Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Öğretmenden bireysel sivil itaatsizlik eylemi

Öğretmenden bireysel sivil itaatsizlik eylemi

16 Aralık 2012 Pazar 20:06
19. Yüzyılın sonlarında 20. Yüzyılın başlarında dünyada esen ulusçuluk akımının etkisiyle devletler birer Tanrı gibi bireylerin ne düşüneceğini, ne giyeceğini ve neye inanacağını hükmetmişlerdir.

İstanbul Sultanbeyli'de  yaşayan sevgili dostum Mehmet Sıddık Ertaş kılık kıyafet yönetmeliğine dönük bireysel bir eylem baştattı. Öğrenciler için düzenlenen kıyafet yönetmeliğini ilerici bir adım olarak gören Ertaş benzer bir düzenlemenin öğretmenler için de yapılmasını istiyor.10 gündür okula istediği kıyafetleriyle giden Ertaş'a bu tutumundan ötürü bir de idari soruşturma açıldı. Bu beklenmedik eylem karşısında MEB’in ve Eğitim sendikaların tavrı merak konusu. Giyim konusunda Ertaş’ı rahatsız eden; 12 Eylül ürünü olan mevcut yönetmelik. Memurlar için hâlihazırda yürürlükte olan kıyafet yönetmeliği ise şu şekildedir:

a)Kadınlar;

Elbise, pantolon etek temiz, düzgün, ütülü ve sade, ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı, görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur. Kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz.

b) Erkekler;

Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir, temiz bakımlı ve taranmış olur. Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz. Bıyık tabiî olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri sü­veterler giyilmez.

Görüldüğü gibi yönetmelik bireye rağmen onun nasıl ve ne şekilde giyineceğini kurallara bağlamıştır. Bu her şeyden evvel insan onuruna aykırı bir tutum değil midir? Bilindiği gibi 19. Yüzyılın sonlarında 20. Yüzyılın başlarında dünyada esen ulusçuluk akımının etkisiyle devletler birer Tanrı gibi bireylerin ne düşüneceğini, ne giyeceğini ve neye inanacağını hükmetmişlerdir. Dönemin esen sert rüzgârından Türkiye’de payına düşeni almış ve yeni bir ulus yaratma çabasına girişmiştir. Yani yeni diliyle, kılık kıyafetiyle ve devlet tekelinde sunulan din hizmetiyle yeni bir ulusun yaratılması gayretlerini görmekteyiz. Kılık kıyafet bu tür çabaların bir parçasıydı. Örneğin 1925 tarihinde “Devlet Memurlarının Kıyafetine Dair Kararname”nin yayınlanmasının ardından memurların şapka giymeye başladığını görmekteyiz. Maarif Vekâleti, Müdürlüklere gönderdiği bir genelge ile bütün memurların setre ve pantolon giymelerinin zorunlu olduğunu bildiriyor.

Ulus devletlerin okula ve öğretmene ayrı bir alaka gösterdiği bir gerçektir. Resmi ideolojinin toplumun tüm kesimlerine ayrımsız dayatılması ve tek bir renkten, inançtan, dilden ve ırktan müteşekkil bir toplumun yaratılması için resmi ideolojinin kurguladığı ve onlara statükonun bekçiliği gibi kutsal bir vazifeyi yüklediği bir öğretmen tipolojisi gerekiyordu. Bu bakımdan daha en başta öğretmenlerin ve öğrencilerin üniformaya mahkûm bırakılması bu bakımdan önem arz etmekteydi. Kısacası o dönem bireyin en temel haklarından biri olan istediği gibi giyinmenin, düşünmenin ve inanmanın yasa ve yönetmeliklerle kısıtlandığına tanıklık ediyoruz. Ancak bugüne geldiğimizde artık dünyanın bir hayli değiştiğini ve eski usul uygulamaların geride kaldığını da biliyoruz. Bu bakımdan eski dönem anlayışına göre dizayn edilen birtakım uygulamaların artık revize edilme vakti gelmiştir.

Belirli bir ideolojik yapıda işlenen bireylerin demokrasiyi, hak ve özgürlükleri, sivil düşünceyi içselleştirmelerini bekleyemeyiz. Bu yüzden  eğitim mutlaka bireyi özgürleştiren bir işleve sahip olmalıdır. Kısıtlamalar, soğuk ve sevimsiz okul binaları bireyin yeteneklerini köreltir ve özgür düşünce kanallarını tıkar. Okul duvarları içerisine hapsolan eğitimciler dâhil öğrencilerin değişik renklere, görüşlere, mezheplere ve inançlara açık olmalarını beklemek bir hayli zor. Bu bakımdan Türkiye sınırları içerisinde yaşayan farklı inanç, kültür ve anlayışa sahip bireyleri bir arada tutabilecek, her kesime, düşünceye, mezhebe, dile ve inanca hitap edebilecek özgürlükçü, demokratik dünyayla bütünleşmiş bir eğitim anlayışına ihtiyacımız olduğu bir gerçektir. Bunun da yolu üniformaya takılmamaktan geçmektedir.

Sıddık Ertaş bu bakımdan özgürlükçü bir tutum sergilemektedir. Ve desteklenmeyi hak ediyor. Yeni Şafak yazarı Sayın Hilal Kaplan köşesinden bu eyleme destek verdi. Hilal Hanım bilindiği gibi  söz konusu insan hakları ve özgürlük olduğunda hemen duyarlılık gösteren yazarlarımızın başında gelmektedir.Bu vesileyle kendisini bir kez daha tebrik ederiz. Sivil Düşünce olarak bizler de başından beri Sıddık dostumuza destek vermekteyiz.

Üzülerek ifade etmeliyim ki eğitim sendikaları bu konuda da sınıfta kaldı. Sadece İlkeeğitim-sen bir basın açıklamasıyla Ertaş’a sahip çıktığını ifade etti. Diğer taraftan başörtülü eğitimcilerin neredeyse %90’nın Memur-sen’li olduğu bir ülkede Memur-sen hala tepkisini basın bildirileri okumakla geçiştirmektedir. Oysa onlar da bu konuda sivil itaatsizlik eylemi başlatabilirler. Bir sendika tam da bu alanda somut adım atmayacaksa ne işe yarar?

Sonuç olarak eğitimin bireyi özgürleştiren bir süreç olmaktan çıkarılmaması gerekiyor. Bu yüzden öğrencilere tanınan serbestliğin eğitimcilere de tanınması elzemdir.

Ufuk COŞKUN/sivil düşünce

Diğer Haberler