Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Said Nursi ve Özerklik

Said Nursi ve Özerklik

08 Ekim 2012 Pazartesi 00:39
Tüm hayatını insanlığın kurtuluşuna adayan ve bu uğurda her türlü çileyi göze alan Said Nursi; elbette mensubu olduğu Kürt milletinin problemlerine de duyarsız kalmamıştır.

Süleyman Akkuş

Kürt tarihinin yetiştirdiği en önemli fikir ve aksiyon adamlarından birisi de hiç şüphesiz Bediüzzaman Said Nursi’dir. Tüm hayatını insanlığın kurtuluşuna adayan ve bu uğurda her türlü çileyi göze alan Said Nursi; elbette mensubu olduğu Kürt milletinin problemlerine de duyarsız kalmamıştır.

Kürt olduğunu her fırsatta dile getiren Üstad, Nutuk adlı eserinde milli duruşunu şu cümlelerle özetliyor. “Cesaret, sadakat ve diyanetin unvanı olan tabii Kürtlükle iftihar ediyorum. Nasıl ki zaman-ı istibdatta bu tabii Kürtlük için tımarhaneye düştüm… Tımarhaneyi kabul ettim ve Kürtlüğü lekedar etmemek için padişahın emrini, maaş ve padişahın özel hediyesini kabul etmedim.” (Eski Said dönemi eserleri, s.197)

Fakat O’nun Kürt sorununa bakışı etnik milliyetçilik bağlamından ziyade, eşitlik, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesindedir. Yani herhangi bir millet, “millet” olmaktan kaynaklanan hangi hak ve hürriyetlere sahipse Kürtlerin de aynısına sahip olması gerektiğini vurgulamıştır.

Eserlerinde Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı “Kürdistan” olarak adlandıran Nursi, öğrenim hayatı boyunca bu bölgenin tümünü gezme ve tanıma fırsatı bularak, bu gezintilerin sonraki dönemde Kürtlerin yaşadığı sorunlar hakkında çok önemli tespitler yapmaya ve bunlara dönük çözüm önerileri sunmaya olanak sağlamıştır.

Kürtlerin sosyolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel yapısını en ince detayı ile bilen Said Nursi, Kürtlere dönük her türlü faaliyetlerde bu farklılığın dikkate alınması gerektiğini vurgular. Zira Kürtlerin milli karakterine uymayan çözüm önerilerinin bir fayda sağlamayacağının farkındadır.

Merkeziyetçi politikaların Kürdistan coğrafyasında işe yaramayacağını iyi bilen Üstat, ülkenin diğer bölgelerinden farklı olarak Kürdistan’da “medrese” adı altında yükseköğretim kurumlarının kurulmasını ve buralarda hocalık yapacak kişilerin milli dili yani Kürtçeyi bilmeleri gerektiğini önermiştir.

“Bediüzzaman’ın Kürtçe sevdası”  adlı makalemizde Üstad’ın Kürtçe’ye verdiği önemi detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştığımızdan, bu yazıda daha çok üstadın Kürtlerin siyasi yapılanması ile ilgili fikirlerine temas edeceğiz. Bunu yaparken onun eserlerinden sadece konumuz ile ilgili bazı kısımları alıp günümüz Türkçesine sadeleştirerek vermeye çalışacağız. Dileyenler orijinalinden okuyup karşılaştırma yapabilirler. 

Nursi,  İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi adlı eserinde Kürtlere şöyle seslenir:

“Ey Asurîlerin ve Keyanilerin cihangirlik zamanında pişdar, kahraman askerleri olan aslan Kürtler! Beş yüz senedir yattığınız yeter. Artık uyanınız. Sabahtır… İlahi hikmet ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Tefrika ile damla damla olup boşa giden suya benzeyen gayret ve kuvvetinizi, milliyet fikriyle birleştirerek atomların çekim gücü gibi, genel milli bir cazibe oluşturup Kürt gibi büyük bir kitleyi küre gibi döndürerek, büyük İslam güneşi etrafında parlak bir yıldız gibi yörüngesine ve çekim gücüne tabi kılarak denge ve genel uyumu koruyunuz” (bkz: İçtimai dersler, s.188)

Şimdi Üstad’ın bu uzunca cümlesini biraz tahlil edip anlamaya çalışalım. Çıkan sonuç şöyle olur:

1-Kürtlerin uyanma vakti gelmiştir.

2-İlahi hikmet ve kader programı bunu gerektiriyor.

3-Kürtler mutlaka birlik olmalıdır.

4-Kürtler şimdiye kadar birlik olmadıkları için hamiyet ve kuvvetleri sonuçsuz kalmıştır.

5-Şimdiye kadar aşiret ve ağalık sistemi milliyet fikrine engel olmuştur.

6-Bütün Kürtler milliyet fikrinin etrafında birleşmelidir.

7- Bu birleşme ve kaynaşma Kürtleri İslam’dan koparmamalıdır.

8-Aksine diğer Müslüman milletler gibi ayrı bir kütle, ama İslam güneşinin çekim gücünün etkisinde kalınmalıdır.

9-Bu böyle olursa dünyada hakiki barış ve genel uyum sağlanabilir.

Said Nursi’nin “Ebna-yı cinsime(ırkımdan olanlara) de burada birkaç söz söylemesem konu eksik kalır” diye başladığı bölümde de Kürtlerin neden uyanma vaktinin geldiğini şu başlıklar altında gerekçelendirir.

1-Hikmet-i ilahi: Yani doğada ve toplum hayatında cari olan ilahi kanunlara göre Kürtlerin uyanma vakti gelmiştir. Buna “sünnetullah” da denilebilir.

2-Hürriyet: Meşrutiyet ilan edilmiş, hürriyet gelmiş, istibdat yıkılmış. Sizin gibi cahil ve dağınık bir kavim toparlanıp fen ve sanat silahı ile cehalet ve fakirliği yenmeli.

3-Hakikat: Kaderin mahiyetinizde ektiği seciyeleri bilimin hayat suyu ile sulama vaktiniz gelmiştir. Yoksa o yüksek seciyeler kuruyup çürüyecekler.

4-İhtiyaç: Size diyor ki; ya hayat ve hürriyetinizi kaybedeceksiniz, ya da medeniyet meydanında fen ve sanat balonuna binip gelecekte mükemmelliğe erişeceksiniz

5-Milliyet: Bir olursanız şimdiki gibi bir şahıs değil, her biriniz bir millet kadar büyüyeceksiniz.

6-Meşrutiyet: Sizi sınava davet ediyor. Ergenlik yaşına girdiğinizi ve vesayete ihtiyacınızın olmadığını görmek istiyor. Sınavı geçemeseniz özgürlük diplomasını alamazsınız.

7-Anadil: Diliniz gelişmeye, bilim ve edebiyat dili olmaya müsait iken siz ona sahip çıkmadınız. Bu yüzden diliniz sizden şikâyetçidir. Sahip çıkınız.

Peki, bu tavsiyelere uyulmasa ne olur? Cevabı da yine Üstad’dan dinleyelim : “Yoksa sahra- i vahşette, vahşet ve gaflet sizi garet edecektir.” ( Yani bu yalnızlık çölünde yok olup gidersiniz. Bir millet olarak gelecekte var olamazsınız) (bkz: İçtimai Dersler, s.188,189)

Burada şöyle bir soru akla gelebilir, Bediüzzaman’ın bu fikirleri ile “İttihad-ı İslam” fikri nasıl bağdaşır?

Zira Üstad “Hutbe-i Şamiye” adlı eserinde: “Azametli bahtsız bir kıtanın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin(Kürtlerin) reçetesi İttihad-ı İslam’dır” , ve “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslâm’dır” diyor.

Bunu anlamanın yolu ise Said Nursi’nin İttihad-ı İslam’ı nasıl tarif ettiğini bilmekten geçer. Çünkü bazılarının bilmeden veya kasten iddia ettiği gibi İttihad-ı İslam, bütün Müslümanları aynı ulus-devlet içinde toplamak değil, “Amerika Birleşik Devletleri” gibi  “Birleşik İslam Cumhuriyetleri “tarzında ayrı ayrı devletlerin özgür iradeleri ile aynı siyasi sistem etrafında toplanmaları ile oluşan bir tür federatif veya konfederatif yapıyı ifade eder. Bu birliktelikte gönüllük esastır. Hiçbir millet bir diğerini “İslam birliği” adına zorla kendine tabi kılamaz. Ve topraklarına saldıramaz.

Bu tesbiti de Bediüzzaman’ın Münazarat’taki şu ifadelerinden anlıyoruz. “Şimdiki âlem-i İslâm’ın ecnebi istibdâdından kurtulması ve bir Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye(birleşik devletler) tarzında tezâhüre başlamasını tasavvur etmiş, ümit etmiş…” (Eski Said dönemi eserleri, s.352)

Osmanlı’nın dağılma döneminde yaşamış ünlü sosyolog ve siyaset adamlarından Prens Sabahattin, ülkenin dağılmaktan kurtulması için “adem-i merkeziyet” yani yerinde yönetim veya “özerklik” fikrini ortaya atmıştır. Prens’in bu liberal ve radikal fikri için Bediüzzaman Said Nursi; “Prens Sabahattin Bey’in yanlış anlaşılan güzel fikrine cevap” adında bir makale yazmıştır. Üstad bu makalede özetle bu fikrin güzel olduğunu fakat şuan için yani (yüz yıl önce) uygulanabilir bir model olmadığını, fakat uygulanması için çok zamana ihtiyaç duyulduğu söyler. (bkz: Eski Said dönemi eserleri, s.183)

Tabi bu uzun zamandan kastın ne olduğu ve uygulanabilmesi için daha kaç yıl geçmesi gerektiği konusunda Üstad’ın tam net bir ifadesi yok.

Bununla da yetinmeyen Üstad aynı makalede hükümete seslenerek şu tarihi uyarıyı da yapmayı ihmal etmez: “Hem de her kavmin mabihi’l-bekası (bir milleti ayakta tutan ve onu asimilasyona karşı koruyup devamlılığını sağlayan) milli geleneklerini ve milli dilini ve düşünceye ait kabiliyetlerine uygun bir şekilde hükümet girişimde bulunmalı.”(Eski Said dönemi eserleri, s.184)

Kısacası devlet, bünyesinde barındırdığı her etnik grubun milli geleneklerini, dilini ve o etnisiteye ait her türlü değeri korumak için ne gerekiyorsa yapmalı. Ne zamana kadar? İleride âdem-i merkeziyet kurulup her -millet tabiri caizse- ayakları üstünde duruncaya kadar.

Günümüzde dar görüşlülüğün ve kavmiyetçi reflekslerin ürünü olan kimi fetvaların Arap asıllı Abdülkerim Zeydan ve Türk asıllı Hayrettin Karaman gibi fıkıhçılarca tedavüle sokulduğunu görüyoruz.

Bu fetvaların Bediüzzaman’ın yukarıda bir kısmına değindiğimiz evrensel ve tabiata uygun görüşleri karşısında ne kadar cılız kaldığı aşikârdır. “Şıracının şahidi bozacı” misali bu iki zatın yekdiğerini referans göstermesinin altında yatan ortak menfaatin ne olduğu da anlaşılmış oluyor. İslam fıkhını bunlar temsil ediyorsa, Müslümanların vay haline!

Son olarak şunu da söyleyelim. Bediüzzaman Said Nursi’nin halen hayatta olan talebelerinden ve “Mufassal Tarihçe-i Hayat” adlı kitabın da yazarı Abdulkadir Badıllı, “risale haber” adlı internet sitesine verdiği bir mülakatta Üstad’ın “özerklik”ten yana olduğunu veTürkiye’nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğini söylemiştir.
(http://www.risalehaber.com/turkiye-eyalet-sistemine-gecmeli-61082h.htm)

Günümüzde Said Nursi ve O’nun değerli fikirlerini kendi tekeline alıp istedikleri gibi yorumlayan bir kısım kötü niyetli oluşumlar, bu gerçekleri hiçbir zaman dillendirmezler. Said Nursi’yi bu tip art niyetli nurcuların tekelinden kurtarmanın zamanı gelmiştir. (mezopotamya.gen.tr)

Diğer Haberler