Barzanî dema referandûmê destnîşan kir
Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ragihand, ku dê di nav sala 2017ê de referandûma ji bo serxwebûna Başûrê Kurdistanê bê encamdan.
Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Şîretê Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî
Ey Milletê Kurd! Îttîfaq di qewet, îttîhad di heyat, birayey di se’adet, hukûmat di selamet est o.
Önce Fişle Sonra Şişle

Önce Fişle Sonra Şişle

05 Eylül 2010 Pazar 19:34
Geçen Pazar akşamı Adana’da Mustazaf-Der şubesi kimlikleri “apaçık belli” kişiler tarafından kurşunlandı.

Geçen Pazar akşamı Adana'da Mustazaf-Der şubesi kimlikleri “apaçık belli” kişiler tarafından kurşunlandı.
Mustazaf-Der ve aynı paralelde çalışan dernekler etrafında özellikle Adana ayağında bugüne kadar olan ve bundan sonra olacak olan provakatif tüm teşebbüslerin kaynağı bizzat Adana Emniyet Müdürlüğü'dür. Bu bir 'topu taca atma' teşebbüsü ya da basit bir polis düşmanlığının dışavurumu değildir. Bu kanıyı oluşturan hatta pekiştiren bizzat ADANA EMNİYETİ olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Elbette kimi zaman kullandığı çeyrek tetikçilik kabiliyetine sahip çaylakların kimlikleri farklılık arzedebilir, ama bu durum polisin olaylar ardındaki karanlık pençesini gizlemeye yetmemektedir. Çünkü;

Bugüne kadar aynı derneklere onlarca saldırı oldu. Ama ne hikmetse hiçbir saldırının faili yakalanmadı. Olsun, yakalanmasın! Ama saldırılar akabinde derneklere yönelik polis baskınları sonucu yakalanan dernek yöneticilerinin sayısını da isimlerini de hafızamızda tutamaz olduk. Dernek sayısından daha fazla dava sayısı oluştu. Adeta provakasyonlara gelmemenin bedelini ödetiyorlar. Hazırlanan iddianamelerin içeriği, bedel ödettirmenin en somut sonucu olsa gerek.

Yine sıkça yapılan bir uygulamanın bu yaz mevsiminde Adana'da ayyuka çıktığı görüldü. Gazetemizin manşetlerine de yansıyan ve polis terörünün en canlı nüvelerini oluşturan “Önce fişle sonra şişle” formülü, Adana polisinin fişlemede sınır tanımadığının göstergesiydi. Gezi, düğün, taziye gibi etkinlikler kapsamında katılımcıları fişleyen polis, akabinde evlere dadanarak katılımcıları ilgili derneklere gitmemeleri, gitmeleri halinde başlarına gelecek felaketleri hatırlatan geniş kapsamlı bir projeyi hayata geçirdi. Sayısız insan bizzat evlerinin içinde, anne-babalarının ya da çocuklarının gözü önünde açıkça tehdit edildi, polis eliyle devlet terörü böylece evlerin içine kadar girmiş oldu.

Derneklere komplo kuran, kontrollerindeki serseri takımına dernek binalarını taşlatan, saldırganları yakalamayan, yakalanıp kendilerine teslim edilenleri serbest bırakan, saldırının faturasını dernek yöneticilerine kesip örgüt yöneticisi safsatasıyla tutuklattıran, derneklere gidenleri önce fişleyen ardından da evlerine dadanarak tehdit eden bir polis profilinden ne beklenmez ki! Ama elbette polisin bu tavrı “zurnanın zırt dediği yer” değildir. Hiçbir polis ya da benzeri silahlı resmi odak, kurumsal anlamda himaye görmeden kendi başına devlet terörünün tetikçiliğine soyunmaz. Şikayet ve basına yansımasından sonra bile terörün resmi versiyonu estiriliyorsa bunu himaye edenin sadece tasfiyeye mahkum eski statükocu güç olmadığı da ortaya çıkmaktadır.

Mustazaf-Der Başkanı Hüseyin Yılmaz, Adana odaklı tekerrür eden polis entrikası üzerine hükümetin buraya müfettiş göndermesi gerektiğini söylüyor. Doğrudur, entrikanın alası uygulanmaktadır. Ancak entrikayı çevirenin polis olması ve polisin de hükümete bağlı olması, açıklık ve şeffaflık iddiasındaki hükümetin konumunu ve bu olaylar karşısındaki vurdumduymaz tavrını da sorgulamayı zorunlu kılıyor. Güya çetelerle, devletin içine sinmiş derin yapılarla mücadele ettiğini söyleyen hükümet, nedense bugüne kadar polis eliyle yürütülen hukuksuzlukları, çevrilen karanlık dümenleri görmedi, belki de görmek istemedi.

Polis entrikasını görmezden gelen hükümet, şu referandum afişlerinde “Fişlemenin tarihe kavuşmasına” yaptığı vurguya acaba kendi denetimindeki polis fişleme/şişlemesini de katacak mıdır mıdır?

Adana'da polisin fişleme çalışması ve bu korsan çalışmanın manşetlere yansımasına rağmen kendisine bağlı kurumun korsanlıklarını görmezden gelen hükümet, acaba fişlemeyi tarihe gömeceği va'dine Adanalı mağdurları inandırabilecek midir? Yoksa tüm bu afişler birer referandum yalanı olarak eski siyaset anıları arasında mı kalacak?




M.İkbal Atak / Doğruhaber Gazetesi

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları