Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Paristeki Gelişmeler İç İnfaz Kuşkusunu Güçlendiriyor!

Paristeki Gelişmeler İç İnfaz Kuşkusunu Güçlendiriyor!

20 Ocak 2013 Pazar 08:33
PKK medyası, ‘İnfaz ile ilgili olarak iki zanlının yakalanmasını’ görmek, yazmak istemedi…

Le Figaro'da flaş olarak verilen haberde Paris katliamından dolayı iki kişinin göz altına alındığı belirtildi. Göz altına alınan şüphelilerin 1974 ve 1982 doğumlu oldukları ve Kuzey Kürdistanlı Kürd oldukları belirtiliyor. Haberde en önemli nokta ise yakalananlardan birinin, infaz edilen PKK’li kadınlardan birinin şoförü olmasıdır…

*****

Kürdlere yönelik yayın yapan kurumlar arasında en çok teknik donanıma, maddi olanaklara ve haber elemanına sahip olan ANF’dir. Kürdistan’ın her hangi bir parçasında en küçük olayı (farklı yansıtsa da, abartsa ve çarpıtsa da) anında duyuran ANF, Paris’teki infaz ile ilgili olarak çok önemli bir gelişmeyi görmedi(!)

Günlerdir Paris’teki infazı işleyen, cenaze törenlerini canlı yayınlayan, komplo teorilerini peş peşe sıralayan, olaya dair her türlü duygu sömürüsünü işleyen PKK medyası, ‘İnfaz ile ilgili olarak iki zanlının yakalanmasını’ görmek, yazmak istemedi…

Fransa’nın tüm yazılı ve görsel basınının yanı sıra Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki tüm basının anında verdiği haberi ANF görmedi/görmek istemedi.

PKK Medyasının, İnfazlarına bu kadar yer verdiği, nerdeyse konuya dair 24 saat canlı yayın yaptığı insanların katledilmesiyle ilgili önemli bir gelişmeye yer vermemesi düşündürücüdür.

ANF ‘iki zanlının yakalandığı haberini’ bir gün arayla verebildi ancak!

Her haberi allandıra ballandıra anlatan ve bir cümlelik haberi tekrarlayarak birkaç paragrafa ulaştıran ANF, göz altılarla ilgili olarak olabilecek en kısa haberi verdi; üstelik en önemli detayı kırparak…

ANF haberi şöyle verdi:

“Fransa’nın başkenti Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin katledilmesi olayında Fransız polisinin iki kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.
 
AFP’ye açıklamada bulunan bir polis kaynağı 1974 ve 1982 Türkiye doğumlu iki Kürt erkeğin infaz edilen üç kadına çok yakın çevreden olduğunu söyledi ancak gözaltına alınan kişilere bir suçlama mı yönetildiği konusunda bilgi verilmedi. Aynı kaynak, bunların La Courneuve’de ikamet ettiklerini bildirdi. Fransız polisinin konuyla ilgili olarak bugün bilgi vermesi bekleniyor.”

ANF, “iki Kürt erkeğin infaz edilen üç kadına çok yakın çevreden” diyerek çok muğlâk bir ifade kullanarak özellikle PKK ile olan bağlarını gizlemeye çalıştı.

Oysa haberin en önemli kısmı, yakalananlardan birinin infaz edilen kadınlardan birinin şoförü olmasıydı…

Özel şoför, PKK ile organik bir bağın varlığına işarettir. ANF bu önemli bilgiyi yazma gereği duymadı.

Hızlı ve ayrıntılı haber verme noktasında özellikli olan ANF’ın bir gün gecikmesi ve kısa bir haberle yetinmesi, dahası haberin en önemli bölümünü kırpması “iç infaz” kuşkularını güçlendiriyor…

Şüphesiz ki ANF herkesten önce haberi duymuştur ve zanlıların kimliğiyle ilgili de net bilgilere sahiptir. Buna rağmen haberi geciktirmesi ve vermek zorunda kalınca da ayrıntıya girmemesi bir telaşın somut göstergesidir.

Yalan haber ve çarpıtma konusunda özellikli bir yere sahip olan ANF ve PKK medyası, haberin nasıl çarpıtılabileceği, olumsuz etkisinin nasıl engellenebileceği ve “hayali düşmanlar” yaratarak dikkatleri nasıl başka yere çekebileceği hesapları içinde olmalılar şu an.

Haber/Yorum -nasname.com

Türkiye’de Ergenekon davasının başlamasıyla birlikte telaşa kapılan PKK, soruşturmanın Kürdistan’a uzamaması için elinden geleni yaptı.

Öcalan’ın, “uzak durun, bizi ilgilendirmez” talimatı da, soruşturmanın Kürdistan’a yansımasından duyulan korkunun ifadesiydi.

Oysa Ergenekon dahası başladığında en çok sevinmesi gereken Kürdler olmalıydı. Çünkü devletin en çok cinayet işlediği ve en çok karanlık işler yaptığı yer Kürdistan idi.

Kürd Ergenekon’unun deşifre olmasının önüne geçmek isteyen PKK, devletle anlaşmanın yollarını aradı. Ahmet Türk’ün “17 bin Faili Meçhul’ü unutmaya hazırız” teklifi, hem devleti hem de PKK’yi kurtarmaya yönelik açık bir tekliften başka bir şey değildi.

PKK’nin bu korkusunu gören devlet, "Ergenekon soruşturması Fırat’ın ötesine de taşınabilir" mesajlarını vererek açıkça şantaj yaptı. Bu şantaj sayesinde PKK/BDP’yi köşeye sıkıştıran devlet, aynı zamanda devletin Kürdistan’da işlediği insanlık suçlarının da üstünü örtme fırsatı buldu.

“Faili Meçhuller aydınlansın, hesap sorulsun” sloganını ağzından düşürmeyen BDP, olayların aydınlanması yönünde az da olsa bir fırsat doğduğunda kayıtsız kalmakla yetinmedi, açılan Ergenekon ve JİTEM Davaları’nı sulandırmak için de (Kemalist Sol ile birlikte) elinden geleni yaptı.

En az 15 000 (Öcalan 15 bin demişti ve doğal olarak kendi sorumluluğunu hafifletmek için en azını kabul ettiği söylenebilir) İç İnfaz yapmış, bunun yanında farklı Kürdistanlı örgütlerden birçok insanı katletmiş bir örgütün ısrarla “hakikatleri araştırma komisyonu” kurulmasını istemesi de dikkat çekici bir noktadır. Böyle bir komisyon isteği, halk nezdinde “kendi gerçekliğiyle yüzleşmekten korkmuyorlar” algısını yaratmaya yöneliktir.

Yukarıdaki örnekler, bir olayın aydınlanmasını istiyormuş gibi görünmenin, gerçekte aydınlanmasını istemek olmadığını, dahası özellikle karanlıkta kalmasını istemek olabileceğini göstermek içindir.

Paris’teki infaz olayının aydınlanması için de ortalığı bir birine katan PKK’nin, aslında olayı örtbas etmek istediği kısa sürede anlaşıldı.

Olayla ilgili iki kişinin gözaltına alınması ve gözaltına alınanların PKK çevresinden olması, İç İnfaz kuşkularını güçlendirirken, ortaya çıkacak sonucun etkisini kırmak için PKK Medyası harekete geçmiş durumdadır.

ANF’de “Maxime Azadi” imzası ve “Siyasi cinayetler şehri, Paris” başlığıyla yayınlanan bir yazıda, ’Fransız polisinin açıklayacağı deliller ne olursa olsun ve PKK’yi işaret edecek iddialar, somut deliller ne kadar güçlü olursa olsun, bu eylem dış istihbarat örgütlerinin işidir ve tetikçiler bilinse de hiçbir zaman kararı kimin verdiği bilinemez’ algısı yaratılmaya çalışılıyor…

Üç PKK’li kadının infazı ile 1988'de Güney Afrikalı bir kadın temsilcinin infazı arasındaki benzerliğe dikkat çeken yazı, aynı zamanda Paris’in “faili bilinmez” eylemler için ideal bir yer olduğunu göstermeye çalışıyor…

Yazıdaki esas amacın ne olduğu şu cümlede kendisini açıkça gösteriyor: “Çoğu cinayette Fransız soruşturmacılar, "iç hesaplaşma" gibi şüpheler üzerinde durdu. Devletler her zamanki gibi korunurken, failler hep başka yerde arandı, sorumluluk hep mağdurların üzerine yüklenmeye çalışıldı.”…

Değerlendirme açıkça, ‘yarın Fransız polisi PKK’yi suçlu bulup İç İnfaz derse kimse inanmasın. Çünkü bütün benzer suçlarda hep mağdurlar suçlanmıştır’ mesajı veriliyor…

Belli ki PKK, eylemde rol oynadığının ortaya çıkacağını biliyor ve şimdiden inkâr etmenin düşünsel alt yapısını oluşturuyor…

ANF'nin misyonu hakkında daha önce okuyucularımızı defalarca bilgilendirme gereği duymuş ve yalan haberlerini ispatlamıştık. ANF'nin, Kemalist devletçilerin ve Türk istihbarat elemanlarının belirleyici rol oynadığı bir dezinformasyon kurumu olduğu ve tıpkı ODATV gibi karanlık bir görevi yerine getirdiği, bilgi kirliliği yaratarak kitleleri yanlış yönlendirmek istediği açıktır...

Düşünebilen, sorgulayabilen ve önüne konulanla yetinmeyen insanların çok şey yakalayabileceği ibretlik bir yazı…

ANF’nin bu ilginç ve yanlış algı yaratmayı amaçlayan değerlendirmesini okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz…

Haber/Yorum-Nasname.com

*****

Siyasi cinayetler şehri, Paris

Maxime Azadi-ANF

Paris - Fransa'nın başkenti Paris'te 1970'li yıllardan bu yana çok sayıda siyasi cinayet işlendi. En son 9 Ocak'ta PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez infaz edildi. 1988'de Güney Afrikalı bir kadın temsilcinin infazı, hem yöntem hem de konsept olarak çarpıcı benzerlikler gösteriyor.

Güney Afrika mücadelesinde Dulcie September önemli bir yere sahip. Apartheid döneminde yasadışı ilan edilen Afrika Ulusal Kongresi'nin (ANC) Fransa temsilcisi September, Apartheid döneminin sona ermesinden üç yıl önce Paris'te katledildi. Bu aynı zamanda Güney Afrika lideri Nelson Mandela'nın cezaevinden serbest bırakılmasından iki yıl öncesine, yani barış görüşmelerinin sürdüğü döneme denk geliyor.

25 YIL ÖNCE YAŞANAN DULCIE SEPTEMBER İNFAZI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

September, 29 Mart 1988'de, saat 10.00'da 10. Paris'te, bugün Kürt Kültür ve Sanat Akademisi'nin bulunduğu sokağın bir üstündeki, "28, rue des Petites-Ecuries" adresinde ölümcül bir şekilde yaralı halde bulundu . September, ANC'nin dördüncü kattaki bürosunun önündeki basamaklarda vuruldu. Polis raporunda, September'in kimlik bilgileri şöyle yer alıyordu: "Geçici oturum kartı sahibi Dulcie Evon September, 20.08.1935'te Güney Afrika'daki Cap Town'da doğdu, Arcueil'deki (Paris banliyösü) '7, avenue de la Convention' adresinde ikamet ediyor. Bekar. ANC'nin Fransa, İsviçre ve Lüksemburg temsilcisi."

Güney Afrika'da beş yıl cezaevinde kalan sonra da sürgüne giden September, önce Zambiya'daki Lussaka, sonra Londra ve son olarak da 1980'li yılların ortasında Paris'e geldi. 1981 yılına kadar "terörist örgüt" olarak değerlendirilen ANC'ye dönemin sosyalistleri Paris'te bir büro açma izni verdi. Temsilciliğin yeri 9 Ocak'ta 3 Kürt kadının infaz edildiği Kürdistan Enformasyon Merkezi'nin bulunduğu "Lafayette" sokağındaydı. Daha sonra Petites-Ecuries sokağına taşındı. Büronun kirasını da Sosyalist Parti karşılıyordu.

Üç yıl sonra, 16 Nisan 1991'de Kriminal Tugay'ın yargıç Claudine Forkel'e gönderilen soruşturma raporundaki tespitler, bugün Kürtlere yönelik yürütülen konsept ile çarpıcı benzerlikler içeriyor:

"Görünüşe göre Dulcie September cinayeti titizlikle hazırlandı ve saat 09.45'te tanıksız bir şekilde infaz edildi. Olay yerinde bulunan tek materyal, Hirtenberger marka 22 kalibre mermi kovanlarıydı. Asansör üzerinde bir parmak izi, merdivenlerin üzerinde ize iki adet Marlboro sigara izmariti bulundu. Ancak bu parmak izi ve izmaritlerin katil veya katillerle bir ilgisi olup olmadığını söylemek mümkün değil. Öyle görünüyor ki bu eylem ANC'nin sorumlularına yönelik Avrupa düzeyinde yürütülen yok etme geniş planının bir parçası ve Londra ile Brüksel'de ANC yöneticilerine yönelik saldırılar veya saldırı planlarının bir devamı."

ŞÜPHELİ SOYGUNLAR

17 Temmuz 1992'te cinayete ilişkin takipsizlik kararı verildi. 1987'de İngiltere'de, Savunma Bakanlığı adına düzenlenmiş sahte evrak ve ANC'nin sürgündeki tüm üyelerinin adreslerini taşıyan iki kişi yakalandı. Mart 1982'de İngiltere'de ANC bürosuna yönelik bombalı saldırı gerçekleşti. Aynı yıl Temmuz ayında bu kez hırsızlık yaşandı.

Kürt kadınlarının katledildiği Kürdistan Enformasyon Merkezi'nde de 2012 yılı içerisinde şüpheli bir hırsızlık olayı yaşanmıştı.

Belçika'da 1988 Şubatı'nda ANC'nin yerel temsilcisine yönelik büronun camlarına doğru iki el ateş edilerek suikast girişimi oldu. Paris'teki September cinayetinden iki gün önce de Brüksel'deki ANC binasına saldırı girişimi oldu.

September cinayetinde Fransız paralı askerlerin rol aldığı ortaya çıktı. 1998'de Fransız paralı asker şüphesi Güney Afrika'daki Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu'nun raporunda da doğrulandı. 1986'da kurulan ve Güney Afrika'da Savunma Bakanı Magnus Malan'ın yetkisi altındaki isyana karşı kurulan Güney Afrika ölüm mangaları "Sivil İşbirliği Bürosu" (CCB) şefi Eugène de Koch, Dulcie September cinayetini itiraf etti ve iki tetikçiden birinin Capitaine Siam kod adlı Jean-Paul Guerrier olduğunu söyledi. Guerrier, September cinayetiyle ilişkili olduğundan şüphe edilen paralı, eski subay Bob Denard'a yakınlığı ile biliniyor. Guerrier, 1999'da kayıplara karıştı. Denard ile birlikte, 10 yıl önce Komor Adaları Cumhurbaşkanı cinayetine ilişkin yargılanması gerekiyordu. Koch ise en az 24 cinayetten dolayı ömür boyu hapse mahkum edildi.

Dulcie September'in elinde, Apartheid rejimine uygulanan ambargoya rağmen Fransa'nın silah, petrol, kömür ve nükleer teknolojideki yolsuzluklarına ilişkin skandal bilgiler bulunduğu iddia ediliyor.

SİYASİ CİNAYETLER

Paris'te özellikle 1970'li yıllardan bu yana çok sayıda siyasi cinayet gerçekleşti. Hedefte otoriter rejim karşıtları vardı. Bunların çoğunluğu ise Ortadoğu ve Magreblilerden oluşuyordu. Bu cinayetler serisi, bugüne kadar da durmadı.

29 Ekim 1965'te Fas Kralı II. Hasan'a muhalif olan sosyalist Mehdi Ben Barka Paris'in göbeğinde kaçırıldı. Bu olay tam bir diplomatik, medyatik ve adli bir fiyaskoya dönüştü. Barka'nın Fransa topraklarında mı öldürüldüğü konusu henüz netlik kazanmadı. Onun dışındaki yabancı muhalifler olay yerinde infaz edildi. Suriyeli muhalif Selahaddin Bitar 1980'de Paris'te öldürüldü.

İRANLI MUHALİFLERE YÖNELİK SUİKASTLER

Paris, ezilen toplumların yoğun olarak sığındığı ve burada faaliyetlerini sürdürdüğü yer olarak önemini hep korudu. Bu ülkede yılda ortalama 10 bin kişiye siyasi sığınma hakkı tanıyor.

1979'deki İran Devrimi ardından bu kez rejim muhalifleri Fransa'ya aktı. İran rejim muhaliflerini hedef alan siyasi cinayetlerin sayısı oldukça fazla. 1976'da Şah dönemi eski Başbakan Yardımcısı Redza Mazlumam Paris'in Créteil banliyösündeki evinde öldürüldü. Eski Başbakan Şapur Bahtiyar, 1991'de Suresnes'deki evinde vurularak öldürüldü. Bahtiyar, 1980'de de bir suikast girişiminden kurtulmuştu ancak onu okuyan iki Fransız polis ölmüştü.

MOSAD CİNAYETLERİ

Münih Olimpiyat Oyunları'nda İsrailli atletlere yönelik saldırılardan bir kaç ay sonra 8 Aralık 1972'de Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcisi Mahmud El Hamşari, Paris'teki evine yönelik bombalı saldırının kurbanı oldu. Bu saldırı, MOSAD'ın Münih saldırılarına karıştıkları gerekçesiyle Fransa topraklarında işlediği cinayetler dizisinin ilki olarak değerlendirildi. Bunlar Steven Spielberg'in "Munich" isimli filmine de konu oldu. Hamşari'den sonra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC)'nin Iraklı bir üyesi olan Basil El Kubeisi 5 Nisan 1973'te öldürüldü.

BASKLILARA YÖNELİK İNFAZLAR

İspanya'da Ekim 1982'de iktidara gelen sosyalist Felipe Gonzales, Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden ETA'ya karşı mücadeleyi bir öncelik haline getirdi. Ancak Fransız hükümeti o yıllarda Basklı militanları teslim etmeyi reddetti. 2012'de ise Fransa'da Sosyalist Parti (PS) iktidarında Aurore Martin isimli Basklı parti Batasuna üyesi İspanya'ya teslim edildi. Oysa İspanya'da yasaklı olan Batasuna partisi Fransa'da yasal bir kimliğe sahipti. Yoğun bir mücadele ve kamuoyu baskısı ardından İspanya şartlı olarak serbest bıraktı.

Fransız makamlarının ETA'ya karşı işbirliğini yetersiz bulan Madrid, 1982 yılında özel bir anti-terör planı oluşturdu. Aynı yıl Özgürlükçü Antiterörist Gruplar (GAL) adlı ölüm komandoları tarafından ilk cinayetler işlenmeye başladı. 1970'li yıllardan beri tüm hükümetler kirli savaşa göz yumdu, ancak GAL yeni bir aşamayı ifade ediyordu, hükümet içerisinde en üst düzeyde destekleri vardı. Türkiye'deki JİTEM gibi hareket eden ve 10 kadar gruptan oluşan paralı askerler, 1983 ile 1987 arasında Fransa'da 30 dolayında kişiyi katletti. Bunların çoğunluğu ETA üyesi iken, siviller de hedef alındı. Bir çok GAL üyesi Fransa'da ağır cezalara çarptırıldı. İspanya'da ise tutuklamalar üst düzeylere kadar yükseldi. Bilbao'da genel istihbarat alt komiseri José Amedo Fouce, 1991 yılında 108 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. İçişleri Bakanı José Barrionuevo, Güvenlikten sorumlu Devlet Bakanı Rafael Vera ve Biskay Valisi Julian Sancristobal, 1998 yılında 10'ar yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak bir kaç ay sonra iktidara gelen yeni başbakan José Maria Aznar tarafından affedildi.

GAL'ın kurulduğu ve cinayetler işlediği dönemin Başbakanı Felipe Gonzales'in bu olaylarda sorumluluğu "kanıtlanmasa" da en yakın iki iş ortağının ölüm komandolarının cinayetlerini gizlemesi ya da bunlara talimat vermelerini bilmiyor olmaz.

8 KASIM 2012'DE TAMİL LİDERİ İNFAZ EDİLDİ

Üç Kürt kadınının katledildiği saldırıdan önceki son siyasi cinayet 8 Kasım 2012 tarihinde işlendi. Diğer bir ifadeyle tam iki ay öncesinde. Uluslararası Tamil Eelam Konseyi'nin Fransa seksiyonu olan Tamil Koordinasyon Komitesi Başkanı Nadarajah Mathinthiran, Paris'teki Pyrénées sokağında komiteden çıkarken 9mm kalibrelik silahla kasıklarından ve sırtından vuruldu. Tamiller, Paruthi kod adlı Mathinthiran'a suikastten Sri Lanka devletini sorumlu tutarken, amacın Tamil toplumunu istikrarsızlaştırmak ve göz dağı vermek olduğunu kaydetti. 1996 yılında da Paris'te Tamilli iki militan suikaste uğradı. Tamil toplumu, üç Kürt kadının infazı ardından Kürtlerle anlamlı bir dayanışma örneği gösterdi.

BU CİNAYETLERİN ARKASINDA KİM YA DA KİMLER VAR?

Çoğu cinayette Fransız soruşturmacılar, "iç hesaplaşma" gibi şüpheler üzerinde durdu. Devletler her zamanki gibi korunurken, failler hep başka yerde arandı, sorumluluk hep mağdurların üzerine yüklenmeye çalışıldı. Mosad'ın gerçekleştirdiği bazı açık cinayetler bir yana bırakılırsa, çoğu siyasi cinayet bir sır olarak kaldı. Bilinen doğrular, bunların siyasi cinayetler olduğu ve profesyonelce işlendiğiydi.

Tanık bırakmadan işlendikten sonra faillerin kaybolduğu cinayetlerin arkasındaki en büyük şüphe ise, bunların gizli servis üyeleri olduğu. Genellikle iyi eğitilmiş gizli servis üyeleri olduğu tahmin edilen bu tetikçiler, sahte pasaport elde etme ve işini bitirdikten sonra da Fransa'dan ayrılma gibi diplomatik kolaylıklardan da faydalanabiliyorlar.

Paris'te üç Kürt kadınının katledildiği saldırı Fransız medyasında yer alan bilgilere göre "soğuk kanlı bir tetikçi" tarafından gerçekleştirildi. Olay siyasi bir cinayet. Yer, özellikle Fransız ve Türk istihbaratı tarafından iyi bilinen ve gözetlenen bir bina. Tanık yok.

TASFİYE KONSEPTİ

Bu toplu infazlara ilişkin soruşturmada "iç hesaplaşma" ve "aşırı sağcı bir grubun saldırısı" üzerinde durularak yön değiştirildi. Buna karşın 12 Ocak'ta onbinlerce kişi Paris'te toplanarak infazı kınadı, üç gün sonra 15 Ocak'ta yine binlerce kişi Paris'te üç kadını görkemli bir uğurlama ile Diyarbakır'a yolculadı. 17 Ocak'ta yüzbinlerce kişi Diyarbakır'da üç kadına son bir uğurlama töreni hazırlayarak, Fransa ve AB'nin "terör listeleri" ve yürütülen soruşturmalardaki hedef şaşırtma girişimlerine büyük bir yanıt vererek, bunları hükümsüz kıldı. Gerçeklerin açığa çıkması ve adaletin sağlanmasını isteyen Kürtler, aynı zamanda "barış" ve özgürlük mücadelesinde "kararlılık" mesajı verdi.

Kürtler çözüm için sık sık Güney Afrika modelini örnek gösterirken, üç Kürt kadınına yönelik cinayetin de 25 yıl önceki September cinayetinde olduğu gibi bir Kürt yöneticilere yönelik "tasfiye konseptinin" parçası olduğundan şüphe ediyor. (Kaynak ANF)

Diğer Haberler