Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Olası bir savaşta NATO’nun Askeri olmak istemiyoruz ve Suriye ile savaşmayacağız

Olası bir savaşta NATO'nun Askeri olmak istemiyoruz ve Suriye ile savaşmayacağız

04 Ekim 2012 Perşembe 14:40
Aydın Altay: Türkiye Suriye’ye müdahale edeceğine İsrail’e Mavi Marmara’nın hesabını sorsun

İran hiçbir zaman kirli bir siyaset izlemedi

Aydın Altay: Bugün Siyonist İsrail, Emperyalist ABD ve uzantıları Oratadoğu için bir huzursuzluk yaşıyorsa bu tamamen İran'ın onurlu duruşundan kaynaklanıyor.

Kapitalizmin kölesi haline getirilen halkın artık uyanması gerektiğini ve Abdestli kapitalizme itiraz çekmek için Türkiye’de İsyan orucunu başlatan Yazar Aydın Altay Fars Haber’e konuştu: Ortadoğuda emperyalizmin finanse ettiği olası bir Suriye savaşında NATO'nun savaş tankların önüne yatacağını söyleyen Altay, “Suriye'de olası bir işgalin sorumlusu Türkiye ve Katar’dır diyerek bu Batılılar tarafından onlara verilmiş bir görev Olduğunu söyledi.
Altay, Türkiye Suriye’ye müdahale edeceğine İsrail’e “Mavi Marmara’nın hesabını sorsun” dedi.
İran’ın ümmetin iftiharı olduğunu söyleyen Altay, İran, İslam devrimi sonrası ümmetin menfaatine yönelik hareket ettiğini de belirtti. “Bugün bir Hamas’tan, bir İslami Cihad'tan ve bir Hizbullah'tan söz ediyorsak, bu tamamen İran'ın sayesindedir” dedi.

S-Son günlerde medyada ve kamuoyunda konuşulan sizin isyan orucunuz var. bundan bahseder misiniz?
Olası bir Suriye savaşında NATO'nun Askeri olmak istemiyoruz ve Suriye ile savaşmayacağız

C-Evet, biz Türkiye'deki devrimci Müslümanlar olarak bu Ramazan ayında kıyama durduk. Burada bir çok konuda itirazımızı dile getirmek istedik. Bunlardan bir tanesi ramazan, yani oruç ayına yönelik bir eylemdi. Türkiye'de milyonlarca insan açlık ve sefalet içinde yaşıyor. Asgari ücret 700 lira. Öte yandan 5 yıldızlı otellerde lüks iftar yemekleri veriliyor. Bu lüks sofralarda israf dizboyu. Kapitalizmin kölesi haline getirilen halkın sesini meydanlara taşıdık. Abdestli kapitalizme itiraz ettik. Mevcut Cuma hutbelerine karşı çıktık. Buradaki amacımız, açlıkla pençeleşen milyonlarca insanın durumu hutbe konusu olmuyor. Aynı diyanet aç ve açığa yönelik bir çözümü üretmezken, kenger sakızının orucu bozup bozmadığını tartışıyor. Biz Devrimci Müslümanlar olarak iftarımızı sadece hurma ve su ile yaptık. Bölgede emperyalizmin finanse ettiği bir savaş söz konusu iken, Müslümanların dikkatini başka tarafa yönlendirilmesine karşı çıktık. Yine olası bir Suriye savaşında NATO'nun Askeri olmak istemediğimizi, Suriye ile savaşmayacağımızı, tam tersine tankların önüne yatacağımızı haykırdık. Hiçbir güç bizi Müslüman kardeşlerimizle çarpıştırmayacak. Bu itirazımızı da İstanbul'un göbeği ve dünyanın gözü-kulağı olan Taksim'de gerçekleştirdik. Ramazan boyu her Cuma günü düzenlediğimiz bu eylem, basın ve önemli çevrelerce yakından takip edilmiştir.

S-Türkiye’nin Suriye konusunda bu kadar ön plana çıkmasındaki sebep nedir, ABD ve İsrail tarafından Türkiye'ye verilmiş özel bir görev mi vardır?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisine verilen iktidarın karşılığını veriyor.

C-Öncelikle bu soruya cevap vermeden önce, Batı dünyasının bölge üzerindeki düşüncelerini iyi okumak gerektiğini düşünüyorum. Hak ile batıl mücadelesi asırlardır süregelen ve kıyamete kadar da sürecek çetin bir mücadeledir. Son yüzyıl'da özelikle Amerika ve siyonist İsrail'in politikalarına baktığımızda önceki asırlarda çok daha farklı bir taktik görmemiz mümkündür. Haçlı seferler ilan ile yapılmıyor. Böyle aleni bir durumda şüphesiz İslam dünyasını karşısında bulur. Amerika ve siyonist İsrail bu riske girmez. Ancak yanlarına aldıkları bazı devletlerin idarecileri üzerinden yapmaya çalışıyor. Bundan da oldukça başarılı. ABD ve İsrail başta olmak üzere Avrupa ülkeleri İslam dünyasını içerden ele geçirdiklerini görüyoruz. Fakat bu fiili işgal atadıkları ve destekledikleri diktatörler üzerinden yapılıyor. Özelikle Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Yemen, Tunus ve maalesef Türkiye gibi ülkeler üs olarak seçilmiş ülkelerdir. Batı emperyalizmin özelikle Arap dünyası üzerinden bu planını hayata geçirmiş olması ayrıca son derece düşündürücüdür. Ancak Arap dünyasında Suriye bu oluşumun içinde yer almadı ve özelikle Filistin davası konusunda bütün dengeleri yerlebir etti. Şimdi gelelim sorunuzun cevabına: Büyük Ortadoğu projesi ve medeniyetler itifakı bence ele alınması gerek en önemli hususlardır. Bu iki projenin Türkiye üzerinden hayata geçirilmek istenmesi başlı başına bir olaydır. Ve Türkiye'nin de daha doğrusu iktidarın bu görevi üstlenmesi kafalara bir takım soru işaretleri oluşturuyor. Belli ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisine verilen iktidarın karşılığını veriyor. Batı artık Arap liderlerine güvenmiyor. Sünni ama arap olmayan bir lidere ihtiyaç vardı, bunun için de en önemli isim Türkiye idi. Muhafazakar bir partinin İslam dünyasını yönlendireceği düşünüldü ve gereği de yapıldı. Şunu da söylemekte yarar var; bence Sayın Başbakan diyet ödüyor. Suriye konusunda öne çıkmazsa al aşağı edilir.

S-İran Genelkurmay Başkanı yaptığı bir açıklamada “Suriye’deki olayların sebebi Türkiye ve Katar’dır” dedi. Siz bu açıklama hakkında neler düşünüyorsun?
Suriye konusunda Türkiye ve Katar'a verilmiş bir görev vardır

C-Tamamen katılıyorum.Dediğim gibi, Türkiye ve Katar'a verilmiş bir görev vardır ve bu görevi sonuna kadar sürdürecektir. Ancak bu Türkiye için çok ciddi sorunlar oluşturacak. Suriye konusunda özelikle Katar'ın öne çıkması dikkat çekicidir. Suriye konusunda bu kadar aktif rol alması ABD-İsrail planının nasıl hayata geçirildiğini de gözler önüne seriyor. Suud yönetimi için de aynı şey geçerli. Filistin toprakları işgal altında, Siyonist rejim sürekli katliam yapıyor ve bu ahlaksızlık karşısında bu iki ülkenin kılı kıpırdamıyor. Fakat bu iki ülke Suriye'de, Suriyeli halkının özgürlüğü (!) için var gücüyle çalışıyor. Sormak lazım; bu çaba işgal altındaki Filistin toprakları ve katliamlara maruz bırakılan Filistin halkı için neden ortaya konulmadı. Ve Türkiye, Türkiye de aynı durumda. Daha mavi marmara katliamının hesabı sorulmadı. Israil'e yaptırım yapacağını söyledi, ancak hiçbir yaptırım yapılmadığı gibi, bugün aynı çıkarlar üzerinde kol kola girebiliyor. Dünün Siyonizmine küfreden muhafazakar iktidar, bugün şer çephesinde itifak kurabiliyorlar. Elbette Suriye'de olası bir işgalin sorumlusu Türkiye ve Katar'dır.

S-Siz, Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi konusunda neler düşünüyorsunuz?
Suriye meselesinde Türk Medyası yalan haberlerle halkı etkilemeye çalışıyor

C-Son derece tehlikeli buluyorum. Türkiye halkı böyle bir müdahaleyi asla kabul edemez. Medya yalan haberlerle halkı etkilemeye çalışıyor, ancak akıl üstün gelecektir. Türkiye halkı hangi gerekçelerle ve kimlerin yararına Suriye halkı ile savaşacak? Bunu aklım almıyor. Ben şuan inanıyorum; bugün Türkiye Suriye'ye girmeye yeltense, 10 binler sokaklara dökülür. Tankların önüne yatar bedenini siper eder. " biz NATO'nun Askeri olmayacağız" diyen bir halk var ve Hükümet bu halka rağmen böyle tarihi bir yanlışa düşemeze. Düşerse Türkiye için intihar olur.

S-Erdoğan önce neden samimiyet kurup sonra birden değişti? Libya da NATO’nun ne işi var? deyip sonra aniden 180 derece dönüş te olduğu gibi bir dönüş müydü, yoksa önceden planlanmış bir politika mı izledi?
Erdoğan içeride ve dışarıda ciddi bir baskı altında

C-Birileri Erdoğan'ın kulağına fısıldadı, muhtemelen şunu söyledi; sen akıllı adamsın, sen tatlı sözlerle Türkiye halkını ikna ettin, Beşşar Esad'ı da ikna edersin, denildi. Erdoğan da bunu yaptı ve Esad'ı ikna etmeye çalıştı. Çekil dedi. Ama bunu yaparken de bir aile büyüğü olarak yapmak istedi. Bu nedenle hep o meşhur ve samimi görünen tablo servis edildi. Aslında o samimi tablo da oyunun bir parçasıydı. Şuan zaten Erdoğan bu argümanı kullanıyor. "biz Esad ile dost idik. Kendisine demokrasiye geçiş yapmasını istedik. O da söz verdi. Bizde bu dostluğumuzu son ana kadar sürdürdük. Ancak Esad bizi kandırdı." Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu sürekli bu tezi öne sürüyor. Şimdilik bu söylem halk nezdinde kısmen de olsa karşılık buluyor. Türkiye'nin Libya planı istediği gibi işlemedi. Çünkü Libya'daki operasyon bir halk devrimi değildi. Emperyalizmin işgal öncesinde yürürlülüğe koyduğu klasik "demokrasi" hamlesiydi. Erdoğan bunu biliyordu ancak yine de Erdoğan buna karşı alışılmadık bir tavır ortaya koydu. Suriye'de de durum aynı. Ancak burada NATO'yu göreve çağırıyor. Ortada büyük bir çelişki var. Fakat burada oyunun rengi değişiyor. Görünen o ki; Erdoğan ciddi bir baskı altında. Bu baskının her ne kadar dışarıdan bir baskı olarak görülse de, içerden de inanılması güç çok ciddi bir kuşatma var. Bu kuşatma "cemaat" tarafından yapıldığı iddia ediliyor. Bu cemaatin yayın organlarında görmekteyiz. Düşünün; cemaatin yayın organlarında Filistin işgali haberleri, Afganistan direnişi, Çeçenista mücadelesi ve Irak işgali yer almamıştır. Hatta Arap baharı denilen yalan rüzgarı ile ilgili de pek bişey yapmadı. Ancak ne zaman iş Suriye olunca garip bir hal oldu ve birden "Devrim" yanlısı oluverdiler.

S- Peki Suriye’nin yıkılması Türkiye’nin yararına mıdır?
Suriye'nin yıkılması Siyonist İsrail'in Türkiye sınırlarına dayaması demektir

C-Kesinlikle değildir. Tam tersine zararınadır. Suriye'nin yıkılması demek, Siyonist İsrail'in Türkiye sınırlarına dayaması demektir. Söz konusu durum böyleyken ve buna rağmen neden Türkiye Suriye'nin yıkılması için çaba gösteriyor? Çünkü ipotek altında bir iktidar var. Cemaat böyle istiyor, ABD böyle istiyor, İsrail böyle istiyor, Batı ülkeleri böyle istiyor. Ancak şu bir gerçek ki; Suriye’nin yıkılması Türkiye'nin yıkılması demektir. Açıkçası iktidarın bu denli Suriye'ye baskı yapması ve Suriye'ye girmek istemesini anlayabilmiş değilim. Bunun bir intihar olabileceğini bile bile bu yolu seçmesi, Türkiye için bir intihar olarak değerlendiriyorum.

S-Türkiye’nin Suriye politikası ABD ve İsraili memnun ediyor, İran ve diğer Müslüman halkları, hatta Rusya ve Çin’i karşısına alıyorsa, bu yarın ne gibi sonuçlar doğuracak ve haritada neler değişecek, bölgedeki dengeler kim veya kimlerin müdahil olmasını kaçınılmaz kılacak?
İran, tarihte yüklendiği ümmet sorunu misyonunu halen devam ediyor

C-Birinci körfez savaşını iyi hatırlayalım. Dönemin Türkiye Hükümeti de aynı hataya düşmüştü. Bir verip üç alacağız demişti. Ancak daha sonra en büyük zararı Türkiye görmüştü. Türkiye bölgede tek güç olma gayretindedir. Türkiye'nin bu zaafını bilen İsrail-ABD her zaman bir parmak bal ile Türkiye'yi kandırmayı başarmıştır. Bölgede "büyük devlet" olma isteği karşılığında her türlü yanlışı mubah görüyor. Nitekim Sayın Davutoğlu her fırsatta bunu dile getirerek, "bölgedeki siyasete Türkiye yön verecek." diyor. Işte emperyalizmin abdestli hali budur. Türkiye'nin bu tutumu ne yazık ki bölge devletleri tarafından hoş karşılanmıyor. Bu tutum bölgesel barışe tehdit ediyor. Böyle bir gerginlik elbette İsrail ve Amerika'nın işine yarıyor. Böyle bir durum karşısında Rusya ve Çin'in ulusal çıkarlarına ters. Suriye'nin düşmesi bölgesel dengelerin değişeceği ve bundan da en çok Rusya ve Çin etkilenecek. Dolayısıyla bu iki ülke bölgedeki varlıklarına tehdit anlamına gelecek bu operasyona izin vermeyecek. Önemli diğer konu ise, İran ve dirayetli müslümanların olay bakış açısı. İran her zaman olduğu gibi bölgedeki karışıklıkların arkasında kimlerin olduğuna dikkat çekiyor. Israil ve ABD'nin içinde yer aldığı her proje Müslümanların yararına olmayacağını düşünen İran, tarihte yüklendiği misyonunu sürdürüyor. Bu sorun ümmetin sorunudur. Israil ve ABD'nin demokrasisine ihtiyacımız yok diyor ve bölgedeki bütün sorunları müslümanlar tarafından çözülmesini istiyor. Suriye herhangi bir başka devlete benzemiyor. Bir yıldan fazladır bütüm emperyalist güzelere karşı onurlu bir direniş gösteriyor. Bu direniş en başta İsrail ve ABD'yi çıldırtıyor. Bölgedeki bu iki fitne olgusunun taşeronu konumunda olan Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye şuan büyük bir hezimeti yaşıyor. Emperyalizm kaybedecek, kazanan ise, Allah'ın izniyle İslami direniş cephesi olacak. Böyle bir durumda duruşundan taviz vermeyen bölgenin en güçlü devleti İran söz sahibi olacak.

S-Suriye’de Esad’ın yıkılması halinde net bir tablo görebiliyor musunuz? halkın çoğunluğu onu desteklerken, bunca saldırının arkasında kimler var?
Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye Suriye'deki çatışmaların baş aktörleridir.

C-Şimdi herşeyden önce Sayın Beşşar Esaad'ın bu Emperyalist güçlere karşı hem içerde hem de dışarda verdiği mücadeleden dolayı kutluyorum. Bu bağnaz saldırılar karşısında dimdik duruşundan taviz vermemesi saldırgan ve işgalci güçleri büyük bir endişeye sevk etti. Gelinen noktada bu saldırganların politikası iflas edecektir. Görünürde Esadsız bir Suriye görünmüyor. Halk Esad'ın yanında. Işgalci göçler er veya geç bölgeden çekileceklerdir. Yeni Suriye'de halkın iradesi hakim olacak. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye Suriye'deki çatışmaların baş aktörleridir. Suriyeli olmayan ama bir şekilde orada sivil halk, polis ve askerlere saldıran çeteler var. Bunların finansmanı suud ve katardır. Türkiye ise, lojistik destekle birlikte Türkiyeli müslümanlar üzerinde istismara yönelik pisikolojik baskı uyguluyor. Resmen Suriye üzerinden bir İran düşmanlığı yaygınlaştırılıyor. Bir yıl öncesine kadar hemen hemen yok denilecek kadar tekfirci şia karşıtı varken, bugün oldukça önemli bir sayıya ulaştı. Bunların çoğu da kısa bir süre öncesine kadar "İrancı" olarak bilinen çevrelerden oluşuyor. Böylesine bir propagandanın arkasında elbette ABD ve İsrail vardır.

S-İran’ın Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? ve Ortadoğu’daki ümmet için İran nasıl ifade edilebilir?
İran Ümmetin iftiharıdır
C-İran, İslam devrimi sonrası ümmetin menfaatine yönelik haraket ediyor. Bunun örneği Bosna Hersek, Filistin ve diğer cephelerde yaşandı. Ümmetin iftiharıdır. Batı'ın saldırıları, yaptırımları yanısıra müslüman ülkelerin yönetimleri tarafından da tecrid edilmesine rağmen, alınganlık yapmadan, mezhepsel sorun olarak görmeyen ve sadece ümmetin birliği için çaba gösteriyor. Kendilerine karşı yapılan saldırıları da sineye çekerek, batı güçlerinin ve onların yerli işbirlikçilerin çabalarını da boşa çıkarıyor. Iran her zaman direniş cephesini desteklemiştir. Ambargolara rağmen islami haraketlere olan desteğini sürdürmüştür. Dolayısıyla bugün bir hamas'tan, bir islami cihad'tan ve bir Hizbullah'tan söz edebiliyorsak, bu tamamen İran'ın gayreti ve davayı sahiplenmesinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak bugün Siyonist İsrail, ABD ve onların uzantıları büyük bir huzursuzluk yaşıyorsa bu tamamen İran'ın onurlu duruşundan kaynaklanıyor. Bunun farkına varan şer güçler elbette boş durmayacaklardır. Ancak Allah'ın hesabı daha keskindir.

S-Türkiye’de bir kısım insanlar, İran'nın Suriye'ye desteği mezhepsel bir ilişki ile olduğu söyleniyor. Bu sizce doğru mudur?
İran bütün İslami mücadele içinde olan gruplara yardım ediyor

C-Bu iddia komik bir iddiadır. Şia İran Sünni Bosna Hersek'e yardım ediyor. Şia İran Sünni ve Selefi Hamas'a destek veriyor. Şia İran bütün islami mücadele içinde olan gruplara yardım ediyor. Mezhepsel bir düşünceyle yardım etmiş olsaydı önce Yemen'de Suud yönetimin katliamlarına maruz kalan Husilere silah verirdi. Bahreyn'de yine diktatör Suud rejimi katliamlarına maruz kalan Şiilere silah verirdi. Bakın bunca zulüm ve katliamlarına rağmen İran mezhepsel bir kaygıyla bu yanlışa düşmüyor. Istese Hamas'a, İslami Cihad'a ve Hizbullah'a destek verdiği gibi bahreynli müslümanlara da her türlü desteği verirdi. Iddia ediyorum, böyle bir destek suudi arabistan'ı bitirir. Ama İran böyle kirli bir siyaseti tercih etmedi, edeceğini de sanmıyorum. Dolayısıyla "İran mezhebsel kaygılarla Suriye'ye destek veriyor" iddiası, sadece siyonistlerin ortaya attığı bir iddiadır. Ancak ne yazıkki Türkiyeli bir kısım Müslümanlar bu tezgaha çok kolay düştüler. Inşallah biran önce bu yanlıştan dönerler.

RÖPORTAJ: CESİM İLHAN / FHA

 

Diğer Haberler