Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah

PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah

18 Ekim 2012 Perşembe 11:35
PYD lideri Asya Abdullah: Devrimi kadınlar yapıyor

Batı Kürdistan'da yönetimin halkının elinde olduğunu söyleyen PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah "Kadın, Batı Kürdistan'da devrimin öncüsüdür. Her yerde yüzde 40 kadın kotasını uyguluyoruz, birçok yerde kota aşılmış durumda" dedi. Eğitim seferberliği başlattıklarını belirten Abdullah, ciddi bir ilaç sıkıntısı yaşadıklarını duyurdu. ANF'ye verdiği röportajda PYD lideri Suriye muhalefetine ise "Bize projeyle gelin" çağrısı yaptı.

Asya Abdullah, Batı Kürdistan'da yıllardır aktif bir şekilde Kürt hareketinin içinde. Geçtiğimiz Haziran ayında 5. Kongresini yapan Demokratik Birlik Partisi (PYD)'de Salih Müslüm ile eşbaşkanlığa seçilen Asya Abdullah, Qamişlo yakınlarındaki Hesiçe vilayetine bağlı Dêrîka Hemko ilçesinden. 41 yaşında olan Asya Abdullah, bir yıldan öncesine kadar Esat rejiminin baskı ve şiddetine karşısında uzun bir süre gizlenerek hayatta kalabilmiş, aynı zamanda kadın bir aktivist.

Mamoste Osman, Bavê Cûdî ve Ehmed Huseyin Suriye zindanlarında işkencelerde katledilen PYD'li yöneticilerinden sadece birkaçı. 2004 yılında Efrin'de gözaltına alınan Naziye Ehmed Keçel'den ise yıllardır haber alınamıyor. Geçtiğimiz hafta Paris'te gerçekleşen Batı Kürdistan konferansına katılmak için Avrupa'ye gelen PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah, söyleşiye işte bu PYD'lilerin mücadelesini anlatarak başlıyor.

Türkiye ile yapılan ittifaktan dolayı Suriye'de çok zorlu bir mücadele verdiklerinin altını çizen PYD lideri, tabandan merkeze doğru örgütlenerek Kürdistan'da Demokratik Özerkliği hayata geçirdiklerini ve bunun demokratik bir Suriye'ye öncülük ettiğini belirtti. Sağlık, eğitim, güvenlik, belediye hizmeti gibi konularda örgütlemelerini kurduklarını belirten Asya Abdullah "İlk kez halk devletsiz şekilde kendisini yönetiyor" vurgusunu yaptı.

PYD Eşbaşkanı Abdullah; halkın şu anki acil ihtiyaçlarını, şehir meclislerine seçilme şartlarını, Suriye muhalefetiyle ilişkilerini, elektrik, su ve sağlık hizmetlerinde yaşanan sıkıntıları, güvenlik ve en önemlisi de Suriye'de savaşın büyümesi ihtimali karşısında yaptıkları hazırlıklara ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Paris'teki konferanstan başlarsak, KNK'nin ulusal istişarede Batı Kürdistan'ı tartışmasını nasıl buldunuz?

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)'nin bu konferansı gerçekleştirme girişimini önemli buluyorum. Çünkü ulusal bir çatı kuruluşu olan KNK'nin Batı Kürdistan'daki devrim karşısında da sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Konferansın bileşimi de çok önemliydi, Batı Kürdistan'dan çok sayıda partinin Kürdistan'ın diğer parçalarından gelen temsilcilerle buluşması önemliydi. Ayrıca sadece Kürtlerin değil, Asuri ve Ermeniler de kendisini konferansta ifade etti. Böylesine tarihi ve hassas bir süreçte, Paris gibi bir yerde böyle bir konferansın etkilerinin olacağını düşünüyorum.

Uzun yıllardır aktif bir şekilde Batı Kürdistan'da siyasetin içindesiniz. Bir gün böyle bir devrimin başlatıp, bu aşamaya geleceğinizi hayal ediyor muydunuz?

Doğrudur, uzun yıllardır mücadele veriyoruz. 2000'li yılların başında PYD'nin kuruluş sürecinden bu yana hem Batı Kürdistan'da hem de Suriye'de siyasi çalışmalarımız yoğun şekilde sürdü. Bu yıl gerçekleştirdiğimiz devrime kadar Kürdistan ve Suriye'de çok zorlu bir mücadele verdik. Bunun nedeni de Esat yönetimi ile Türkiye arasında yapılan anlaşmalardı. İttifakın asıl hedefi şüphesiz hareketimiz ve Kürt halkının kazanımlarıydı. Bu yüzden mücadelemize yönelik çok şiddetli bir yönelim vardı. Son 10 yılda yüzlerce üyemiz tutuklandı, bazıları işkencelerde katledildi.

'NAZİYE ARKADAŞIMIZ 8 YILDIR KAYIP'

Ne kadar üyeniz hala cezaevinde? Onlardan haber alıyor musunuz?

Çoğu uzun yıllar cezaevinde kaldı ve yapılan bazı yasal reformlarla serbest bırakıldılar. Suriye zindanlarında şehitler de verdik. Mamoste Osman, Bavê Cûdî ve Ehmed Huseyin gibi arkadaşlarımız işkencede katledildiler. Ayrıca Naziye Ehmed Keçel ismindeki arkadaşımız kayıp. En son Efrin'de partimizin örgütleme çalışmaları içinde tutuklandı ve bir daha ondan her hangi bir haber alamadık. Rejim muhalefeti bir hareket olarak son 10 yılda Suriye yönetimine karşı verdiğimiz mücadele bizim için çok önemli bir geçmiş ve tarihtir.

Ortadoğu'da bir değişim kaçınılmazdı. Halkın taleplerini dikkate almayan rejimler ya değişiklik yapmak ya da yıkılmak zorundaydılar. Fakat geldiğimiz aşamada bu rejimlerin değişim gücünün olmadığını gördük. Bu yüzden az önceki sorunuza dönersem; Suriye rejiminin bir gün değişeceğini ve Ortadoğu'yu saran devrim rüzgarının bu ülkeye de ulaşacağını tahmin ediyorduk. Çünkü Şam rejimi 50 yıllık bir geçmişiyle bölgede hüküm süren en köklü rejimlerden birisidir. Tek parti, tek bayrak, tek ideoloji, tek düşünce yıllarca hüküm sürdü. Bunun bir gün değişmesi kaçınılmazdı.

"ORTADOĞU'DA ARTIK REJİMLER ÜSTTEN DEĞİL, ALTAN KURULMALI"

Siz nasıl bir değişim istiyorsunuz? Suriye'deki değişim bölgeyi nasıl etkileyecek?

50 yılın faturası Suriye'de yaşayan halklara ağır şekilde mal oldu. Toplumsal sorunlar derinleşti, bu yüzden Suriye'deki tablo Ortadoğu'daki diğer ülkelerden daha özeldir. Suriye'de birçok kültür, etnik grup ve mezhep var. İşte 50 yıllık tek partili yönetim bu zenginlik karşısında bir denge kurmuştur. Zaten Kürt halkı bütün haklarından mahrum edildi. Bildiğiniz gibi yüz binlerce Kürt, vatandaş olarak bile kabul edilmiyordu. Bu yüzden bizler Kürt hareketi olarak değişim için bir mücadele verdik. Suriye'de yaşanacak bir devrim, Ortadoğu'daki değişimin rengini değiştirecektir ve bütün bölgeye yayılacaktır.

Yeni yönetimler ise artık üstten, merkezi değil, tabandan yukarıya doğru kurulmalı. Halkın istekleri ve iradesi esas alınmalı. Halkın kendisi karar vermeli, geleceğini ve sistemini kendisi belirlemeli. Çünkü yukardan aşağıya kurulan yönetimlerin sorunları çözmediği ve toplumu nasıl bir felakete dönüştürdüğünü çok iyi gördük. Bu yüzden paradigmamızda toplum esastır, halkın kendi kendisini yöneteme şekli belirleyicidir.

Değişimin geleceğini gördüğünüzü söylediniz. Peki bunun karşısında nasıl bir hazırlık içerisindeydiniz?

Devrimi başlatmadan önce hem parti ve hem de hareket olarak toplantılar yaptık, kongrelerde nasıl bir değişim istediğimiz tartıştık. Halkla da toplantılar yaptık, onların görüşlerini dinledik. Ortadoğu ve Suriye'de durumu enine boynuna analiz ettik, bu kritik süreçte nasıl bir yaklaşım içinde olacağımıza yönelik değerlendirmeler yaptık. Toplantılarda projeler hazırladık, kararlar aldık ve bir yol haritası çıkardık. Sonuç itibariyle de Batı Kürdistan'da Kürt hareketi olarak Demokratik Özerklik projemizi açıkladık. Sadece Batı Kürdistan için değil, aynı zamanda bütün Suriye içinde en iyi çözümün Demokratik Özerklik olduğunu düşünüyoruz.

'DEMOKRATİK ÖZERKLİK PROJESİNİ İLK BİZ HAYATA GEÇİRDİK'

Demokratik Özerlik projesi sadece sizin partinizin projesi midir? Sizin de içinde yer aldığınız Yüksek Kürt Konseyi bu projeye nasıl bakıyor?

Projenin mimarı Toplumsal Demokratik Hareket (TEV-DEM)'dir ve ona bağlı olan diğer örgütlenmelerdir. TEV-DEM'in siyasi kolu olan partimiz PYD olarak biz de bu projeyi destekliyor, hayata geçirilmesi için mücadele veriyoruz. Bu mücadele de birkaç aydır başlamamış, biz hareket olarak 1,5 yıl önce bu projeyi hayata geçirmeye başladık, özerklik yolunda da Batı Kürdistan halkı yönetimlerini kuruyor. Batı Kürdistan'ın bütün kentlerinde meclisler kurduk. Her meclise bağlı 17 komite var. Köylerde ise köy komünleri var. Köylerin nüfusuna göre yönetimler seçildi. Güvenlikten ve toplumsal örgütlenmeye kadar bütün köyler bu komünler tarafından yönetiliyor.

Sözüne ettiğiniz şehir meclislerine bağlı 17 komitenin işlevi nedir?

Siyasi, kadın, gençlik, eğitim, hukuk, sağlık, güvenlik ve halk hizmetlerine bakan belli başlı komiteler var. Bu komitelerin temsilcileri şehir meclislerinde yer alıyor. Her komitenin bir çalışma alanı var ve bunlar aylık olarak toplantılarını yapıp faaliyetlerini değerlendiriyor. Örneğin Kobanê, Efrin ve Cizire'de halk yönetimleri iş başındaysa, bu kazanım sözüne ettiğim komiteler sayesindedir. Sağlıktan, güvenliğe kadar halkın bütün ihtiyaçları komiteler tarafından karşılanıyor. Kısacası bu başarı ilan ettiğimiz Demokratik Özerlik projesinin sonucudur.

"ŞAM'IN KÜRT MAHALLERİNDE ÖRGÜTLÜYÜZ"

Şehir meclisleri şu anda kaç kentte var? Esat rejiminin hala hüküm sürdüğü kentlerde de var?

Bu meclisler başta Batı Kürdistan olmak üzere Kürtlerin yaşadığı bütün şehirlerde var. Örneğin Halep, Tiltemer ve Hesekê gibi kentlerde meclisler ve bunlara bağlı komiteler faal durumda. Hatta başkent Şam'ın Kürt mahallerinde de örgütlememiz var. Örneğin Kobanê, Efrin, Qamişlo, Tirbisiyê, Amûde ve Dêrikê gibi Kürdistan'ın kentlerinde ise halk tamamen kendi kendisini yönetiyor. Süreçle ve değişen dengelerle birlikte böylesine yerleşim birimlerinin sayısı da artıyor.

Demokratik Özerklik projesini hayata geçirirken yaşadığınız en büyük engel neydi?

Bu yeni bir model, sadece Kürtler için değil, aynı zamanda bütün Ortadoğu'da da yeni bir yönetim şeklidir. İlk hayata geçiren de biziz. Aynı zamanda ilk kez halk devletsiz kendi kendini yönetiyor. Özellikle dikkat çekmek istiyorum; şimdiye kadar bütün yönetimler ve sistemler üstten alta doğru örgütleniyordu, fakat yönetimimiz alttan üstte doğrudur. Bu aynı zamanda yeni bir hayat felsefesidir. Bunun için halkın eğitimine çok önem veriyoruz. Kurduğumuz akademilerde projemizi ve sözüne ettiğimiz bu yeni hayat felsefesini anlatıyoruz.

Akademilerde halkın eğitimini nasıl örgütlüyorsunuz? Yaş gruplarına göre mi, yoksa toplumsal sınıflara göre mi?

Genel halk akademilerimiz olduğu gibi özel akademilerimiz de var. Komite ve idarelerde yer alan bütün üyeler sözüne ettiğim bu genel halk akademilerinde eğitimlere katılıyor, onlara yeni paradigma ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Ayrıca demokrasi kültürü ve halk yönetimi konusunda dersler var. Halka yönelik ise mahalle ve köylerde düzenli şekilde seminerler ve paneller veriyoruz. Ayrıca belli aralıklarla halk toplantıları da düzenliyoruz. Bu halk toplantılarında siyasal durumun yanı sıra toplumun sorunların çözme konusunda tartışmalar yapıyoruz. Halkın dile getirdiği eleştiri, öneri ve değerlendirmeleri de muhakkak dikkate alıyoruz.

'İKİNCİ EŞ GETİRENLER ÜYELİKLERİ DONDURULUYOR'

Halkın ilgisi nasıl? Bu yeni yönetim şekli halk arasında nasıl karşılanıyor?

Projeyi ilk hayata geçirdiğimizde sorunlar yaşadığımız söyleyebilirim. Özellikle de seçimler konusunda. Demokratik Özerliğin bir gereği olarak herkesle seçilme işbaşına gelmesi gerekiyordu. Örneğin bir köy komünün seçilmesi için o köye sandık kurup, seçimler yapıyoruz. Altını çiziyorum; böyle seçimler ilk kez oluyor ve bu yüzden zorluklar yaşadık. Çünkü halkımız bütün seçimlerden mahrum bırakıldı ve bütün kararlar merkezden veriliyordu. Fakat şimdi baktığımız da seçim ve demokrasi kültürü yerleşmiş durumda.

Bu seçimlerde isteyen herkes aday olabilir mi? Adaylık şartlarınız nelerdir?

Birincisi; geçmişinde ulusal anlamda zarar vermemiş olmalı. İkincisi; kişiliği toplum içinde kabul görmeli. Üçüncüsü; ahlaki açından geçmişi temiz olmalı. En önemlisi de kişisel çıkarlarını bir yana bırakarak, topluma hizmet etmeye hazır olmalı.

Burada araya girerek, hemen bir ayrıntıyı öğrenmek istiyorum. Birden fazla eşliler aday olup komitelerde yer alabiliyor mu? Çünkü Kuzey Kürdistan'da BDP ve DTK'nin bu konuda kesin bir tavrı var. Sizde de öyle midir?

Biz de iki eşlilik ve zihniyetine karşıyız. Daha önce de birden fazla evliliğe karşıydık. Fakat toplumdaki bu anlayış sürüyordu. Şimdi ise durum farklı, bu konuda kesin bir yaklaşım içerisindeyiz. İkinci eş getiren üyelerin meclis üyelikleri donduruluyor ve görevleri elinden alıyor. Kadın mücadelesi devrimimiz ve ulusal mücadelemizin merkezinde yer alıyor. Aynı şekilde Kürt sorunu ve ulusal sorunlarımızın çözüm merkezine de kadın mücadelesini koymuşuz.

'KADIN GÜCÜ YÜZDE 40 KOTASINI AŞIYOR'

Meclis ve komitelerde bir kadın kotanız var mı?

Aşağıdan yukarıya doğru bütün mercilerde yüzde 40 kadın kotasını uyguluyoruz. Hatta kadın örgütlenmesinin güçlü olduğu yerlerde yüzde 40 kotasının aşılması durumda buna imkan da veriyoruz. Altını çizerek söylüyorum; kadınların yüzde 90 çabasıyla, yani kadınlar kendilerini örgütleyerek zaten bu yüzde 40 kotasını aşıyorlar. Örneğin Qamişlo ve Kobanê'deki meclislerimizin başkanı kadın arkadaşlar. Ayrıca eşbaşkanlık sistemiyle zaten bir erkek ve bir kadın uygulamasını hayata geçiriyoruz.

Sizin kadın konusundaki yaklaşımınız toplum içinde rahatsızlıklara neden oluyor mu? Ya da şöyle sorayım; bu yaklaşımınız örgütlenmenizi önünde engel teşkil etmedi mi?

Kadın çalışmalarımız önünde daha önce de engeller vardı, şimdi de var. Hem toplumdaki değerlerden, hem de sistemin yaklaşımından dolayı kadın çalışmaları zaten başlı başına zorlu bir alandır. Ama unutmayın; bugün Batı Kürdistan'da kadın hareketi önemli bir mücadele mirasına sahiptir. Bu direniş mirasıdır, yüzlerce kadın arkadaşımız, annelerimiz zindanlara attı, büyük direniş sergilediler. Tekrar söylüyorum; başından bugüne kadar kadın Batı Kürdistan'da devrimin öncüsüdür. Hem siyasette, hem örgütlemede ve hem de serhildanlarda kadınlar önemli bir role sahiptir. Anneler şehit düşen çocuklarını zılgıtlarla toprağa veriyor. Bu kadının büyük fedakarlığının en bariz örneğidir. Bakınız; Batı Kürdistan'da kadın iki mücadele veriyor. Kürt halkının özgürlüğü ve hem de kadın haklarının korunması, yeni anayasada garanti altına alınması için çalışıyor.

'EN BÜYÜK SIKINTIMIZ İLAÇ'

Biraz da yönetimlerine el koyduğunuz şehirlerden söz edelim. Buralarda elektrik, su, sağlık ve eğitim hizmetleri nasıl veriliyor?

Tabii söylediğiniz konularda sıkıntılar yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni de süren iç savaştır. Her ne kadar büyük çatışmalar olmazsa da savaşın etkisini ciddi şekilde Kürdistan'da da hissetmek mümkün. Aynı şekilde can kaybı da oluyor. Günlük olarak Halep ve Efrin'de şehit veriyoruz. Şehirler arasında bağlantılar kesilmiş durumda. Her an, her yerde bir patlama meydana gelebiliyor.

Halkın ihtiyaçlarında karşılamada ciddi zorluklarımız var. En büyük sıkıntımız ise ilaç yokluğu. Birçok hastane artık vatandaşın ihtiyaçlarına cevap veremeyecek durumda. Kendi imkanlarımızla bazı hastaneler kurduk. Hatta doktorları örgütleyerek halkın sağlık sorunlarını gidermeye başladık. Savaşın büyümesi ve şehirler arasında bütün bağlantıların halinde devreye girecek hastane projelerimiz de var. Fakat bunun için dıştan yardım gönderilmesi gerekiyor. Çünkü bütün sağlık malzemelerini Suriye'de karşılayamıyoruz.

Özellikle savaşın etkilerinden dolayı Kobanê ve Efrin'de elektrik ile su sıkıntısı var. Ancak kendi örgütlenmemiz çerçevesinde komiteler kurarak, bu ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz. Onlarca komite, halka hizmet gönderiyor. Örneğin lojistik komitesi gıda fiyatlarının artmaması için denetimler yapıyor. Boşluktan yararlanıp fiyatları artırmak isteyenler olabilir. Örneğin Dêrik'ten Kobanê'ye gaz götürdük ve orada büyük bir ihtiyacı karşılamayı başardık. Halkın bu düzeyde örgütlenmesini kurması ve kendi iradesiyle kendisini yönetmesi sonucu Suriye'nin genelinde yaşanan kaosun Kürdistan'a ulaşması engellendi.

Çocukların eğitimini nasıl organize ediyorsunuz? İlköğretime giden öğrencilerin eğitimi kesintisiz sürüyor mu? Eğitim materyali ve öğretmen ihtiyacınız olmuyor mu?

Batı Kürdistan genelinde bir eğitim kurumu var. Öğretmenler bu kuruma bağlı çalışıyor. Öğretmen sayısı hakkında bir tahminde bulunamam, ama bazı bölgelerde yüzlerce öğretmen bulunuyor. Her bölge kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamaya çalışıyor. Diğer yandan öğretmen eğitimi de sürüyor. Çok sayıda kişi öğretmen olmak istiyor, bu sevindirici bir olay. Batı Kürdistan'daki kadın hareketi Yekitiya Star'ın özellikle çocuk eğitimine yönelik projeleri var. Çocukların yetiştirilmesi, çocukların çalıştırılmaması ve çocuklara yönelik şiddetin engellenmesi konularında eğitim çalışmaları başlamış durumda.

'İSTEYEN ARAP MEMURLAR GÖREVDE KALABİLİYOR'

Şam rejimine bağlı okullarda eğitim sürüyor mu? Öğretmenler ile devlet dairelerinde görev yapan Arap kökenli memurlar ne olacak?

Bu konudaki politikamız şudur; Arap olsun veya diğer etnik gruplardan olsun fark etmez, bütün memurların aynı kurumlarda kalmasını istiyoruz. Bunlara "Daha önce Esat rejimine hizmettiniz fakat bundan sonra da halka hizmet etmek istiyorsanız kalabilirsiniz" diyoruz. Belediye, elektrik ve su kurumu ile diğer devlet daireleri arasında ilişkileri sağlayan komiteler oluşturduk. Bu komiteler aracılığıyla ihtiyaçları karşılayıp dairlerin hizmetlerini sürdürmesini sağlıyoruz.

Diğer sorunuz olan öğretmen ve öğrencilerin durumuna gelirsem; geçen yaz tatilinde okulları kapatmadık ve burada eğitimler sürdük. Daha önce Şam yönetimiyle yaptığımız anlaşmada ilköğretim okullarında örneğin Arapça, Matematik ve diğer derslerin yanında Kürtçenin de bir ders olmasını istemiştik. Fakat Esat yönetimi bu talebimiz kabul etmedi ve okulları kapattı. Bizim bu konuda kesin bir kararımız var; Eğer bu okullar açılacaksa Kürtçe dersler muhakkak olmalı ya da açılmamalı. Devlet okulları dışında meclislere bağlı her köy ve mahallede halkın kendi imkanlarıyla kurduğu okullar var, buralarda eğitim aralıksız bir şekilde sürüyor.

Peki bu kaos ve savaş ortamında Esat rejimi ve muhalefetle nasıl bir diplomasi yürütüyorsunuz?

Her ne kadar Şam yönetimi zayıflamış olsa da Kürt halkına yönelik politikası değişmemiştir. Her gün yüzlerce insanın hayatını kaybettiği bu ülkede rejim meşruiyetini yitirmiştir. Biz Suriye krizinin çıktığı ilk günden bu yana kadar rejime yönelik politikamız nettir. Biz rejime alternatif kendi sistemimizi ve yönetimimizi kurduk. Zaten muhalefetin gereği de budur; eğer siz bir şeye karşı çıkıyorsanız, onun alternatifini de yaratmak zorundasınız.

Fakat diğer taraftan Suriyeli diğer muhalif grupların hem ülkenin geneli ve hem de Kürt halkı için hiç bir projesi yok. Muhalefetle ilişkilerimiz var, ancak ittifak düzeyinde değil. Çünkü dediğim gibi ülkenin geleceğine dair projeleri yok. Bu yüzden biz üçüncü bir yol olarak ortaya çıktık; halkı esas aldık ve savunma stratejisini hayata geçirdik. Var olan savaşın bir tarafı asla olmayacağız. Her türlü şiddete karşıyız, fakat savaş Kürdistan'a sıçrarsa kendimizi koruma hakkına da sahibiz.

'ADLİ SUÇLARA VE ŞEHİR GÜVENLİĞİNE BAKAN ASAYİŞİMİZ VAR'

Nasıl bir savunma gücüne sahipsiniz? Adli olaylara nasıl müdahale ediyorsunuz?

Şu anda Batı Kürdistan'da ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerde iki savunma örgütlenmemiz var. Birincisi; şehir meclislerine bağlı genel asayiştir. Bu gücün kontrol noktaları var, yerleşim birimlerinin güvenliğini sağlıyor. Köylerde zaten nöbetçiler var ve köylerde de bir sorun çıktığı bu genel asayiş oraya müdahale ediyor. Yine biz parti olarak da güvenliğin sağlanmasında katkılarımız oluyor. Asayişin düzenli bir güvenlik gücüne geçmesi için de eğitimler sürüyor.

Bir cinayet ve her hangi başka bir suç işlediğinde asayişe bağlı güçler devreye giriyor. Soruşturma başlatıyor ve suçların peşine düşüyor. Soruşturmanın sonucunda da kararlar alınıyor ve eğer ortada bir suçlu varsa onu mahkemeye çıkartıyor. Bu sistem bütün yerlerde hayata geçirildi. Diğer bir savunma gücü de YPG'dir. Açıklamalarında okudunuz; YPG ulusal bir güçtür ve bütün Batı Kürdistan'ın savunmasından sorumludur. Fakat bu gücü ve sayısı hakkında bilgi veremem. Çünkü YPG'nin herkesten bağımsız bir yönetimi var, bunu onlar açıklasın.

Peki güvenliğinizi nasıl sağlıyorsunuz? PYD Eşbaşkanı olarak rahatça dolaşabiliyor musunuz?

Sadece şimdi değil, daha önce de güvenlik sorunumuz vardı. Bu savaş ortamında hepimizin güvenlik sorunu var. Fakat eğer biz kendimize halkın öncüsü diyorsak, böyle kaygılarımız olmamalı. En büyük kaygımız halkın sorunları olmalı. Bu yüzden kendimizi halkın güvenliğinden ayrı tutmuyoruz. Tehlikelere rağmen şehirleri dolaşıyoruz çünkü yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız var.

Son olarak Kürdistan'ın diğer parçalarındaki halka ve özellikle de Kürt kadınlar için neler söylemek istersiniz?

Hangi parça olursa olsun fark etmez ulusal sorunumuz aynıdır. Fakat Batı Kürdistan'ın bir statüye kavuşması Ortadoğu'da Kürt sorununun çözümü yolunda büyük bir adım olacak. Batı Kürdistan'ın bu durumu da zaten ulusal bir sorundur ve Kürdistan'ın bütününü bağlıyor. Özellikle de bize saldırı konusunda, örneğin Türkiye'den gelecek bir müdahale durumunda bütün Kürt halkı buna karşı mücadele etmeli. Aynı şekilde bize yönelik alınacak siyasi bir kararda da bütün Kürtler bizimle olmalı, böyle bir durumda bütün siyasi ve diplomasi gücünü devreye koymalı.

Kürt kadınlarının mücadelesi için de şunları söylemek isterim; Kürdistan'ın diğer parçalarında da kadın mücadelesi yoğun ve zorlu şekilde sürüyor. Kürt kadın hareketi "Kadının özgürlüğü, toplumun özgürlüğüdür" zihniyetiyle yılladır mücadele ediyor. Kadına yönelik şiddet, 'namus' adıyla işlenen kadın cinayetleri hala sürüyor. Buna karşı örgütlülüğümüzü güçlendirilmeliyiz. Kürt kadının örgütlülüğü güçlendikçe halkımızın özgürlüğü de o derece yakınlaşıyor demek. Şu ana kadar Kürdistan'ın bütün siyasi güçleri bir araya gelemezken, bütün parçalardaki kadınlar iki kez bir araya geldi. Amed ve Hewlêr'de gerçekleşen kadın kongreleri çok önemliydi, hem kadın açısından hem de ulusal bazda.

Biz Kürt kadın hareketi olarak Önder Apo'ya karşı asla unutmamız gereken tarihi bir sorumluluğuz var. Çünkü kadın hareketimizin bu düzeye oluşması ve Kürt kadının bu özgürlük düzeyine ulaşması Önder Apo'nun çabaları sayesinde gerçekleşti. Bu yüzden Önder Apo'nun özgürlüğü ve ona uygulanan tecridin kalkması için mücadelemizi sürdürmeliyiz.  

Perwer Yaş- ANF

Diğer Haberler