Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Öldürdük Ama Bir Sor, Niye?

Öldürdük Ama Bir Sor, Niye?

21 Mart 2012 Çarşamba 10:46
‘Sakarya-Fırat’, TRT 1’de yayınlanan, Kürt meselesini sınırdaki bir karakolda yaşananlar bağlamında anlatma iddiasındaki bir dizi.

Öldürdük ama bir sor, niye?

A. CELİL KAYA*

Uludere/Roboski katliamının üzerinden iki buçuk aydan fazla zaman geçti. 34 genç köylünün bombalanarak öldürüldüğü bu felaketten sonra devlet katından yapılan ilk açıklamalar köylülerin terörist sanıldığıydı. Hatta Başbakan, PKK tarafından daha önce yapılan karakol baskınlarına gönderme yaparak “Öldürmediğimizde de ‘neden öldürmediniz’ diye soruyorsunuz?” diyerek gazetecilere çıkışmıştı. Geçen iki buçuk aylık zaman zarfında öldürülen insanların ailelerinden özür dilenmedi, ciddi bir soruşturma yürütüldüğüne dair hiçbir belirti yok, ailelere birkaç bin lira kan parası verilip mesele “tatlıya bağlanmak” istendi. Kürtlerin tutuklanması, hapsedilmesi, öldürülmesi vaka-ı adiyeden sayılır hale geldiğinden olsa gerek, devlet büyükleri ölen 34 canın üzerinde durmaya da gerek duymadılar. Her bir canın karşılığını para olarak ödeyip meseleyi kapatmayı düşündüler. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, polis kurşunuyla ölen gencin ailesine yaptığı taziye ziyaretinde aileye “meseleye olumlu tarafından bakın, aksilik ya, diğer oğlunuz da ölebilirdi” demesi meselenin esas noktasıdır aslında. Roboski’de 34 değil, 100 kişi de ölebilirdi, aksilik işte. Alın parayı, sonra da bir aksilik sonucu ölmediğinize şükredin. Devletin Uludereli ailelere söylediği tam olarak budur.

Hakikat nasıl tahrif edilir?

Sözünü etmek istediğim esas mesele, katliamdan sonra ölenlere dair medyada çıkan haberler, yorumlar ve çarpıtılan hakikat. Ölenlerin kaçakçı olması, sanki katledilmelerini caiz kılan bir nedenmiş gibi sunuldu yaygın medyada. Olaydan sonra banal ırkçılığı altın kalemleri, kaçakçıların ne kadar çok para kazandıklarını ve bu paraların PKK’yi finanse etmek için kullanıldığını yazdılar. Televizyonlarda, meseleden bağımsızmış gibi “PKK’lı kaçakçılara yapılan uyuşturucu baskınında katırlarla taşınan X kilo uyuşturucu ele geçirildi” türünden haberler yapıldı. PKK militanlarının sık sık katırlarla silah taşıdıkları manşetlerden verildi. Yani denildi ki: Devlet adam öldürüyorsa, vardır bir sebeb-i hikmeti. Diğer taraftan bu meşrulaştırma harekatının tek veçhesi, habercilik değildi.

‘Sakarya-Fırat’, TRT 1’de yayınlanan, Kürt meselesini sınırdaki bir karakolda yaşananlar bağlamında anlatma iddiasındaki bir dizi. Dizide ırkçılığa meyleden bir milliyetçilik ve onun bütün klişeleri var. Vatanına canı pahasına bağlı kahraman askerler, değerlerine ve devletine bağlı mükemmel Türkler, devlete ihanet eden kötü Kürtler, askerle işbirliği yapan iyi Kürtler... Elbette iyi Kürtler Türkçe, kötü Kürtler Kürtçe konuşuyor. Dizinin kahramanı olan askerin Kürt sevgilisi mükemmel akıcılıkta ve İstanbul aksanıyla Türkçe konuşurken, diğer Kürtlerde kötülük düzeyi arttıkça şive ağırlaşıyor. Nihayetinde en kötü Kürtler ya ağır, neredeyse anlaşılmayan bir şiveyle Türkçe konuşuyorlar ya da Kürtçe. Bu dizide üç hafta önce şöyle bir sahneye denk geldim: Bir grup asker operasyona çıkmışken kaçakçılara rastlıyor. Durumdan biraz şüphelenen komutan, askerlere tetikte olma emri veriyor. Kısa bir süre sonra anlıyoruz ki, şüphesi boşuna değilmiş, gelenler kaçakçı değil “terörist”miş, katırların yükü ise uyuşturucu, silahlarını da üzerlerine kilim vs. sararak kamufle etmişler. Grubun lideri militanlara emirler yağdırıyor, kaçakçı gibi davranmalarını istiyor, en kötü Kürt olduğu için haliyle Kürtçe konuşuyor.

Rıza üretmek için

Uludere’den sonra böyle bir dizi senaryosu yazılması, olay sonrasındaki “kaçakçı görünümlü teröristler” imgesini izleyicinin zihnine çakıyor. Kurgu ile gerçek arasındaki geçişkenliği bir süre sonra idrak edemez hale gelen zihinlerde öldürülen kaçakçıların aslında örgüte finansman sağlayan destekçiler olduğu fikri usul usul yerleşiyor. “Onlar masum köylüler değildi, terör destekçileriydi” diye fısıldanıyor izleyicinin kulağına.
Sinema ve televizyonun zihinlere ideolojik “inception”lar yerleştirmek için sıkça başvurulan enstrümanlar olduğuna şüphe yok, Hollywood sineması da bu işin üretim atölyesi. Türkiye’de ise ‘Kara Murat’, ‘Malkoçoğlu’ gibi kötü denemelerden uzun zaman sonra, ‘Kurtlar Vadisi’ dizisi ve filmleri bu konuda başarılı örnekler olarak sayılabilirler. Milliyetçi-muhafazakâr kitleler için hayal kırıklığı yaratan durumların tamir edilmesinde bu dizi ve sinema filmleri çok fonksiyonel oldu. Dizide devletin içinde faaliyet gösteren çetelerden ve teröristlerden, ‘Kurtlar Vadisi Irak’ filminde Türk askerlerinin başına çuval geçiren ABD askerlerinden, ‘Kurtlar Vadisi Filistin’ filminde ise Müslümanlara zulmeden İsraillilerden intikam alındı. ABD’ye, İsrail’e öfke duyan kızgın kalabalıklar rahatladı.

28 Aralık 2011 gecesi Roboski’de yaşanan trajedinin ayrıntıları hâlâ bir muamma. Heron görüntüleri, bilinçli yanlış istihbarat, bölgedeki karakolların bilgisine başvurulmaması gibi bilgiler öyle kafa karıştırıcı bir şekilde sunuldu ki, dışarıdan bakan birinin olayı anlaması neredeyse imkansızlaştı. Bu durumda, olay zihinlerde hâlâ canlıyken, iki saatlik bir dizide usul usul o geceye gönderme yapan bir kurgu izlemek, bir yanıyla karışık kafaları berraklaştırıyor. Osmanlı tarihine ‘Kara Murat’, ‘Malkoçoğlu’ filmleriyle vakıf olan ve o dönemi gerçekten öyle sanan, nesneleştirilen, esnekleştirilen zihinlerin, Roboski’deki felaket gecesinin dizide sunulduğu gibi olduğuna ikna olması hiç de zor değil.

Ölenler ölmeyi hak etti

‘Sakarya Fırat’ dizisi özgün bir örnek değil aslında. Dezenformasyona dayalı habercilik ve kurmaca, son yarım yüzyılda, muktedirlerin hegemonya projelerine rıza üretmek için sıkça başvurdukları mecralar. Maraş katliamının fitilini ateşleyenin bir sinema filmi, birkaç gün önce davası zamanaşımından düşen Sivas katliamının müsebbiplerinden birinin yalan haberler olduğunu hatırlayalım. Kürt meselesinde de 90’lı yıllarda ‘Anadolu’dan Görünüm’ programı ve milliyetçi medya üzerinden yapılan hakikat çarpıtmaları son yıllarda televizyon dizileri üzerinden yapılıyor. ‘Tek Türkiye’, ‘Şefkat Tepe’, ‘Sakarya Fırat’ dizileri en belirgin örnekler.

Kürt sorununun bakılıp bakılıp görülmediği, birkaç kötü Zerdüşt Kürdün zındıkça arzuları yüzünden dinine, devletine bağlı iyi Kürtlerin kötüleştiği, güvenlik güçlerinin kadın, çocuk ayırmadan gereken müdahaleleri yapacağı cennet vatanımızın bir yakasında gerçek katliamlar yaşanırken, birilerinin diğer yakadaki insanları, kurmaca yoluyla paralel gerçeklikler yaratarak ölenlerin ölmeyi hak ettiğine ikna etmeye çalışması, zamanın ruhunun ta kendisi!

*Ankara Üni., Araş. gör.

Kaynak: Radikal

Diğer Haberler