Kürt milletine yönelik üstten bakma ve aşağılama tavrında hiçbir değişiklik olmamıştır. Yasak, inkâr, imhâ ve asimilasyon ile geçen yüz yıla yakın kirli geçmişin bugün geldiği nokta, insan onur ve haysiyeti açısından utanç vericidir. Bizler bu niyet ve girişimi bir komedi olarak niteliyoruz.

Dünyanın en kadim dillerinden biri olan Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî)’yi konuşan Kürt milletinin talepleri bellidir ve gayet nettir:

1 – Kürtçe’nin ilkokuldan üniversite bitimine kadar “eğitim dili” olarak kabul edilmesi,

2 – İsimleri zorla değiştirilip uyduruk Türkçe isimler verilen yerleşim birimlerinin Kürtçe gerçek isimlerinin iade edilmesi.

Bizler âzîz milletimizin bu iki haklı ve fıtrî talebin “ama”sız ve “fakat”sız karşılanması dışındaki hiçbir girişim ve düzenlemeyi kabul etmiyoruz / etmeyeceğiz. Çünkü âzîz milletimizin talep ettiği bu haklar, hem ilâhî dînlerin hem de evrensel hukukun teminatı altında olan haklardır.

Kürt çocuklarına Kürtçe’yi “seçmeli dil” olarak öğretmek, Kürtler’e hakarettir. Çocuklar okullarda “seçmeli ders” olarak kendi anadillerini değil, başka bir dili öğrenirler. Dolayısıyla Kürtçe okullarda “seçmeli ders” olarak öğretilebilir, evet, fakat Kürt çocuklarına değil, anadilleri Türkçe olan Türk çocuklarına. Anadilleri Kürtçe olanların çocukları zaten ilkokul çağına kadar sadece Kürtçe konuşmakta, hiç Türkçe bilmemekte ve Türkçe’yi ilkokulda öğrenmektedirler. Devlet istiyorsa ve uygun görüyorsa, Türkçe’yi haftada iki saat “seçmeli ders” yaparak Kürt çocuklarına öğretebilir. Bunda hiçbir sıkıntı yoktur. Fakat Kürtçe’yi haftada iki saat “seçmeli ders” yaparak Türk çocuklarına öğretmelidir.

Hele ki bunu İngilizce ile Kürtçe arasında bir tercih yapmaya zorlayarak yaptırmak, devletin yüz yıldır değişmeyen “şark kurnazlığı”ndan başka bir şey değildir. Hangi veli, zaten evinde konuşulan dil yüzünden çocuğunu İngilizce öğrenmekten mahrum bırakmak ister?

Çocuğunun İngilizce öğrenmekten mahrum kalmaması için veliler doğal olarak İngilizce’yi tercih edecek, devlet de her zamanki “şark kurnazlığı”na başvurarak, “İşte gördünüz! Okullarda Kürtçe dersi verdik, ama kimse almak istemedi. Dolayısıyla Kürtçe derslere yönelik bir talep yok. Bu talep siyasî nedenlerle öne sürülüyor” diyecektir. Ki biz devletin bu “şark kurnazlığı”nı daha önce “Kürtçe kurslar” konusunda da görmüştük.

Dünyada 40 milyon, Türkiye’de ise 20 milyon insanın konuştuğu Kürtçe, ilkokul başından üniversite sonuna kadar “eğitim dili” olmalıdır. Hem ilâhî dînlerin hem de evrensel hukukun kabul ettiği tek çözüm yolu budur. Kürt milletinin bu talebi, dünya üzerindeki tüm dîn, hukuk, felsefe ve ideolojilere göre haklı olan bir taleptir. Kürt milletinin bu talebini haklı olarak görmeyen dünyadaki tek ideoloji, Türkiye’de egemen olan laik – kemalist ideolojidir.

Yaşadığımız ülkede İttihatçı kadrolar tarafından kurulan kemalist rejim, Türk ulusçuluğu politikası güderek ülkeyi tıpkı İzlanda adası gibi “tek dil ve tek kavim”den oluşan bir ülke yapmaya çalışmış, bu çabasının bir sonucu olarak, Türkler dışındaki kavimlerin, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Rum, Ermenî, Gürcü, varlıkları dahi inkâr edilmiş, herkesin “Türk” olduğunu iddiâ etmiş, halen dahi olduğu gibi herkese “Türk” demiş, Kürtçe, Çerkezce, Lazca, Gürcüce, Arapça, bütün dilleri bizzat kanunla yasaklamış ve bu yasağa muhalefet edenleri en ağır şekilde cezalandırmış, Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Rumca, Ermenîce, Arapça olan bütün köy ve şehirlerin, göl ve ırmakların, dağ ve ovaların isimlerini halkın rızası olmadan zorla değiştirip onlara uyduruk Türkçe isimler vermiş, Türklük’ten, Türkçe’den ve Türkçe isimlerden başka hiçbir şeye hayat hakkı tanımamıştır.

Oysa bugün dünya ülkelerine baktığımızda, pekçok ülkenin birden fazla resmî dili olduğunu, sadece bir resmî dili olanların bile Türkiye’de olduğu gibi diğer dillere karşı inkârcı ve asimilasyoncu bir politika takip etmediğini görürüz.

Dünya üzerindeki pekçok ülkenin 2 resmî dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Büyük Britanya (İngilizce ve Galce), İrlanda (İrce ve İngilizce), Finlandiya (Fince ve İsveççe), Beyaz Rusya (Biyelo Rusça ve Rusça), Malta (Maltaca ve İngilizce), Vatikan (İtalyanca ve Latince), Makedonya (Makedonca ve Arnavutça), Gürcistan (Gürcüce ve Abhazca), Irak (Arapça ve Kürtçe), Afganistan (Peştuca ve Dehrî Farsçası), Pakistan (Urduca ve İngilizce), Hindistan (Hintçe ve İngilizce), Sri Lanka (Singhalezce ve Tamilce), Kırgızistan (Kırgızca ve Rusça), Filipinler (Pilipino ve İngilizce), Doğu Timor (Tetumca ve Portekizce), Fiji (Fiji dili ve İngilizce), Marshall Adaları (Marshall yerli dili ve İngilizce), Palau (Palauca ve İngilizce), Samoa (Samoaca ve İngilizce), Tonga (Tongaca ve İngilizce), Yeni Zelanda (Maori dili ve İngilizce), Somali (Somali dili ve Arapça), Cibuti (Arapça ve Fransızca), Burundi (Kirundi ve Fransızca), Kenya (Kisuaheli ve İngilizce), Lesotho (Sesotho ve İngilizce), Madagaskar (Malagassi ve Fransızca), Moritanya (Arapça ve Fransızca), Swasiland (Siswati ve İngilizce), Tanzanya (Kisuaheli ve İngilizce), Çad (Arapça ve Fransızca), Kamerun (Fransızca ve İngilizce), Ekvator Ginesi (İspanyolca ve Fransızca), Haiti (Fransızca ve Fransız Kreolcası), Kanada (İngilizce ve Fransızca).

Hatta dünya üzerinde pekçok ülkenin de 3 resmî dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Belçika (Flamanca, Fransızca ve Almanca), Lüksemburg (Lëtzeburgca, Fransızca ve Almanca), Bosna – Hersek (Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça), Vanuatu (Bislama, İngilizce ve Fransızca), Eritre (Tigrince, Arapça ve İngilizce), Ruanda (Kinyarwanda, Fransızca ve İngilizce), Komor Adaları (Komorca, Arapça ve Fransızca), Seyşel Adaları (Fransız Kreolcası, Fransızca ve İngilizce), Bolivya (İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili), Peru (İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili).

Hatta hatta, dünya üzerinde, tam 4 tane resmî dili olan ülkeler bile vardır. Bu ülkeler şunlardır: İsviçre (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retoromanşça), İspanya (İspanyolca, Katalonca, Galiççe ve Baskça), Singapur (Malayca, Tamilce, Mandarin Çincesi ve İngilizce).

Görüldüğü üzere, dünya üzerinde tek resmî dili olan ülkeler olduğu gibi, 2, 3 ve hatta 4 resmî dili olan ülkeler de vardır.

Ancak dünya üzerinde, bütün ülkeler arasından iki ülke vardır ki, bunlar “mükemmellik” üst sınırını bile aşan, tüm dünyaya ve insanlık ailesine örneklik teşkil edecek, tüm insanlığa eşitlik ve kardeşlik dersi verecek nitelikte muazzam bir uygulamaya evsahipliği yapmaktadırlar. Bunlar, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’dir.

Afrika kıt’âsının en güneyinde bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, sıkı durun, tam 11 tane resmî dili vardır. Evet, yanlış okumadınız; 11 tane resmî dil. Bu diller şunlardır: Afrikaans, İngilizce, Güney Ndebele, Güney Sotho, Kuzey Sotho, Swati (Swazi), Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa ve Zuluca.

Bu 11 dil arasından Afrikaans ve İngilizce, yüzyıllar boyunca bu toprakları ırkçı Apartheid rejimiyle yöneten beyaz azınlığın dilleridir. İngilizce bildiğimiz İngilizce’dir, Afrikaans ise “Boer” (Flamanca’da “Çiftçi” demek) olarak adlandırılan Hollanda kökenli beyazların konuştuğu dildir; Flamanca ile yerli Afrika dillerinin karışımından oluşmuş melez bir dildir. Diğer 9 dil ise, ülkedeki siyahî çoğunluğun konuştuğu yerli dillerdir.

Gelelim Venezuela’ya... Venezuela bundan bile daha mükemmel bir sistem kurarak, adetâ “mükemmelikte sınır yoktur” özdeyişini haykırmaktadır.

Federasyonla yönetilen, anti – emperyalist kimliğiyle dünya haritasında onurlu ve şerefli bir yeri olan, başta Gazze ve Filistin halkı olmak üzere dünyadaki tüm direnişçi mazlum halklarla erdemli bir dayanışma içerisinde olan Venezuela’nın kaç resmî dili vardır, biliyor musunuz? 3 değil, 5 değil, 15 de değil, 25 de değil, 35 de değil. Venezuela’nın “sayısız ve sınırsız resmî dilleri” vardır.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu nasıl olmaktadır? Şöyle olmaktadır: Venezuela’nın birinci resmî dili, İspanyolca’dır. İspanyolca haricinde ise, sadece Venezuela topraklarında değil, bakın dikkat edin, sadece Venezuela’da değil, en kuzeyden en güneye bütün Amerika kıt’âsında konuşulan ne kadar Kızılderili dili varsa, onlarca, yüzlerce, ne kadar Kızılderili dili varsa, bunların hepsi Venezuela’nın resmî dilidir. Venezuela anayasasında da açıkça yazıldığı üzere, tüm Amerika kıt’âsında konuşulan bütün Kızılderili dilleri Venezuela devletinin resmî dilleridirler.

Bugün Kızılderili dilleri, üç ana grupta toplanmaktadır: Kuzey Amerika Dilleri (Algonkin – Wakash, Hoka – Sioux, Na – Dene, Penutia, Uto – Aztek – Tano), Orta Amerika ve Meksika Dilleri (Kwitlatek, Lenka, Maya – Soke, Miskito – Matagalpa, Otomi / Otomang, Paya, Tarask, Xikak, Wave / Huave), Güney Amerika ve Antil Dilleri (Arawak, Chibcha, Guahibo, Guaykuru, Karaib, Kichu, Pano, Takuna, Tupi – Guarani, Ze / Je).

Bugün Amerika kıt’âsında konuşulan onlarca Kızılderili dili vardır ancak bunlardan sadece 6 tanesi, yarım milyon ve üzeri insan tarafından konuşulur. Bunlar Quechua (Keçua), Guaraní, Aimará, Nahuatl, Maya dilleri ve Mapudungca’dır. Diğer tüm Kızılderili dillerini konuşanların sayısı, yarım milyonun altındadır.

Amerika kıt’âsında konuşulan onlarca, yüzlerce Kızılderili dilinin hepsi de Venezuela devletinin resmî dilidir ve bu Venezuela anayasasında da belirtilmiştir. Bir Kızılderili dili ister Venezuela’da konuşulsun ister konuşulmasın, Kızılderili dili olduğu için Venezuela Cumhuriyeti’nin resmî dilidir. Örneğin Nahuatl dili Meksika’daki Kızılderililer tarafından, Quechua dili Peru’daki Kızılderililer tarafından, Aimará dili Bolivya’daki Kızılderililer tarafından, Guaraní dili Paraguay’daki Kızılderililer tarafından, Mapuche dili de Şili’deki Kızılderililer tarafından konuşulur; bu dilleri Venezuela’daki Kızılderililer konuşmasa da Venezuela’nın resmî dilidir. Çünkü Kızılderili dilidir. Dünyada ne kadar Kızılderili dili varsa hepsi de Venezuela devletinin resmî dilidir.

İşte Güney Afrika ve Venezuela’da böylesine mükemmel ve adaletli, hakkaniyetli modeller hayata geçirilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti, ülkede siyahîlerin konuştuğu bütün yerli dilleri, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti de tüm kıt’âdaki Kızılderililer’in konuştuğu bütün yerli dilleri “devletin resmî dili” yapmışlardır. Güney Afrika ve Venezuela’nın pratik hayata geçirdiği bu uygulamalardan daha muhteşem bir şey var mı bu dünyada?

Kaderin cilvesine bakın ki, bugün tam 11 tane resmî dili olan ve bu yönüyle dünyanın en özgürlükçü ülkeleri arasında başı çeken Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bundan daha 20 sene öncelerde ırkçı – faşist Apartheid rejimiyle yönetilmesi, küçük bir mutlu beyaz azınlığın milyonlarca siyâhî çoğunluğa hükmetmesi, siyâhların insan yerine bile konulmaması, okula gitme haklarının bile olmamasıydı. Dolayısıyla, tahakkümleri altında tuttukları topraklarda halka zorla ve baskıyla dayattıkları “tek ırk, tek dil, tek tek tek...” rejimlerinin ilelebed devam edeceğini sananlar, kendi geleceklerini görmek istiyorlarsa, Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin akıbetine bakabilirler.

Alpler’in güzel ülkesi İsviçre’nin tam 4 tane resmî dili vardır ve bu anayasanın 4. maddesinde belirtilir. Bu diller Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retoromanşça’dır. 4 tane resmî dili olan İsviçre’nin Almanca adı “Schweiz”, Fransızca adı “Suisse”, İtalyanca adı “Svizzera”, Retoromanşça adı ise “Svizra” şeklindedir.

İsviçre 41 bin 285 km²’lik bir coğrafyada 7 milyon 785 bin 800 kişinin yaşadığı bir ülke olduğu için, Avrupa kıt’âsının en yoğun yerleşimli toprakları arasında yer alır. 4 tane yerli dili olan ve dördünün de resmî dil statüsünde olduğu İsviçre nüfûsunun % 63, 7’si Almanca, % 20, 4’ü Fransızca, % 6, 5’i İtalyanca, % 0, 5’i ise Romanş dilleri konuşur. Bunlar yerli halkın konuştuğu diller olduğu için hepsi de ülkenin resmî dilidirler. Dört tane dilin konuşulduğu İsviçre’de, sadece 450 bin kişinin konuştuğu İtalyanca ile sadece ve sadece 36 bin kişinin konuştuğu Retoromanşça dahil olmak üzere ülkede konuşulan tüm anadiller “resmî dil” statüsündedir.

İsviçre’nin 4. resmî dili olan Retoromanşça’yı konuşanların ülkedeki toplam nüfûsu, Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadardır. Sadece 36 bin kişi konuştuğu halde, ülkenin yerli dili olduğu için devletin resmî dillerinden biridir. Romanş dilinin 5 ayrı lehçesi konuşulur bu ülkede. Bunlar; Sursilvan, Sutsilvan, Surmiran, Putér, Vallader lehçeleridir. Sayıları 36 bin olan Romanşlar, kaldı ki tüm ülkeye dağılmış şekilde de yaşamamaktadırlar. Romanşlar, ülkenin en güneydoğu kantonu olan (bizdeki Hakkari gibi) Grischun (Grigioni; Graubünden) kantonunda yaşarlar ki bu kanton, küçük köylü kızı Heidi’nin hayatının anlatıldığı çizgi filmde izlediğimiz kantondur. Romanşlar, isimlerinden de anlaşılacağı üzere, İsviçre’de yaşayan çingenelerdir.

Oysa Türkiye’de Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanınmadığı için, anadilleri Türkçe olmayanlar bile 6 veya 7 yaşında okula başladıklarında Türkçe öğrenmek zorunda kalmakta, diğer taraftan, Kürtçe, Lazca veya Çerkezce konuşanların sayısı giderek azalmaktadır. Bugün Kürtler arasında öyle aileler var ki, yaşlı insanlar kendi öz torunlarıyla bile arada tercüman olmadan anlaşamamakta, öte yandan Lazca ise tamamen unutulmakta ve önlem alınmazsa Latince gibi “ölü dil” olmaya doğru gitmektedir. Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu.

Türkiye, 20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçe ile yine ülkenin diğer bir yerli dili olan Lazca’ya hayat hakkı bile tanımamışken, bu yöndeki taleplere karşı devletin yöneticileri sıfatını taşıyanlar bile adeta alay edercesine, dalga geçercesine “özel kurslar”dan, “seçmeli dersler”den bahsederken, İsviçre sadece 450 bin kişinin (Türkiye’deki bir ilin nüfûsu kadar) konuştuğu İtalyanca’yı “devletin 3. resmî dili”, sadece 36 bin kişinin (Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadar) konuştuğu Retoromanşça’yı “devletin 4. resmî dili” yapmıştır. İsviçre’nin 1. resmî dili olan Almanca’yı konuşanların veya 2. resmî dili olan Fransızca’yı konuşanların İtalyanca veya Retoromanşça bilip bilmemesi, bu dili anlayıp anlamaması belirleyici bir durum değildir. Alman veya Fransız kökenlilerin “Ay ben o dili anlamıyorum ama” şeklindeki kaprisleri bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü önemli olan, başkalarının sizin dilinizi anlayıp anlamamasından önce, bizzat sizin kendi dilinizi anlayıp anlamamanızdır. Bir topluluğun başka bir dili anlamaması, o dilde okuyup yazamaması, o dilde eğitim alamaması telafi edilebilecek, belki de telafiye gerek bile olmayacak bir konudur ancak bir topluluğun kendi anadilini anlayamaması, o dilde okuyup yazamaması, o dilde eğitim alamaması, telafisi nesiller boyu mümkün olmayacak bir insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır; bir kültür soykırımıdır.

İsviçre’de hiçbir dilin diğer bir dile, hiçbir kavmin diğer bir kavme, hiçbir ırkın diğer bir ırka herhangi bir üstünlüğü yoktur. Ülkedeki yerli halklar tarafından konuşulan bütün ana diller “resmî dil” statüsündedir; ülkede ne kadar dil konuşuluyorsa devletin de o kadar resmî dili vardır. Örneğin Aargau, Appenzell – Ausserrhoden (Appenzell Dış Rhoden), Appenzell – Innerrhoden (Appenzell İç Rhoden), Basel – Landschaft (Basel Kırsal), Basel – Stadt (Basel Şehir), Glarus, Luzern, Nidwalden, Obwalden, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, St. Gallen, Thurgau, Uri, Zug ve Zürich (Zürih) kantonlarında resmî dil Almanca, Genève (Cenevre), Jura, Neuchâtel ve Vaud kantonlarında resmî dil Fransızca, Ticino kantonunda resmî dil İtalyanca, iki dil birden konuşulduğu için iki tane resmî dili olan başkent Bern, Fribourg (Freiburg) ve Valais (Wallis) kantonlarında resmî dil Almanca ve Fransızca, üç dil birden konuşulduğu için üç tane resmî dili olan Grischun (Grigioni; Graubünden) kantonunda ise resmî dil Retoromanşça, İtalyanca ve Almanca’dır.

Aslında İsviçre’deki bu sosyal ve etnik yapı, bizim ülkemizde de mevcuttur. Bizim ülkemizde, doğudaki Kürdistan topraklarında Kürtçe’nin Kûrmancî (Kumançça) ve Dımılî (Zazaca) lehçeleri ile Arapça’nın yöresel ağızları, kuzeydoğudaki Lazistan topraklarında ise Lazca ve Gürcüce “anadil” olarak konuşulur. Bununla birlikte, batıdaki kimi adalarda Yunanca bile anadil olarak hâlâ yerli halk tarafından konuşulmaktadır. Bozcaada ve Gökçeada gibi. İstanbul Adalar’da da durum böyledir. Ancak Türkiye’de faşizan – şoven bir yönetim hâkim olduğu için, bu diller bırakın resmîyette tanınmayı, bilâkis kanunla yasaklanmış, insanlar anadilleri için yıllarca bedel ödemişlerdir. Anadilleri Kûrmançça, Zazaca, Arapça, Lazca, Gürcüce, Çerkezce (Adiğece, Abazaca, Çeçence, İnguşça) olan insanların kendi dilleriyle eğitim görmeleri dahi yasak olduğundan, ilkokuldan başlayarak zorla Türkçe eğitime tabi tutulmuşlar ve asimile edilmeye çalışılmışlardır. Bunun sonucu olarak bazı diller, örneğin Lazca gibi, bugün neredeyse unutulmaya yüz tutmuş ve tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Avrupa’nın ortasındaki dağlık bir coğrafyada sosyal adaletin hâkim olduğu böylesine birleştirici ve eşitlikçi bir siyasal örgü hayata geçirilmişken, medeniyetlerin beşiği olan, farklı dil, dîn, kavim ve kültürlerin yüzyıllar boyunca barış içinde birarada yaşadığı, adetâ “farklılıklar coğrafyası” olan Anadolu topraklarında böylesine ırkçı – şoven bir yönetim anlayışının hâkim olması, ne kadar acı ve tezat bir durumdur, değil mi?

İsviçre’de, bir şehirde veya köyde yaşayan halk hangi dili konuşuyorsa, o şehir veya köyün ismi de o dildedir. Bu durum ülkeyi bölmek bir yana, bilakis bölünme gibi tehlikelere karşı bir emniyet sübabıdır. Hiç kimse kendisini bu toprakların asıl sahibi, yekdiğerini de bir sığıntı, yabancı olarak görmez. Kimse de aslını inkâr edip kendisini başka bir kavme nisbet etmeye zorlanmaz. Herkes kendisidir ve üst kimliği “İsviçreli” olmaktır. Bir kantonda veya şehirde halk hangi dili konuşuyorsa, o bölgenin veya kentin resmî dili odur.

Meselâ Basel, Zürih, Schaffhausen, St. Gallen gibi kentlerde resmî dil Almanca, Neuchâtel, Fribourg, Lozan, Sion ve Cenevre gibi kentlerde resmî dil Fransızca, Bellinzona, Chiasso, Locarno gibi kentlerde resmî dil İtalyanca, Domat, Rhäzüns, Bonaduz, Trin gibi kentlerde resmî dil Romanş dilleri (Sursilvan, Sutsilvan, Surmiran, Putér, Vallader lehçeleri) olup bu durum ülkeyi ne bölmekte, ne de herhangi iç ve dış güçlerin hain emellerine hizmet etmektedir. Zaten şehirlerin sadece isimlerine bile baktığınızda, o yerleşim biriminin resmî dilinin hangisi olduğunu hemen anlıyorsunuz.

İsviçre’de sakinlerinin Almanca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri Almanca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Almanca’dır. Bu yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan insanların Almanca konuştuklarını anlarsınız: Basel, Zürich, Rheinfelden, Laufenburg, Schaffhausen, St. Gallen, Kreuzlingen, Stein am Rhein, Rorschach, Romanshorn, Aarau, Zug, Herisau, Frauenfeld gibi.

İsviçre’de sakinlerinin Fransızca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri Fransızca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Fransızca’dır. Bu yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan insanların Fransızca konuştuklarını anlarsınız: Neuchâtel, Fribourg, Lausanne, Sion, Genève, Nyon, Vevey, Montreux, Yverdon – les – Bains, Biel, La Chaux de Fonds, Le Locle, Delémont gibi.

İsviçre’de sakinlerinin İtalyanca konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri İtalyanca’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de İtalyanca’dır. Bu yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan insanların İtalyanca konuştuklarını anlarsınız: Bellinzona, Chiasso, Locarno, Ascona, Lugano, Mendrisio, Chiasso, Biasca, Santa Doméníca, Personico, Gordola gibi.

İsviçre’de sakinlerinin Retoromanşça konuştuğu bütün şehir ve köylerin isimleri Retoromanşça’dır, artı, böyle olduğu için orada resmî dil de Retoromanşça’dır. Bu yerleşim birimlerinin sadece isimlerine bile baktığınızda, orada yaşayan insanların Retoromanşça konuştuklarını anlarsınız: Domat, Rhäzüns, Bonaduz, Trin, Bergün, Stügli, La Rósà gibi.

Aynı durum sadece yerleşim birimlerinin isimlerinde değil, dağ, göl, ırmak ve şelâle isimlerinde de göze çarpmaktadır. Örneğin ülkenin en büyük gölü Fransızca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lac Léman” (Leman Gölü) şeklinde, üçüncü büyük gölü yine Fransızca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lac de Neuchâtel” (Neuchatel) şeklinde iken, ülkenin ikinci büyük gölü Almanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Bodensee” (Konstanz Gölü), beşinci büyük gölü yine Almanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Vierwaldstättersee” (Vierwaldstatt Gölü) şeklindedir. Buna karşılık, ülkenin dördüncü büyük gölü İtalyanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Lago Maggiore” (Verban Gölü) şeklindedir. Avrupa’nın en büyük şelâlesine sahip olma gururunu yaşayan İsviçre’de bu muhteşem çağlayan Almanca konuşulan bölgede olduğu için ismi “Rheinfall” (Ren Şelâlesi) şeklindedir.

Hatta öyle ki, bir şehrin içindeki semtlerde dahi bu durum göze çarpmaktadır. Aynı şehirdeki bir semtte veya mahallede oturanların anadili İtalyanca ise o semtin veya mahallenin ismi de İtalyanca, semt sakinlerinin anadilleri Almanca ise semtin adı da Almanca, mahallede Fransızca konuşuluyorsa mahallenin ismi de Fransızca’dır. Örneğin başkent Bern’e bakalım: Bern şehrinde anadilleri Almanca olan sakinlerin oturduğu semtlerin isimlerine bakınız; Neufeld, Brückfeld, Länggasse, Stadtbach, Wankdorffeld, Breitfeld, Breitenrain, Spitalacker, Obstberg, Kirchenfeld... Bern şehrinde anadilleri Fransızca olan sakinlerin oturduğu semtlerin isimlerine bakınız; Vilette, Monbijou, Beaumont, Lorraine... Bern şehrinde anadilleri İtalyanca olan sakinlerin oturduğu semtlerin isimlerine bakınız; Matte, Marzili, Dalmazi... Bütün bu isimlerini saydığımız semt ve mahalleler, aynı şehrin semt ve mahalleleridirler. Bunun adı medenîyettir işte, kardeşlerim, medenîyet! Türkiye’de ise bir tane resmî dil vardır ve Türkçe bilen bir Allâh’ın kulunun yaşamadığı yerlerde bile resmî dil Türkçe’dir. Türkçe dışındaki diller bırakın resmîyette tanınmayı, bizzat kanunla yasaklanmıştır ve Kürtçe konuştukları için 80 yıl boyunca pek çok insan hayatlarından dahi olmuşlardır.

Coğrafî bölgelerin ve yerleşim birimlerinin etnik ve dilsel yapıları bakımından bizim ülkemiz de tıpkı İsviçre gibidir. Fakat İsviçre’de hiçbir yerleşim biriminin adı zorla değiştirilmemiş, ona uydurma ve asimileci bir isim verilmemiştir. Türkiye’de ise Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere tam 28 bin yerleşim biriminin ismi zorla değiştirilmiş, Kürtçe, Ermenîce, Arapça, Rumca, Lazca, Çerkezce isimler ortadan kaldırılıp bunlara uydurma Türkçe isimler verilmiştir.

Fakat kendi ülkemizdeki güzel beldelerimizin, köy ve şehirlerimizin gerçek isimlerine baktığımızda, bizdeki durumun da aslında tıpkı İsviçre’deki gibi olduğunu hemen anlarız. Kürdistan coğrafyamızda şehirlerin gerçek isimleri genelde Kürtçe’dir. Örneğin; Agırî (Ağrı), Çêwlîk (Bingöl), Çolamerg (Hakkari), Mêrdîn (Mardin), Mıj (Muş), Qerıs (Kars), Zêdkan (Eleşkirt), Piran (Dicle), Dara Hênê (Genç), Kaniya Reş (Karlıova), Çêle (Çukurca), Nahalê Zelal (İliç), Hezo (Kozluk), Avşîn (Afşin), İd (Narman), Şiro (Pötürge), Gûla Hazar (Sivrice), Kerboran (Dargeçit), Serê Kani (Ceylanpınar), Beheştî (Besni), Tillo (Aydınlar), Gırigê Amo (Silopi), Xawa Sor (Gürpınar), Norşîn (Güroymak) gibi. Ancak bu şehirlerin hepsinin Kürtçe olan gerçek isimleri yasaktır ve hepsine uyduruk Türkçe isimler verilmiştir. Bu da, halkın rızası olmadan, zor ve cebir kullanılarak yapılmıştır.

Aynı şekilde, Lazistan coğrafyamızda da şehirlerin gerçek isimleri genelde Lazca veya Gürcüce’dir. Örneğin; Kerasunt (Giresun), Kotyora (Ordu), Livane (Artvin), Tirapezun (Trabzon), Xopa Lazistan (Hopa), Arhavî Kolheti Lazika (Arhavi), Artanuçi İberya (Ardanuç), Borçka Borçishêvi (Borçka), Livane İberya (Yusufeli), Artaşenî (Ardeşen), Hamşenî (Hemşin), Mampavri (Çayeli), Potamya (Güneysu), Viçe (Fındıklı), Dirona (Yomra), Haçka (Düzköy), Kadahor (Çaykara), Kondi (Dernekpazarı), Ruzar (Köprübaşı), Harşit (Doğankent), Palakî (Yağlıdere), Gadegara (Vezirköprü), Matasyun (Atakum), Miskire (Çarşamba), Termizun (Terme), Zelika (Alaçam) gibi.

Bununla birlikte, meselâ Hatay ilimizdeki yerleşim birimlerinin gerçek isimleri de Arapça’dır. Örneğin; Alallâh (Reyhanlı), Bab-ı İskenderun (Belen), Beysun Muradiye (Yayladağı), Quseyr (Altınözü), Sûweydiye el- Mina (Samandağ) gibi.

Tıpkı bunun gibi, meselâ Kayseri ilimizin Liva (Pınarbaşı) ilçesine bağlı köylerin gerçek isimleri genelde Çerkezce’dir. Örneğin; Lğur Hable (Aşağımescit), Ipş Hable (Aşağıbeyçayırı), Ş’Jambotey (Aşağıborandere), Gost Hable (Aşağıkaragöz), Xıt Hable (Aygörmez), Apşo Hable (Büyükgümüşgün), Aslin Hable (Karaboğaz), Ynalgoy (Dikilitaş), Gothaley (Gebelek), Gunaşey (Halitbeyören), Qızak Hable (Hilmiye), Hevşey Kafkasya (İnliören), Birgotey (Küçükgümüşgün), Jiya Yago (Kırkgeçit), Sasix Hable (Kırkpınar), Anzorey (Kaftangiyen), Şigê Begoy (Kurbağalık), Gılş Hable (Kılıçmehmet), Mudarey (Methiye), Jambo Tey (Olukkaya), Kunuj Hable (Sacayağı), Toğ Hable (Taşlıgeçit), Guraşin Hable (Tahtaköprü), Hapaşey Batirdegu Hable (Taşoluk), Lak Hable (Tersakan), Xatıgê Geycuğ Şoke Kafkasya (Üçpınar), Yınerıgey (Uzunpınar), Xatukê Sukuey Goyıj Kabardino (Yahyabey), Kuşha Hecî Kanşawa (Karahalka) gibi.

İşte kültür ve medeniyetten, kardeşlik ve birarada yaşama kültüründen zerre kadar nasibini almamış olan laik – kemalist rejim tarafından Anadolu topraklarındaki Kürtlük, Lazlık, Gürcülük, Çerkezlik, Araplık adına ne varsa, herşey zor ve zorbalık ile ortadan kaldırılmaya ve yok edilmeye çalışılmış, bütün bu kavim ve diller, isimler, “Türklük” potası altında, sunî “Türk ulusçuluğu” potası altında eritilmeye ve asimile edilmeye çalışılmış, binlerce yıllık köklü bir tarihe sahip olan Kürt, Laz, Çerkez milletlerine ait ne varsa yok edilmeye çalışılmıştır. Türk olmayan herkesin sokakta anadilleri bile yasaklanmış, konuştukları her kelime başına para cezasına çarptırılmış, tam 28 bin yerleşim biriminin ismi zorla değiştirilmiş, bu halkın İslam önderleri ve âlimleri darağaçlarında sallandırılmış, binlerce yıllık bir tedrisat geçmişleri olan medreseleri kapatılmış, ayrıca bu halklar katliâmlara, sürgünlere, zoraki göçlere mecbur bırakılmıştır.

İsviçre’de bir bölgede hangi etnik halk yaşıyorsa o bölgenin eğitim dili de yine aynı dildir; o bölgede konuşulan anadildir. Fakat iş bununla da bitmiyor. Çocuklar kendi anadilleriyle eğitim görürken, aynı zamanda onlara, ülkede konuşulan ikinci bir dil “mecburî olarak”, ülkede konuşulan üçüncü bir dil “seçmeli olarak”, artı, İngilizce de “mecburî olarak” öğretilir.

Diyelim ki Almanca konuşulan bölgedeki bir okuldayız. Oradaki çocukların anadilleri Almanca olduğu için okulun eğitim dili de Almanca. Fakat çocuk sadece Almanca ders görmüyor. Almanca ile birlikte, ülkedeki diğer üç resmî dilden (Fransızca, İtalyanca, Retoromanşça) en az bir tanesini mecburen öğreniyor. Bu ikinci anadilin hangisi olacağına da oradaki okul ve veliler karar veriyor. Sonuçta her mahallede, her köyde ilkokul vardır ve o bölgede herkes herkesi bilir, tanır. Tamamen kendi yörelerinin ve insanlarının şartlarına bakılarak bir konsensüs oluşturulur; bu da aşağı yukarı bellidir zaten. Yani ikinci anadilin hangisi olması gerektiğine karar vermek, o kadar da zor bir iş değildir. Burada velilerin dikkat etmesi gereken husus, çocuğun tedrisat hayatının ilkokulla sınırlı olmadığını, ortaokul, lise ve üniversite diye devam edeceğini dikkate alarak ona göre bilinçli bir tercih yapmasıdır. Çocuğa sadece ülkedeki iki dil birden değil, aynı zamanda “yabancı dil” statüsünde İngilizce de “mecburî olarak” öğretilir. Yani çocuğunuz “okuyup adam olduğunda” tam üç tane dili oluyor. Ancak ülkedeki üçüncü bir anadili de “seçmeli olarak” öğrenme şansınız vardır; bu tamamen sizin tercihinizde olan bir konudur.

İsviçre’deki adaletli ve hakkaniyetli sistemin aynısı, sadece 20 yıllık bir devlet olan ve üstelik etnik çatışmaların en yoğun olduğu, ırkçılık ve kavmiyetçiliğin her dönemde hortladığı, insanların dil ve dîn farklılığı yüzünden biribirlerini boğazlayabildiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer alan Makedonya Cumhuriyeti’nde de uygulanmaktadır.

Bazıları tarafından “Makedonya” ismine bile tahammül edilmeyen bu güzel ülke, kendi içinde her türlü özgürlük ve serbestiyet ortamını sağlamış durumdadır. Kan ve gözyaşı üzerine kurulu, etnik ve dinî farklılıklardan dolayı savaşların çıkıp da insanların biribirlerini en acımasız ve gaddar bir biçimde katlettiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer aldığı halde, Makedonya, kendi içinde gerçek anlamda barış ve kardeşliği sağlamış durumda.

Etrafı barbarlarla ve yamyamlarla çevrili bir coğrafyada, tıpkı İsviçre gibi medenî bir ülke kurmuş Makedonlar. Hem de, sadece 20 yaşında, gencecik bir devlet olduğu halde.

Makedonya sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki adet resmî dili var. Makedonya’daki bütün trafik işaretleri, cadde ve sokak isimleri “iki dilli”.

Makedonya’nın en büyük topluluğu Makedonlar, ikincisi Arnavutlar. Bu iki etnik topluluğu Türkler, Çingeneler, Sırplar, Boşnaklar, Ulahlar vb. topluluklar takip ediyor. Makedonya Cumhuriyeti devleti sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki tane resmî dili var. Bütün yerleşim isimleri, sokak ve cadde isimleri, bütün resmî tabelalar, resmî dairelerdeki bütün tabelalar “çift dilli”.

Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok.

Ülkenin diğer küçük etnik topluluklarının durumuna gelince: İsteyen herkes, isterse ülkedeki sayıları sadece birkaç bin olsun, isteyen herkes, ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar, “kendi anadiliyle” eğitim görüyor. İsteyen herkes!

Meselâ, ülkenin en güzel şehri olan turistik Ohri ilinin bir ilçesi olan Struga’dan örnek verelim: Struga ilçesindeki Niko Lestor Lisesi MAKEDONCA, FON Lisesi ARNAVUTÇA, Yahya Kemal Lisesi ise TÜRKÇE eğitim veriyor.

Ülkede hiç kimsenin dili yasaklanmamış, hiçbir yerleşim biriminin ismi de zorla değiştirilmemiş. Hiçbir Arnavut’a da zorla “Hayır sen Makedon’sun” denilmiyor.

Makedonya’da konuşulan diller ve bu dillerin resmî statüleri şöyledir:

 

 

Dil

 

 

Konuşan kişi sayısı

 

Nüfûsa oranı

 

Dilin statüsü

 

Makedonca

 

 

1.297.981 kişi

 

% 64, 18

1. Resmî Dil

&

Eğitim Dili

(Üniversite Dahil)

 

Arnavutça

 

 

509.083 kişi

 

% 25, 17

2. Resmî Dil

&

Eğitim Dili

(Üniversite Dahil)

 

Türkçe

 

 

77.959 kişi

 

 

 

% 3, 85

Eğitim Dili

(İlk, Orta ve Lise /

Üniversitede Özel Bölüm)

 

Çingene Dili

 

 

53.879 kişi

 

% 2, 66

 

Eğitim Dili

(İlk ve Ortaokul)

 

 

Sırpça

 

 

35.939 kişi

 

% 1, 78

 

Eğitim Dili

(İlkokul)

 

,

Boşnakça

 

 

17.018 kişi

 

% 0, 84

 

Seçmeli Ders

(Haftada 2 Saat)

 

 

Ulahça

 

 

9.695 kişi

 

% 0, 48

 

Seçmeli Ders

(Haftada 1 Saat)

 

 

Macarca

 

 

2.003 kişi

 

% 0, 1

 

İsteyen Özel Kurs

Açabilir

 

Yukarıdaki tabloda da gördüğünüz üzere, Makedonya’da Makedonca ve Arnavutça devletin “resmî dilleri”dirler. Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok. Kaldı ki Arnavutlar ülke toplam nüfûsunun yarısını değil, sadece dörtte birini teşkil ettikleri halde böyledir.

Makedonya’da Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili ve Sırpça ise “eğitim dilleri”dirler. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders” olarak okutulur.

Burada hayret ve şaşkınlıkla takip edilmesi gereken nokta şudur: İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim görebildiğiniz Türkçe’yi bu ülkede konuşanların sayısı Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadardır sadece. Makedonya’da sadece 78 bin Türk yaşamaktadır ve bunlar ülke toplam nüfûsunun sadece % 3, 8’ini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Aynı şekilde, Makedonya’da sadece 54 bin kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 2, 7’sini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde Çingeneler ilk ve ortaokulda kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Yine bunun gibi, sadece 36 bin kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 1, 8’ini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde Sırplar ilkokulda kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Sadece 17 bin kişinin (Türkiye’deki bir kasaba kadar) konuştuğu Boşnakça haftada iki saat, sadece 9 bin 700 kişinin (Türkiye’deki bir köy kadar) konuştuğu Ulahça ise haftada bir saat “seçmeli ders” olarak okutulur.

Makedonya Cumhuriyeti devleti sayıları ancak 509 bin (Türkiye’deki bir il kadar) olan Arnavutlar’ın konuştuğu Arnavutça’yı “devletin 2. resmî dili” yapmış, ayrıca, Makedonya’da sayıları ancak 78 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar, sayıları ancak 54 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Çingeneler ilk ve ortaokulda, sayıları ancak 36 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Sırplar ilkokulda “kendi anadilleriyle eğitim” alırken, sadece 17 bin (Türkiye’deki bir kasaba kadar) kişinin konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin (Türkiye’deki bir köy kadar) kişinin konuştuğu Ulahça bile okullarda “seçmeli ders” olarak okutulurken, Türkiye’de sayıları milyonlarla ifade edilen Kürt halkı odur daha manavdaki soğan etiketinin üzerine “Pivaz” yazabilmenin kavgasını vermektedirler. İnsanlık adına bir utançtır bu. Bu ülkede yaşayan ve “şeref, haysiyet, onur” gibi meziyetlerini az da olsa koruyabilmiş olan herkesin bu durumdan büyük bir utanç duyması gerekmektedir. Bu durumdan utanmayan, rahatsız olmayan kişi insanî ve İslamî tüm melekelerini yitirmiş demektir. Bu durumdan utanmayan kişinin başka hiçbir şey karşısında utanma hakkı da yoktur. Anadil özgürlüğü ve anadillerin her alanda yaşayıp yaşatılması mücadelesi, herkesten ama herkesten önce, kalbinde biraz olsun “Allâh korkusu” taşıyan insanların vermesi gereken bir mücadele olmalıydı.

“Bin yıllık kardeşlik” edebiyâtının yapıldığı Türkiye’de bırakın “resmî dil” veya “eğitim dili” statüsünü, Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanınmazken, henüz 20 yaşında olan ve üstelik etnik – kavmî çatışmaların en şiddetli olduğu bir coğrafyada bulunmasına rağmen Makedonya’nın birden fazla resmî dili ve birden fazla eğitim dili var. İşin traji – komik yönü de şu ki, kendi egemenliği altındaki topraklarda Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanımayan, 20 milyon insanın (dünyadaki pekçok ülkenin nüfûsundan fazla) konuştuğu Kürtçe’yi adetâ Kürtler’le dalga geçercesine “Gidip özel kurslarda öğrenin” diyen, TRT Şeş’i adetâ bir lütufmuş gibi sunan ırkçı – şoven Türkiye Cumhuriyeti devleti, tam 20 yıldır, Makedonya kurulduğundan beri, bu ülkeyle arasındaki sıcak ilişkileri ve dostluğu kullanarak, buraya gönderdiği büyükelçilerini ve konsolosluklarını devreye sokarak Makedonya’da sadece 77 bin insanın konuştuğu Türkçe’nin Makedonya devletinin “3. resmî dili” olması için elinden gelen çabayı ortaya koymaktadır. Evet, maalesef! Türkiye’de 20 milyon nüfûslu Kürtler’in anadilini bırakın “2. resmî dil” diye teklif etmeyi, “eğitim dili” olarak teklif etmek bile “bölücülük”le suçlanmanıza ve hayatınızın kararmasına yeterken, aynı TC devleti, Makedonya’da sadece 77 bin nüfûslu Türkler’in konuştuğu Türkçe’nin burada “eğitim dili” olmasını bile yeterli görmemekte, Türkçe’nin “3. resmî dil” olması için 20 yıldır Makedonya devletine diplomatik baskı yapmaktadır.

20 milyon Kürt anadilini gidip özel kurslarda öğrensin, “TRT Şeş var, daha ne istiyorsunuz?”, fakat 77 bin Türk ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadiliyle eğitim görebildiği halde bu yeterli değildir; Türkçe mutlaka 3. resmî dil olmalıdır.

Böyle bir çifte standart olabilir mi?

Bu ikiyüzlülüğü hangi dîn, hangi ahlak, hangi örf kabul eder?

Makedonya’da sayısal olarak ilk iki sırayı alan etnik topluluğun konuştuğu diller (Makedonca ve Arnavutça) “resmî dil”, ilk beş sırayı alan etnik topluluğun konuştuğu diller (Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili, Sırpça) “eğitim dili”dir. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders” olarak okutulur.

Şimdi buraya kadar statüleri ve ülke yaşamındaki yerleri hakkında bilgiler verdiğimiz bu dillerin sahip oldukları hak ve özgürlükler konusunda daha detaylı bir inceleme yapalım:

Makedonya’da sadece 17 bin kişinin konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin kişinin konuştuğu Ulahça okullarda “seçmeli ders” olarak verilir. Boşnakça haftada 2 saat, Ulahça ise haftada 1 saat. Basın – yayın alanında ise serbesttirler. Ulahlar Makedonya’da “Felix” adında Ulahça bir gazete çıkarmaktadırlar. Ayrıca Üsküp Radyosu da her gün 30 dakikalık Ulahça yayın yapmaktadır. Bazı yerel radyolar ise Ulahlar’a aittir ve yayınları tamamen Ulahça’dır.

Sayıları 36 bin civarında olan Sırplar’ın ilk eğitimi kendi anadilleriyle alma hakları vardır. İlkokulu Sırpça okurlar.

Sayıları 54 bin civarında olan Çingeneler daha çok Bitola, Prilep, Resne ve Kruşova şehirlerinde yaşamaktadırlar. Temel eğitimi kendi anadilleriyle alma hakları vardır. İlkokulu ve ortaokulu Çingene Dili’yle okurlar.

Makedonlar ve Arnavutlar dışındaki etnik topluluklar arasında en kalabalık kesimi oluşturan Türkler’in ülkedeki nüfûsu 77 bin 959’dur.

Şimdi Makedonya’nın hangi yerleşim biriminde kaç Türk yaşadığına bakalım: Gostivar (13 bin 752 kişi), Üsküp (12 bin 27 kişi), Debar (6 bin 698 kişi), Strumiça (5 bin 798 kişi), Radoviş (4 bin 283 kişi), Tetovo (3 bin 945 kişi), Prilep (3 bin 909 kişi), Kiçevo (3 bin 823 kişi), Makedonski Brod (3 bin 394 kişi), Struga (3 bin 337 kişi), Veles (2 bin 375 kişi), Ohri (2 bin 357 kişi), İştib (2 bin 57 kişi), Bitola (1900 kişi), Resne (1879 kişi), Valandova (1465 kişi), Gevgeliya (705 kişi), Kruşova (664 kişi), Negotin (617 kişi), Koçani (528 kişi), Kumanova (422 kişi), Viniça (239 kişi), Sveti Nikole (222 kişi), Kavadarçi (182 kişi), Delçova (144 kişi), Demir Hisari (30 kişi), Probiştib (9 kişi), Kratova (7 kişi).

Türkiye’de milyonlarca Kürt çocuğunun kendi anadiliyle eğitim alma hakkı yokken ve bu yöndeki talepler bile en çirkin itham ve baskılara muhatap olurken, Türkiye’de 20 milyonluk bir nüfusa sahip Kürtler daha odur manavdaki soğan etiketine “Pivaz” yazdırma kavgası verirken, sayıları sadece ve sadece 77 bin olan Türkler’in Makedonya’da hangi haklara sahip olduklarına bir bakalım şimdi:

Makedonya’da Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Türkçe eğitim veren ilkokullar, ortaokullar ve liseler vardır. Üniversitelerde ise Türkçe eğitim veren özel bölümler vardır.

Başkent Üsküp’teki Âzîz Kiril ve Metodius Üniversitesi (Univerzitet Sveti Kiril i Metodiy) bünyesindeki Filoloji Fakültesi’nde ve Pedagoji Akademisi’nde “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümleri vardır ve ayrıca bu bölümde öğretim dili de Türkçe’dir. Makedonya’daki tüm üniversite öğrencileri arasında Türk gençlerinin oranı ise % 1’dir.

Burada bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek isterim: Makedonya’nın başkenti Üsküp, 670 bin nüfûslu büyük bir şehirdir. Bu metropolde Türkler’in nüfûsu ise sadece 12 bin’dir. Yarım milyonu aşkın bu kocaman şehirde sadece 12 binlik küçük bir azınlık oldukları halde kendi anadilleriyle üniversite okuma imkânına sahipler. Öte yandan, 2 milyon nüfûslu bir şehir olan Diyarbakır’daki Kürt gençlerinin bırakın ünversiteyi, ilkokulu bile kendi anadilleriyle okuma hakları yoktur ve 2 milyonluk Diyarbakır’ın tamamı Kürt’tür.

İlkokul, ortaokul ve lisede ise “özel bölüm”lere gerek dahi yoktur; çünkü bütün ülkedeki nüfûsları sadece 77 bin olan Türkler tedrisat hayatlarının bu dönemlerinde tamamen kendi anadillerinde eğitim alma hakkına sahiptirler.

Üsküp’teki Yosip Broz Tito Lisesi Türkçe eğitim vermektedir. Üsküp, Tetovo, Struga ve Gostivar şehirlerinde Türkçe eğitim ilk, orta ve lise boyunca verilir. Üsküp’te iki lise (Yosip Broz Tito Lisesi ve Stefan Dimov Lisesi), Gostivar’da iki lise (Pançe Popovski Lisesi ve Zlate Malakovski Lisesi), Tetovo’da bir lise (Nikola Şteyn Lisesi) ve Struga’da bir lise (Yahya Kemal Lisesi) Türkçe eğitim vermektedir.

Struga şehrindeki Niko Lestor Lisesi Makedonca, FON Lisesi Arnavutça, Yahya Kemal Lisesi ise Türkçe eğitim vermektedir.

Türkçe sadece düz liselerde değil, meslekî liselerde de eğitim dili olarak kullanılmaktadır. Tetovo şehrindeki Meslekî Tıp Lisesi ve Gostivar şehrindeki Elektro Teknik Okulu Türkçe eğitim vermektedir.

Yine Ohri şehrinde Türk öğrencilerin gittiği okullarda sekiz yıllık temel eğitim Türkçe’dir.

Resne, Radoviş ve Vrapçişte’de 4 yıllık ilkokul Türkçe’dir. Ortaokullarda ise ayrıca Türkçe sınıf vardır. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin köyü olan Koçacik’te de Necati Zekeriya İlkokulu’nda eğitim dili Türkçe’dir.

Makedonya’daki 77 bin Türk’ün sahip olduğu bu hakları Türkiye’deki 20 milyon Kürd’ün hayâl etmesi bile vatana ihânettir ve bölücülüktür. Aynı şey Lazlar ve Çerkesler için de geçerlidir. Çünkü Türkiye’de çocukların eğitim – öğretim hayatı “Türküm doğruyum çalışkanım” ile başlar, senelerce “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ile devam eder ve nihayetinde “Ne mutlu Türküm diyene” ile biter. Çocuklar okula böyle başlar, böyle okur ve böyle mezun olurlar. Türkiye’de Türkçe’den ve Türklük’ten başka hiçbir şeye hayat hakkı tanınmamıştır.

Bugün Makedonya Cumhuriyeti’nde genel öğretim veren temel eğitim okullarında (8 yıllık zorunlu eğitim) ve liselerde Türkçe anadil eğitim ders kitapları, bizzat Makedonya Eğitim ve Spor Bakanlığı ile Makedonya Pedagoji Kurumu tarafından hazırlanmaktadır. Makedonya’da devlet, ders kitaplarını 5 ayrı dilde hazırlamaktadır. Sadece Makedonlar için diğer 4 dilden birini öğrenme zorunluluğu yoktur. Arnavutlar, Türkler, Çingeneler ve Sırplar ise hem kendi dilleriyle, hem de Makedonya’nın hâkim dili olan Makedonca eğitim alırlar ve “iki dilli” yetiştirilirler.

Okulöncesi eğitim, başka bir ifadeyle “Anaokulu” (Almanca “Kindergarten”), henüz ilköğretim çağına gelmemiş 5 – 6 yaşları arasındaki çocukların eğitim gereksinimini karşılar ve isteğe bağlıdır. Bu eğitim ana sınıflarında verilir. İlköğretim, genel olarak 7 – 14 yaşlarındaki çocuklara eğitim sağlayan 8 yıllık bir yetiştirme (temel eğitim) dönemidir ve zorunludur. Gerek yönetim, gerek öğretim programı bakımından bir bütünlük göstermektedir.

Ortaöğretim, genellikle 15 – 19 yaş kümesindeki gençlerin öğrenim gördükleri bir öğretim basamağıdır. Genelde 4 yıl süren bu öğretim basamağı, ilköğretime dayalı en az 3 yıllık bütün genel, meslekî ve öğretim kurumlarını kapsar. En yaygınları lise olan bu okulların arasında, işlevleri ve programları ayrı olan “Orta Tıp” (Sağlık Lisesi), “Orta Teknik” (Teknik Lise) ve “Orta İktisat” (İktisat Lisesi) gibi adlar altında eğitim veren ortaokullar da vardır. Bu okullarda değişik alanlarda orta dereceli kadro yetiştirilmektedir. İlk öğrenimini tamamlayan her öğrenci, ilgi ve yeteneği doğrultusunda bu okullardan birine girebilir.

Makedonya’nın ilk ve ortaokul ile lise anadil eğitim ders kitapları, bizzat devlet tarafından hazırlanmaktadır. İlkokulun 1. sınıfında, çocuklara Türkçe okuma – yazma öğretmek için kullanılan kitaba 1993 yılına kadar “Alfabe” denirdi. Ondan sonra bu ders kitabının adı “İlk Okuma – Abece” ismini almaya başladı. İlkokulların bütün sınıflarında anadil eğitimi dersine “Türkçe”, kitabına da “Okuma Kitabı” denir. Liselerde de anadil eğitimi derslerine “Türkçe”, kitaplarına ise “Örnekleriyle Edebiyat” veya “Türk Edebiyatı” adı verilir.

Türkçe dersleri ilkokul 1. – 4. sınıflarda haftada 5’er saat, 5. – 8. sınıflarda ise haftada 4’er saattir. Liselerde ise Fen, Matematik, Sosyal Bilimler şubelerine göre birinci sınıfta haftada 3 – 4 saat, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda ise haftada 2 – 3 saat arasında değişir.

Türkçe okuma kitaplarının oylumları, bu ders saatlerini dolduracak etkinlikleri içerecek şekilde 112 ilâ 190 sayfa arasında değişmektedir.

Makedonya’da Türkçe sadece eğitim hayatında değil, basın – yayın hayatında da her türlü özgürlüğe sahiptir.

Makedonya’da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerden bazıları şunlardır: “Birlik” (gazete), “Türk Kalemeri” (gazete), “Haberci” (gazete), “Yeni Balkan” (gazete), “Zaman” (Türkiye’deki Zaman Gazetesi’nin Makedonya temsilciliği; Türkiye’den gönderilmiyor, burada basılıyor), “Ekol” (siyasî düşünce dergisi), “Köprü” (siyasî düşünce dergisi), “Kızıl Elma” (siyasî – ideolojik dergi), “Sevinç” (çocuk dergisi), “Tomurcuk” (çocuk dergisi), “Sesler” (toplum – sanat dergisi), “Hilâl” (Makedonya İslam Birliği bünyesindeki El- Hilâl Cemiyeti’ne ait yayın organı), “Vardar” (kültür – sanat dergisi), “Dere” (kültür – sanat dergisi), “Hikmet” (siyasî düşünce dergisi).

Makedonya’daki televizyon ve radyolarda Türkçe programlar vardır. Televizyonlarda Türkçe olarak haberleri izleyebilir, ayrıca belgesel, çocuk, kültür, gençlik, eğlence ve sağlık programlarını takip edebilirsiniz.

Makedonya Devlet Televizyonu’nun 3. Kanalı (MTV 3), sadece ülkedeki Makedon olmayan diğer etnik topluluklara yönelik yayın yapan bir kanaldır ve bu kanalda bol bol Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili, Sırpça, Boşnakça ve Ulahça programlar seyredebilirsiniz.

Makedonya’da buraya kadar anlattığımız tüm haklar, tüm özgürlükler, anayasal güvence altına alınmıştır. Bunlar anayasanın 48. ve 78. maddeleridir.

Makedonya Anayasası’nın özellikle 48. maddesi, bütün dünya ülkelerine, dünyadaki tüm devletlere örnek olması gereken, adetâ tüm insanlığa “insanlık dersi” veren bir maddedir.

Makedonya Anayasası’nın 48. maddesi şöyledir:

a) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kendi etnik ve dînî kimliklerini, kendi ulusal özelliklerini serbestçe ifade etme, geliştirme ve iyileştirme hakkına sahiptirler.

b) Cumhuriyet, ülkede yaşayan değişik millîyetlerin etnik, kültürel, dilsel ve dînsel kimliklerini korumayı garanti etmektedir. Devlet bütün bu hakları sonuna kadar taahhüt eder ve kimliklerin yok olması için değil, var olması için vardır.

c) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kimliklerini ifade etmek, geliştirmek ve iyileştirmek amacıyla kültürel ve sanatsal kurumlar ile bilimsel ve diğer nitelikli vakıflar kurma hakkına sahiptirler.

d) Anadilde eğitim, herkesin doğuştan gelen en temel ve fıtrî hakkıdır. Hiç kimse kendi anadiliyle eğitim almaktan mahrum edilemez. Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri ve azınlık üyeleri, kanuna uygun olarak ilk ve orta eğitimde kendi anadilleriyle eğitim yapma hakkına sahiptirler. Bir millîyetin diliyle eğitim yapılan okullarda ayrıca Makedon dili de öğretilir.

Yukarıda satırlar, bizim gibi, kendi Müslüman kardeşleri tarafından bile “Kürtçü, ırkçı” diye yaftalanıp dışlanan bir yazarların makalesinden seçtiğimiz cümleler değil, Makedonya Cumhuriyeti Anayasası’ndan aktardığımız paragraflardır.

Makedonya Anayasası’nın 78. maddesi ise şöyledir:

a) Meclis, etnik gruplar arası ilişkilerle ilgili bir konsey kurar.

b) Konsey; meclis başkanı, Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Ulahlar ve Romanlar’dan ikişer temsilci ile Makedonya’daki diğer millîyetlerin üyelerinden ikişer kişiden oluşur.

c) Meclis başkanı, konseyin de başkanı olur.

d) Meclis, konsey üyelerini seçer.

e) Konsey, Cumhuriyet’teki etnik gruplar arasındaki ilişkilerle ilgili sorunları dikkate alır ve çözüm için değerlendirme ve önerilerde bulunur.

f) Meclis, konseyin değerlendirme ve önerilerini dikkate almak ve onlarla ilgili karar almak zorundadır.

Evet... Makedonya Anayasası böyle.

Görüldüğü gibi anayasada, ülkedeki tüm etnik toplulukların isimleri tek tek zikredilerek tanınmıştır ve bu tanıma üzerinden yukarıda anlattığımız tüm hak ve özgürlükler sağlanmıştır.

Fakat Makedonya’da hiç Kürt yaşamadığı için “damarlarında asil kan taşıyan” Türklük devleti bu anayasadan hiçbir şekilde rahatsızlık duymamakta, bilakis 77 bin Türk yaşadığı için üstüne bir de memnun olmaktadır.

Sonuç olarak…

Bugün dünya üzerinde 200’ün üzerinde ülke / devlet vardır. Bunların 193 tanesi uluslararası hukuk tarafından tanınan ülkeler / devletlerdir ve sadece biri (Vatikan) hariç, 192 tanesi Birleşmiş Milletler (BM) üyesidir. Ancak dünya üzerinde, İzlanda hariç hiçbir ülke “tek dil ve etnik köken”den, Vatikan hariç hiçbir ülke “tek mezhep ve sosyal sınıf”tan, Kuzey Kore hariç hiçbir ülke de “tek ideoloji ve dünya görüşü”nden meydana gelmemiştir. Bilakis dünya üzerinde, devletleşmiş olsun veya olmasın, tanınsın veya tanınmasın, yukarıda verdiğimiz üç örnek (İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) hariç, bütün ülkeler ve coğrafyalar, farklı etnik kökenlerden gelip farklı diller konuşan, farklı mezhebî inanca mensup ve farklı sosyal sınıflara ait, farklı düşüncelere ve dünya görüşlerine sahip insanlardan oluşmaktadır.

Ancak yaşadığımız ülkede 100 yıla yakındır asimilasyoncu ve tek tipçi bir rejimi benimsemiş olan devlet, sahip olduğu resmî ideoloji ve halka karşı baskıyla, zor ve cebir ile dayattığı devlet politikasıyla ülkeyi bu üç ülkeye (İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) benzetmeye çalışmıştır ve halen dahi çalışmaktadır ki, bunu yapmaya çalışan devlet, ne garip ve çelişkili bir durumdur ki, farklı dîn, dil, mezhep, kültür, coğrafya, etnik kökenden insanları yüzyıllar boyunca – şöyle veya böyle - birarada tutabilmiş olan Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi topraklarda kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti devletidir. 100 yıla yakındır uygulamaya çalıştığı ve sonuç alamadığı halde vazgeçmediği “tek tipçi” resmî politikalarını terk edemeyen devlet, “tek dil, tek ırk”çı Türkçülük politikasıyla ülkeyi “tek dil ve ırk”tan meydana gelen İzlanda’ya, “tek mezhep”çi Hanefîcilik politikasıyla ülkeyi “tek mezhep”ten meydana gelen Vatikan’a, “tek ideoloji”ci Atatürkçülük ve Kemalizm politikasıyla da ülkeyi “tek ideoloji”den meydana gelen Kuzey Kore’ye benzetmeye çalışmıştır.

Tuhaf olan, ülkede Türkçe dışındaki tüm dilleri yasaklayan ve tüzel kimlikten soyutlayan Türkiye, medenî hukukunu İsviçre’den alırken, İsviçre’nin tam 4 tane resmî dilinin olması ve ülkede konuşulan tüm dillerin “resmî dil” statüsünde olmasıdır. Yine tuhaf olan, Şafiî olsun Alevî olsun, ülkede herkese zorla Hanefî dîn eğitimi veren Türkiye, yönünü Batı’ya, yani Avrupa’ya çevirirken, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, sadece İsviçre değil, hiçbir ülkesinde kimseye başka bir mezhebe göre dînî eğitim verilmemesidir. İsteyen Ural Dağları’ndan kendini aşağı atarak Cebel-i Tarık Boğazı’ndan okyanusa açılabilir ve tüm Avrupa’yı dolaşarak inceleyebilir; Avrupa ülkelerinde hiçbir Protestan’a Katolik dîn eğitimi, hiçbir Katolik’e de Protestan dîn eğitimi verilmez. Katolik’seniz Katolik mezhebine göre öğrenirsiniz Hristiyanlık inancını, Protestan’sanız Protestan mezhebine, Ortodoks’sanız Ortodoks mezhebine göre.

Binaenaleyh, ülkeyi dil ve etnisite bakımından İzlanda’ya, mezhep bakımından Vatikan’a, ideolojik bakımdan da Kuzey Kore’ye benzetmeye çalışarak “tek dil, tek mezhep, tek ideoloji” dayatmasında bulunan laik – kemalist kadrolar, yüz yıllık bu çabalarında başarılı olamamışlardır; halk bu dayatmaları kabul etmemiş, geri püskürtmüştür.

Kemalist elit kadrolar ülkeyi ne İzlanda yapabilmişlerdir, ne Vatikan, ne de Kuzey Kore. Her üç girişim de başarısızlığa uğramıştır. Ve resmî ideolojinin yalnızlığı, giderek daha da derinleşmektedir ülkemizde.

Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarına, erdem ve fazilet sahibi bireylerine düşen görev, ister Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermenî, Arap veya Gürcü olsun, ister Müslüman, Hristiyan, Musevî veya ateist olsun, ister İslamcı, liberal veya sosyalist olsun, bu ülkenin tüm yurttaşlarına, özgürlük, ilerleme ve aydınlık yarınlardan yana olan tüm yurttaşlarına düşen görev, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yüz yıla yakın bir zamandır bizlere yaşattığı bu utanca son vermek, İsviçre, Güney Afrika, Venezuela, Finlandiya gibi medenî ülkeleri örnek alarak daha adaletli ve daha paylaşımcı bir siyasal modeli bu topraklara hâkim kılmaktır.

İbrahim Sediyani / Ufkumuz

Diğer Haberler