Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Niçin Azadî? - İrfan Burulday

Niçin Azadî? - İrfan Burulday

22 Eylül 2012 Cumartesi 02:56
Kürdistan’da sorunların çözümünde yeni bir zihniyete, ortak akla ve yeni bir lokomotif düşünceye ihtiyaç olduğu tartışmasızdır.

İrfan Burulday

Kürdistan’da toplumsal, siyasal ve sosyal sorunların çözümünde yeni bir zihniyete, ortak akla ve bu bağlamda yeni bir lokomotif-muharrik düşünceye ihtiyaç olduğu tartışmasızdır. Siyasal, anayasal, idari ve hukuki düzeyde beklenen çözümün karşılıksız kalması ve bu sürece ilişkin yaşanan tıkanıklık, Kürd siyasetinin milli-ulusal düzeyde bağımsız bir mücadele anlayışından yoksun olması ya da olmak istemesi bu gerekliliğin sadece bir kaçıdır. “Kürt sorununa demokratik çözüm”, “ümmetin sorunu”, “barışçıl çözüm” adı altında ileri sürülen ve Kürdleri egemen siyasal sisteme eklemleme politikaları, Kürdistan milli düşüncesinde derin travmalara sebep olmakla kalmamış, özgür Kürdistan mücadelesini sorunsal düzeyde daha da derinleştirmiş ve reel siyasetten uzak girift bir çözümsüzlüğe yöneltmiştir.

Genel anlamda her zihni ve pratik oluşum yeni bir düşünce alanı yaratmak ve mevcut siyasal tıkanıklığın aşılmasına önemli bir katkı sunar; özellikle de söz konusu siyasi oluşum milli-dini perspektifli bir karaktere sahip ise daha elverişli bir ortam yaratma şansı yakalar ve temelde ortak aklı esas alan milli egemenlik alanını geniş tutar. Bu da hiç kuşkusuz çoğullaşma ve çeşitlenme gibi günümüzde Kürd siyasal hareketlerin ihtiyaç duyduğu bir düşünce sistemini gerekli kılar.

Somut olarak bakıldığında Kürd siyasi hareketlerinin bu konuda yeteri düzeyde bir düşünüş biçimine sahip olmadığı ortaya çıkar; ideolojik radikalizm, katı örgütsel yapı, liderlik totemi, benzeşme korkusu, benlik, dindarlık, otoriterlik ve egemenlik gibi legal illegal tavırlar siyasi, sosyal hareketler arasında önemli bir çatışma ortamı yaratmış ve bu sebeple ana dinamik faktör olan milli düşünce yerini yerel dinamiklerle bağdaşmayan, bağnaz ve tutucu ideolojik örgütlenmelere, eşit, adil ve insani olmayan çözüm yöntemlerine kaptırmıştır. Böylelikle öncelikli olması gereken bağımsız Kürdistan fikri örgütsel çıkar ilişkilerine, seküler modernleşmeye ve yaşanan çatışmalara kurban edilmiş, ardından örgüt, cemaat menfaatleri adına Kürdistani düşünceden kısmen de olsa uzaklaşılmış ve ulusal düzeyde bir çözüme yönelik beklentiler heba edilmiştir.          

Diğer taraftan gerek Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı baskı siyaseti gerekse de PKK’nin Kürdistani zeminde farklı siyasi oluşumlara yönelik olumsuz tavrı, Kürtlere dayattığı seküler modernleşme; değişim ve dönüşüm paralelinde ortak aklı esas alan milli bir siyasal düşünün ortaya çıkmasına olanak tanımamıştır, dolayısıyla filizlenen her yeni oluşum kuşku odağı haline getirilmiş, zihinsel varlığı ise milli birliğe yönelik bir parçalanma olarak kabul edilmiştir. Nitekim PKK düşüncesinde Kürt modernleşmesi ya da günlük dilde kullanmaktan kaçınsa da gelecekte kullanmaktan imtina etmeyeceği Kürt milliyetçiliği ve bu bağlamda Kürt millileşmesi laik, seküler saiklere sahiptir. PKK lideri Öcalan ve ardılı Aysel Tuğluk gibi siyasilerin seküler modernleşme konusunda Kemalist paradigmayı övüp-özümsemesinin arka-planında bu düşünce yatar. 

Kürdistan’da fikri ve fiziki düzeyde yaşanan bu gerilim en çok da Kürdleri ve bu bağlamda Kürdistan davasını etkilemektedir, bu itibarla Kürdistani zeminde olması elzem düşünce ve faaliyetin farklılıklar üzerine inşa edilmesi tezi göz ardı edilmekte ve gerek ideolojik gerekse de kurumsal düzeyde, insanlara homojen bir siyasal çerçeve tipi dayatılmaktadır. Nitekim bu yaklaşım hem söz konusu gerilimi tetiklemekte hem de başat rol kaparak travmatik bir antagonizmanın yaratıcısı haline gelmiş olur.

Bu nedenle Kürdi zemin ve düşün epistemolojisinden beslenerek ortak aklı, vicdanı esas alan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını öncül edinen ve egemen siyasal güçlerin zaman-mekân hatta epistemik algısı dışında bir bütünlük yaratan tecdidi-milli bir fikri düşünce sistemine ihtiyaç vardır. Zira teorik olarak dini gelenekten ve kuramsal bilgi kaynağından beslenmeyen bir arka-planın olması, Kürt milli hareketlerin en belirgin çıkmazıdır; çünkü modern Kürt hareketlerinde ulusal mücadele sekülerdir ve bu sekülerlik egemen devletlerin bir ulus yaratmada kullandıkları en önemli bir baskı unsurudur. Hal böyle olunca modern Kürt hareketlerinde yaşanan aleni ve örtük seküler modernleşme ile dini, ulusal gelenekten beslenen milli düşünce arasında önemli bir krizin yaşanacağı kaçınılmazdır. Çünkü din, hala bu tip hareketler için gerici unsurlar taşıyan bir takım formlara ve ön kabullere sahiptir.

Bu önyargı bir nebze de Kürt Müslümanların geleneksel dini anlayış ile yenilikçi din anlayışı arasında ciddi bir sorun yaşamalarından kaynaklanmış olabilir; hatta Müslüman cemaatlerin buna benzer bir sorunu da dindarlık ve Kürdistanilik gibi özgül ağırlığı olan kavramlar arasında yaşadıklarını görürüz. Örneğin kimi Müslüman cemaatlere göre Kürdileşme, Kürdistanileşme seküler, dinsizleşme gibi kavramlar olarak algılanmakta iken, kimi sol gruplara göre de dindarlık Kürtlük olarak algılanmamaktadır. Oysa Marksist, liberal, muhafazakâr, solcu bir Kürt olduğu gibi dindar, Müslüman Kürt kimliğinin varlığını da kabul etmek zorundayız. Hatta Kürt dindar kimliğin Kürdistanileşmede diğer düşünce sistemlerinden çok daha toplumsal avantajlara sahip olduğunu belirtmek gerekir. Ama bu noktada önemli bir şey var ki Kürdi düşüncenin arka-planında bilgi ve epistemolojinin kaynakları konusuna ilişkin bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Modern-seküler Kürt hareketlerinin ideolojik algı biçemini Kürdi epistemoloji olarak göstermesi ve bu ideolojinin Kürdi bir değer gibi dindar topluma dayatması son zamanlarda sıkça rastlanılan bir durumdur. Din (millet) ve ideolojinin birbirine karıştırıldığı, ideolojik düşüncenin zaman zaman dinsel argümanlarla iç içe geçirildiği günümüzde, Kürt ulusal mücadelesi adı altında yoğun bir sekülerleşme yaşanmaktadır. Bu nedenle kimi dindarlar bu tip hareketlerin ideolojik düşüncelerini görmemezlikten gelerek salt ulusal mücadele adı altında bir destek sunmaktadırlar. Oysa milli-ulusal hareketlerde örgütlenme topluma ve geleneksel olana yabancı belirli bir ideoloji ekseninde değil, tamamen geleneksel ve Kürdi aklın dayandığı bilgi sistemi çerçevesinde gerçekleşir/gerçekleştirilmelidir.

Peki nedir Kürt aklı?

Kürt aklı, Kürdileşme gibi kavramlardan neyi kastettiğimizi belirtmek zorundayız. Nitekim kullandığımız bu kavramların kendine özgü anlamlarıyla anlaşılması için bu başlıkta yapılacak bir çalışma Kürt aklı gibi bir kavrama nasıl yanıt verilmesi gerektiği konusunda yeteri düzeyde bilgi sunar. Kürtlere özgü bir akıl var mıdır?  Kuşkusuz bu soru hem aklı hem de onun nispetini sağlayan özgülüğün bilinmesiyle ilişkilidir. Örneğin Kürt olmayanların Kürtlerin tarihine, medeniyetine, siyasal, sosyal ve kültürel yapısına ilişkin yaptıkları çalışmalara Kürdi düşünce, Kürt düşüncesi ya da Kürt aklın formasyonları diyebilir miyiz? Kürtlerin yazmadıkları bir tarih, yaşamadıkları sosyal değişim, kültürel değişim veya dönüşümün bir başka toplum ya da siyasi güç tarafından yönetilmesi, dini metinlerin ana dil yerine başka dillerde tercüme edilip öğretilmeye çalışılması… Şüphesiz Kürtlerin kendine özgü düşünme biçimiyle müdahil olamadıkları hiçbir akli, nakli bilginin Kürdi olduğunu söyleyemeyiz. Türk, Arap ve Fars kültürü ve sosyal geleneğiyle ele alınmış bir araştırmayı, öneriyi Kürde ait bir zihnin yansıması şeklinde görmemiz olanaksızdır.

Öyleyse Kürd aklından kastımız, Kürt kültürünün kendisine mensup olanlara, bilgiye ulaşmak için dayanılması gereken bir esas olarak sunduğu ilke ve kurallar toplamıdır diyebiliriz. Kürd aklını ve onun zihinsel fonksiyonlarını esas alan ve bu doğrultuda siyasi, politik bir oluşuma yönelen toplumsal bir harekete ihtiyacın olduğu gayet açıktır. Umarız bu konuda Azadi, üstüne düşen sorumluluğu yerine getirir ve Kürdistan’da yeni bir soluklanma yaşanır.  Nitekim Azadi, bir örgüt ya da cemaat değil, doğrudan Kürdi aklın temel referanslarını ölçüt alan, inisiyatif düzeyinde siyasal bir oluşumdur.

Diğer Haberler