Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Müzakere Süreci’ni Derin TSK ve Derin Kandil Sabote Etti

Müzakere Süreci’ni Derin TSK ve Derin Kandil Sabote Etti

10 Ocak 2013 Perşembe 08:47
PKK içinden de “Bağımsız bir devlet hedefimiz yoksa, bugünkü şiddet yönteminin anlamı nedir?” soruları yükseliyor artık. Derin Kandil bu soruları daha fazla bastıramaz.

Derin Kandil ve TSK içindeki derin unsurların desteğiyle 14 Temmuz 2011’de gerçekleştirdiği Silvan Saldırısı ile AK Parti Hükümeti döneminde yeniden başlayan müzakere sürecini, 1993’teki Bingöl Saldırısı’yla yaptığı gibi, tamamen bitirmek istedi. Silvan Saldırısı’ndan sonra Öcalan’ın devlet yetkilileriyle görüşmeye devam etmesi, yani müzakere sürecinin devam etmesi, Derin Devlet’teki rahatsızlığı had safhaya çıkarttı.

Hatırlanacağı gibi, Silvan Saldırısı, Öcalan’ın “Devletle anlaştık. Müzakereler devam ediyor. Öncelikle Anayasa Konseyi, ardından Barış Konseyi kurulacak” açıklamasından birkaç gün sonra gerçekleşti (“Demokratik Özerklik”in, daha doğrusu “Kemalist Özerklik”in, de aynı gün ilan edildiğini hatırlatmakta fayda var (1).

Müzakerelere karşı olan Derin Devlet’in güdümündeki Derin Kandil, “Müzakereye karşıyız” diyerek Öcalan’a bayrak açmak yerine, müzakerelerin ișe yaramadığını, bir oyalama taktiği olduğunu ilan ederek daha sinsi bir yol tercih etti. Öcalan, Derin Kandil’in kendisini aldattığını ve kendisine derin bir komplo kurduğunu gördüğü için “ne haliniz varsa görünüz” dedi, Derin Kandil’i şiddet yöntemiyle başbaşa bırakarak İmralı’da kabuğuna çekildi.

MİT aracılığıyla gelişmeleri yakından takip eden Devlet, Öcalan’ı Ergenekonculara karşı koruduğu gibi Derin Kandil’e karşı da korumak için haftalık Avukatlarla görüşmelere ara verdi. Derin Kandil’in iddia ettiği gibi Öcalan’a uygulanmış herhangi bir resmi tecrit sözkonusu değil. Avukatlarıyla görüşmeme isteği, bizzat Ocalan’dan geldiği biliniyor. Avukatlarıyla görüşmeyen, ailesiyle sadece birkaç kez görüşen Ocalan’in, bu süreçte Devlet yetkilileriyle, özellikle MİT mensuplarıyla, görüşmeye, yani müzakereye devam ettiğini biliyoruz.

Silvan Saldırısı’nın, Oslo Müzakere Süreci’ni tam anlamıyla durduramadığını gören Derin Devlet, müzakere masasında bulunan Derin Kandil mensubu Mustafa Karasu aracılığıyla MİT ile PKK arasındaki görüşmenin ses kaydını kamuoyuna sızdırttı. Bilindiği gibi, ses kaydı, 13 Eylül 2011’de Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) internet sitesinde yayınlandı, birkaç saat sonra da kaldırıldı (bu ses kaydının Müzakere karşıtı odaklar tarafından sıklıkla kullanıldığını hatırlamakta fayda var).

Ses kaydının sızdırılmasının birinci hedefi AK Parti Hükümeti’ydi. Amaç, Hükümet’i Türk kamuoyu önünde zor duruma düşürerek müzakere sürecini askıya almasını sağlamak; hatta, “teroristlerle masaya oturan hükümet istifa!” sloganlarıyla iktidardan düşürülmesini sağlamaktı. İkinci hedefi ise Öcalan’dı. Amaç, Kürd kamuoyuna “görüldüğü gibi müzakereler Kürdler için bir kazanç sağlamıyor, Öcalan sadece kendisini düşünüyor, Kürdlere ihanet ediyor” mesajını vermekti.

Hem Kürd hem de Türk kamuoyu müzakereyi destekler mahiyette tepki verdi ama deşifre olan MİT-PKK görüşmeleri, sızdırılan ses kaydıyla askıya alındı. Derin Kandil, müzakere sürecini tamamen sabote etmeyi başarabilseydi en büyük darbeyi Öcalan’a vurmuş olacaktı; çünkü, tahminimce, Derin Kandil’in en öncelikli planı Öcalan’ı tavsiye etmekti.

Fiyaskoyla sonuçlanan Devrimci Halk Savaşı’nın yerine devreye sokulan Açlık Grevi’nin, Erdoğan’ın “İmralı ile tekrar görüşülebilir” ve Bülent Arınç’ın “Öcalan'a ev hapsi olabilir!” sözlerinden sonrasına denk gelmesi, Derin Kandil’in Öcalan’ı hedef aldığını, onu İmralı’ya gömmeye çalıştığını gösteriyor.

Eldeki verilere bakıldığında, MİT ile PKK’nın 2005’lerden beri oturdukları müzakere masasını deviren tarafın Derin Kandil olduğu açık. Akla şöyle bir soru gelebilir: “Madem müzakereden yana değildi, Derin Kandil’in MİT ile müzakere masasında bulunmasının sebebi neydi o halde?” Birkaç sebebi vardı tahminimce.

Birincisi, masaya gerçekleşmesi imkansız şartlar getirerek AK Parti Hükümeti’nin masadan kalkmasını sağlamaktı. Hükümet’in masayı terketmesi durumunda, “biz barış istedik ama AK Parti devleti barış istemiyor; savaştan başka seçenek bırakılmıyor!” bahanesiyle Derin Devletin lehine ama Kürdlerin aleyhine olan savaşı meşrulaştırmak istiyordu. Derin Kandil, Devlet’in “kırmızı çizgi” gerekçesiyle müzakere masasını terkedeceğini umdu hep. Devlet’in, ilk defa “kırmızı çizgi” safsatasını kale almayarak oturduğu müzakere masasından kalkmaması Derin Kandil’i hayal kırıklığına uğrattı.

İkincisi, Devlet masayı terketmedigi için, hazır masadayken, şiddetle elde edemediği “Demokratik Özerklik”i (yani Derin Kandil’in, dolayısıyla Derin Devlet’in hakim olduğu bir Kürdistan’ı) masada elde etmek istedi Derin Kandil. Devlet’in, bu talebe karşılık, tahminimce, verdiği “Madem ‘Demokratik Özerklik’ istiyorsunuz, demokrasinin gereği olarak buna sadece siz değil bütün Kürdler karar vermelidir” cevabı, Kürdlerin iradesine güvenmeyen Derin Kandil’I (ve dolayısıyla, Derin Devlet’i) memnun etmedi. Derin Kandil, Devletin bu cevabı üzerine, 2010’larda kararını aldığı Devrimci Halk Savașı’nı başlatarak müzakere masasını devirdi.

Derin Kandil’in, “Demokratik Özerklik”i bile, kutsadığı şiddet stratejisiyle alamadığı için müzakere masasında elde etmeye çalışması, şiddet yönteminin iflas ettiğini bir daha gösterdi. 50 binden fazla cana mukabil birkaç milletvekilliği ve birkaç belediye başkanlığı, şiddetin iflasını gösteriyor zaten.

Devrimci Halk Savaşı’nın fiyaskoyla sonuçlanması, PKK’nin şiddet stratejisinin Kürdler tarafından benimsenmedini gösteriyor. Sadece Kürdler’den değil, PKK içinden de “Bağımsız bir devlet hedefimiz yoksa, bugünkü şiddet yönteminin anlamı nedir?” soruları yükseliyor artık. Derin Kandil bu soruları daha fazla bastıramaz.

PKK Sorunu’nu çözmede geriye bir tek müzakere seçeneği kalıyor. PKK Sorunu’nu halledip barışı getirmek AK Parti Hükümeti ile Öcalan’a bağlı. Hükümet, bütün baskılara, haksız, hatta, ahlaksız saldırılara rağmen müzakerede ısrarlı. Derin Kandil’in bütün umudunu bağladığı son savaş stratejisi olan “Devrimci Halk Savaşı”, Kürd Halkı’nın destek çıkmaması üzerine fiyaskoyla sonuçlandı. Dolayısıyla, Öcalan’ın eli birkaç sene öncesine kıyasla daha güçlü. Öcalan da müzakerede samimiyse bu sorun birkaç yıl içinde çözülebilir; kendisi de önce ev hapsine çıkarılır, ardından da serbest kalabilir.

Yukarıdaki satırları yazarken imralı Süreci henüz bașlamamıștı. Oslo’nun devamı mahiyedindeki İmralı’yla Müzakere Süreci, 30 yıldır devam eden danışıklı kirli savaşın bitmesi için bir şans; belki son şans. Umarım taraflar bu son şansı iyi kullanırlar.

Tekrarlamakta fayda var: Müzakere, PKK Sorunu’nun (Kürd Sorunu’nu kasdetmiyorum) halledilmesi için devreye sokulan mantıklı alternatif bir yol.

Müzakere, şimdiye kadar konuşan, felaketten başka birşey getirmeyen silahların yerine insanların konuşması demek. Müzakere, kirli savaşın nihayet bulması, akan kanın durması, göz yaşlarının dinmesi için bir şans demek.

Silahlara 30 sene şans verildi; sorunu daha da derinleştirmekten başka bir ise yaramadı. İlki 1993’te, bir diğeri Silvan Saldırısı ile sabote edilen Müzakere’ye bir şans verilmeli. Mücadele, hep kaybettiren savaş alanından demokratik zemine kaydırılmalı.

Cevdet Akbay - Nasname.com

Diğer Haberler