Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürtler ve ”kurtarıcıları” - Nizamettin Barış

Kürtler ve "kurtarıcıları" - Nizamettin Barış

10 Temmuz 2012 Salı 13:18
Şiddetin devam etmesi ve muhalefetin karşı tavır sergilemesi çözüme yönelik adım atmamanın bahanesi olmaz.

Umut tacirleri için “Kürt sorunu” gündemdeki sabit yerini koruyor. Akıl hocalığını meslek edinmiş bu aktörlere yalnız siyasette değil medya ve akademide de rastlıyoruz. Gelinen noktada bunların hangisi “benim dediklerim doğrulandı” diyebilir?

Sadece şu son bir ay içerisinde bile Kürt sorununun çözümü ile ilgili abartılı, manipülasyonlara dayalı haber ve öneriler ile kamuoyu yönlendirilmeye çalışıldı. CHP’nin “Kürt sorunu girişimi”, “Avni Özgürel röportajları” “Leyla Zana’nın sözleri” bize bir eşikte olduğumuz, “çok önemli” değişiklikler bekleyebileceğimiz mesajını da içeren bir dille aktarıldı. Bu üç olayın her birinden yola çıkılarak “çözüme dair” ayrı ayrı umutlar verildi hatta sanki “sorun” yarın çözülecekmiş gibi bir hava yaratıldı. Oysa bu laf kalabalığı ne çözüme doğru yol almamızı sağlayacak yeni bir aklı bize aktarıyor ne de böylesi bir aklın ortaya çıkmasına katkı yapıyor. Ne yazık ki tüm olan biten siyaseten yol almak için gündemin bir kez daha işgal edilmesinden başka bir şey değildi. Oysa bu toz duman içerisinde Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulabilmesini sağlayan - yetersiz ama çok önemli- gelişmenin irdelenmesi ve getirdiği teknik imkân ve sorunların tartışılması ikinci plana atılmış oldu.

Mevcut söylemleri ile yol alamayanlar Kürt sorununu kendilerini güncelleştirecek bir araç olarak kullanabileceklerine inandıkları için bu sorunla gündem oluşturuyorlar. CHP mevcut tavrı ve programı ile kamuoyunda destek bulamayacağını anladığı için (tüm eksi ve artıları ile) Kürt sorunu her zaman gündeminde olan AK Parti’nin alanına girerek yeni bir “dinamizm” kazanacağına inanıyor. Oysa Kemalist/Jakoben anlayışı ile ilgili tek kelime özeleştiri yap(a)mayan CHP’nin inandırıcı olması mümkün değil. CHP’nin “Kürt sorunu” ile ilgili tavrı sadece Kürtlerin Kemalizm ile uyumunu sağlamaya yönelik bir projedir. Bu projeye destek verecek çok sayıda aktör var. Sezgin Tanrıkulu’nun CHP’ye transferi de bu projenin bir parçasıdır.

Kürtleri Kemalizme monte etme çabasının en ibret verici son örneklerinden birisi de Yıldıray Oğur’un “Şu Kürtler olmazsa Kürt Sorunu ne güzel çözülür” (Taraf 03.07.12) adlı çok güzel makalesinde de anlattığı Selahattin Demirtaş’ın Hikmet (Çetin) ağabeyleri ile görüşmesidir. “Faili meçhul” Kürt cinayetlerinin işlendiği 1990’lı yılların flaş politikacısı olan ve aynı zamanda o dönemin baş aktörlerinden Mehmet Ağar’a yakınlığı ile tanınan, hatta birkaç hafta önce cezaevinde bu şahsı ziyaret eden Hikmet Çetin’in Kemalist kamp her bunalıma girdiğinde imdada koşanlardan olduğu herkesçe biliniyor.

Aslında BDP’nin Kürtleri Kemalizme monte etme çabalarına daha önce de tanık olmuştuk. Haziran 2011 seçimleri öncesinde CHP mitinglerine verilen destek, Uludere olayında CHP’ye gösterilen yakınlık bu çabanın örnekleriydiler. Bu politikanın Kürtlerin yararına olmadığını daha önce de yazmıştım (“Kürtler Kemalizm’e dolgu malzemesi olmaz”, Taraf 11.02.11)

CHP’nin abartılan ve kurtarıcı formül olarak sunulan içeriksiz “Kürt girişimi” son Dağlıca olayından sonra - CHP içindeki ana Kemalist damarın açık ve gizli karşı koyuşu nedeni ile - “istenilen artıları” sağlamadan gündemden düştü. Buna bel bağlayanlar ise avuçlarını yaladılar.

Aynı şekilde Avni Özgürel’in röportajlarına da can simidi gibi sarınıldı. Ama Avni Özgürel’in kişisel beklenti ve öngörülerinin üzerine balıklama atlayanların beklentileri de Murat Karayılan’ın açıklamalarından sonra boşa çıktı. Karayılan yazılanların aksine geçmiş eylemlere (örneğin karakol baskınları) “karşı olmadığını”, bunların tesadüfen icra edilen eylemler olmadığını, her şeyin kontrollerinde olduğunu, iyimserliğin kendi sözlerinden değil, Avni Özgürel’in temenni ve görüşlerinden türetildiğini söyledi. Karayılan’ın bu açıklamalarından sonra yanlış yorum ve iyimser beklenti içinde olanlardan yanıldıklarına dair bir kelime özeleştiri bile duyamadık. Gelinen noktada birden fazla aktörü barındıran bir yapılanmanın tek unsuruna bel bağlamanın yanıltıcı olduğu dersi artık alındı mı acaba?

CHP’nin “çözüm çabası” ve Avni Özgürel röpörtajı “projelerinden” sükut-u hayale uğrayan söylem mühendisleri Leyla Zana’nın “Kürt sorununu Erdoğan çözer” açıklamasıyla yeni bir umut kulvarına girdiler. Oysa Leyla Zana’nın sözlerinde ne yadırganacak ve ne de alkışlanacak bir şey var. Her iki seçmenden birinin oyunu alarak ülkenin başbakanı olmuş bir parti genel başkanı için “Kürt sorununu o çözebilir” saptamasını yapmak son derece doğal ve sade bir demokrasi kuralıdır. Çünkü tüm sorunların çözümünü ülkeyi yönetenlerden talep etmek demokrasinin gereğidir.

Bu basit gerçeğin Leyla Zana tarafından dillendirilmesinin önemi şu: birkaç ay öncesine kadar “silah sigortamızdır” diyen Zana BDP/PKK cephesinin savunduğu “Demokratik Özerklik” önerisini bile “Kürtleri temsil” açısından yeterli bulmuyordu. BDP/PKK cephesinin AK Parti’yi ve başbakanı faşistlikle suçladığı bir dönemde Zana’nın çözümün adresi olarak başbakanı göstermesi kamuoyunda bir paradigma değişikliği olarak algılandı. Oysa Zana’nın başbakanla görüştükten sonra dillendirdiği istekler BDP/PKK cephesinin bilinen talepleriydi.

Eğer Zana (ya da BDP/PKK cephesi) için bir paradigma değişikliği söz konusu ise, buna uygun olarak geçmişteki yanlış tesbit, tutum ve eylemler ile ilgili özeleştiri yapılmalı. Örneğin, bu cephenin yıllarca Kemalistlere ve darbecilere politik alan açtığı bunların (Yalçın Küçük, Doğu Perinçek, Mihri Belli, vs...) düşüncelerini Kürtlere aktarmada aracı rolü oynadığı gerçeği ile yüzleşilmesi gerekiyor. Bugün de Kürtlerin sırtından “devrim” yapmayı amaçlayan marjinal solculara milletvekili statüsü kazandırılmasının Kürtlerin çıkarına olmadığı tesbiti de yapılmalı. Aynı şekilde Kürtlere mülkiyet hakkı tanımayan, hatta kimlik bile vermeyen, Suriye halkının çoğunluğunu temsil etmeyen katliamcı Esad rejiminin BDP/PKK tarafından desteklenmesinin Kürt ve Ortadoğu halklarının aleyhine olduğu vurgusu yapılırsa ve BDP/PKK gibi düşünmeyen Kürtlere uygulanan sindirme politikasının kabul edilemez olduğu deklare edilirse bir paradigma değişikliği olduğu söylenebilir. Elbette “bir değişiklik” olduğuna inanılabilmesi için Leyla Zana’nın BDP/PKK cephesinin kendisine yönelttiği ağır eleştirileri sineye çekmek yerine bunlara cevap vermesi de gerekiyor.

Ama Leyla Zana henüz bunların herhangi birini yapmış değil. Oysa ancak bütün bunları yaparsa yaptığı “çıkışın” bir anlamı olacak. Aksi halde mevcut cemaati içinde suskun kalarak köşesine çekilecek.

Kürt sorununun çözümü ve şiddetin sonlandırılması için tek tek bazı kişilere atfedilen önem konusunda büyük yanılgıların olduğu ortada. Bu umudu taşıyanlar, kısa zaman öncesine kadar BDP/PKK dışından bazı kişilerin BDP’den milletvekili seçilerek BDP/PKK cephesini etkileyeceklerine hatta PKK’yi şiddetten vazgeçireceklerine inanıyorlardı. Oysa bu milletvekilleri böyle bir rolü oynayamamakla kalmadılar BDP/PKK potasında düpedüz eridiler. Şiddette de herhangi bir azalma olmadı. Milletvekili ve BDP yönetiminde olan bazı (Stalinist ve Kemalist) “devrim” heveslilerinin Türk mahallesinde yapamadıkları “devrimi” Kürt mahallesinde yapma çabaları ise sürüyor!

Sorunların çözümü konusunda olabildiğince çok sayıda insanın düşüncesinden yararlanmalı. Tüm sorunların çözüm adresinin günümüz demokrasilerinde parlamentolar olduğu unutulmamalı. AK Parti hükümetinin Kürt sorununu parlamento kanalı ile çözecek gücü varken; kendisini iktidardan düşürmek için her yola başvuran hatta Suriye ile dahi işbirliği yapmayı göze alabilecek muhaliflerinden ve tek tek bazı aktörlerden çözüm için kurtarıcı partner araması olumlu sonuç almayı öteleme anlamına gelir. Şiddetin devam etmesi ve muhalefetin karşı tavır sergilemesi çözüme yönelik adım atmamanın bahanesi olmaz.

Nizamettin Barış Taraf (hertaraf)

 

Diğer Haberler