Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Savaş Stratejisi İflas Etti… Tek Yol Müzakere

Savaş Stratejisi İflas Etti… Tek Yol Müzakere

08 Aralık 2012 Cumartesi 13:53
Müzakere nasıl yapılır, yöntemi nedir, bilmem ama kazan-kazan prensibine riayet edilirse, eminim ki bu süreç hem devlet hem de PKK yararına sonuçlanır.

Bir önceki yazıda, Açlık Grevi’nin operasyonel bir eylem olduğunu yazdım (1). Dağlıca, Aktütün, Tokat, Silvan ve benzeri saldırılar Derin PKK/Kandil ile Derin Devlet’e bağlı Derin TSK ile ortaklaşa gerçekleștirildikleri gibi, Devrimci Halk Savașı ve Açlık Grevi dahil son operasyonel eylemlerde de Derin Devlet’in rol aldığını tahmin ediyorum.

Ergenekon Operasyonları ile iyice köşeye sıkışan ve Türkiye sathından Kürdistan hatına çekilen Derin Devlet, güdümündeki Derin Kandil eliyle etrafında daralan çemberi mahkumların cesetleriyle yarmaya çalıştı.

Derin Devlet, Derin Kandil’e yaptırdığı bu ve benzer eylemlerle Türkiye genelinde kendisini zayıflatan AK Parti Hükümeti’ni Kürdistan hatında tökezletmek; orada tekrar hayat bulup kendi hareket alanını biraz daha genişleterek bütün Türkiye’ye tekrar hakim olmak istiyor.

Derin Kandil ekibinden olan Duran Kalkan'ın 5 Haziran 2011 tarihli șu ifadeleri, Devrimci Halk Savașı’nda olduğu gibi, onun devamı olan Açlık Grevi’nde de hedefin AK Parti Hükümeti olduğunu gösteriyor:

“Devrimci Halk Savaşı'nın hedefi, AKP hükümetini çözmek ve aşmaktır. Nasıl ki 15 Ağustos Atılımı'ndaki hedef, 12 Eylül rejimini aşmak ve çözmektiyse şimdi de AKP rejimini çözmek ve aşmak oluyor. 1993 ve 1994 yılında Çiller rejimini çözmek ve aşmaktıysa, şimdi de AKP'yi aşmak oluyor” (2).

Kalkan’ın AK Parti takıntısı, ideolojik saplantıya ilaveten Derin Devlet’in kendisine verdiği görev ile de ilgilidir, tahminimce. Aynı yerde șu ifadeleri de kullanıyor Kalkan:

“Düşman (yani AK Parti Hükümeti, CA) gerileme sürecindedir ve dış bağlantıları zayıftır (ABD seçimlerinde Neocon güdümündeki Romney iktidarına bel bağlandığı seziliyor, CA). Bölgesel gelişmeler bizden yanadır (Arap Baharı kasdediliyor tahminimce, CA)... Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının öz gücüyle ve bu güce dayalı direnişiyle geliştirileceği devrimci savaşla gerçekleştirilebilir.”

Aynı yerdeki “Orduda, AKP’nin emirleriyle, kararlarıyla değil savaşmak, AKP’ye karşı savaşacak o kadar çok subay ve general var ki! Herkes diş biliyor” sözleri, Kalkan’ın TSK içindeki Derin Devlet’in apoletli tetikçileri olan cuntacılardan umudunu kesmediğini gösteriyor. Eski dostlarına karşı özlem gibi birşey sanıyorum.

Kalkan ve Kandil’deki (ve dahi ovadaki) derin elemanlara göre Kürd Sorunu’nun çözümü, AK Parti’yi topyekün savaşla iktidardan indirmekle mümkün. Oysa gelişmeler ve mevcut durum onları doğrulamıyor.

Bir, savaşın ve diğer çeşit şiddetin Kürd Sorunu’nu çözemediği/çözemeyeceği, aksine çözümsüzlüğe mahkum ettiği 30 yıldır devam eden şiddete rağmen çözüme yönelik bir ilerlemenin olmamasından belli. Ödenen ağır bedellere rağmen elde edilen cüzî kazanım, şiddetin Kürdler açısından zararlı olduğunu gösteriyor. 50 binden fazla cana mukabil 30-40 milletvekilliği ve 90-100 belediye başkanlığı, şiddetin iflasını gösteriyor zaten (her bir Meclis koltuğu için 1250, her bir belediye başkanlığı koltuğu için 500 can! Kacanç mı, iflas mı? Buna siz karar verin).

Derin Kandil’in çok önem verdiği son “topyekun savaș” (Devrimci Halk Savaşı) stratejisi, savaşın kendi aleyhine olduğuna inanan Kürd Halkı destek çıkmadığı için fiyaskoyla sonuçlandı. Bundan sonra şiddette ısrar, Kürdleri, özellikle de dağdakileri, topyekün intihara sürüklemektir.

İki, AK Parti Hükümeti’nin tökezleyip yıkılması durumunda iktidar Derin Kandil’e veya BDP’ye bırakılmayacak. Bugün itibariyle AK Parti’nin alternatifi gene AK Parti’dir. Ondan sonraki en güçlü ihtimal, bir CHP-MHP koalisyon hükümetidir. Bu iki sistem partisinin Kürd Sorunu’nu çözeceklerine veya çözmek isteyeceklerine zerre kadar dahi olsun ihtimal veriyor musunuz? Ben vermiyorum.

Şiddeti tırmandırmak isteyen Derin Kandil’in hedefi ya CHP-MHP koalisyon iktidarının gelmesini sağlayarak Kürd Sorunu’nu çözümsüzlüğe mahkum etmektir (çünkü çözümsüzlükten nemalanıyor), ya da, emrinde olduğu Derin Devlet’in, Kalkan’ın özlediği apoletli Ergenekoncu dostları eliyle, tekrar güç kazanmasını sağlamaktır. Bunlardan başka bir açıklamasını bulamıyorum.

Duran Kalkan, yukarıdaki ifadeleriyle tarihi gerçekleri de çarpıtıyor. Aşağıdaki kısa hatırlatmalardan, PKK’nin “15 Ağustos Atılımı” dediği devlete yönelik ilk saldırısının ve 1993 ve 1994 yıllarında savaşı tırmandırmasındaki hedefin, sivil hükümetleri zayıflatıp Derin Devlet’in daimi tetikçisi TSK içindeki cuntacıların elini güçlendirmek olduğu anlaşılıyor.

Hatırlayalım… 12 Eylül Darbesi öncesinde yüzlerce Kürdü katleden, binlercesine de kan kusturan PKK, cuntanın iktidarda olduğu süre zarfında bir mantar dahi patlatmadı. PKK’nin görünüşte devlete yönelik ilk eylemi, sivillerin (ANAP Hükümetinin) iktidarda olduğu 1984’te gerçekleşti. PKK’nın bu ilk eylemden sonra sistematik olarak tırmandırdığı şiddet ile askerlerin eli güçlenirken sivillerin eli önemli oranda zayıfladı.

PKK’nin saldırıları bahane edilerek ilan edilen OHAL ile yönetim, özellikle Kürdistan’da, tekrar askerlerin eline geçti adeta. Daha önce Diyarbakır ve benzeri hapishanelerde uygulanan insanlık dışı uygulamalar, OHAL ile bütün Kürdistan’a yayıldı, PKK’nin saldırıları sayesinde.

OHAL kanununun, Özal’ın iktidarı devralmadan bir-iki hafta önce cuntacılar tarafından çıkartıldığı… 12 Eylül cuntacılarının Diyarbakır ve benzeri zindanlarda, daha sonra OHAL yönetimiyle bütün Kürdistan’da uyguladığı inanlık dışı uygulamalarla PKK’ya adeta eleman yetiștirdiği…

1984’teki Eruh ve Şemdinli saldırılarında kullanılan malzemelerin askere zimmetli MKE yapımı olduğu… PKK’nin cuntacıların iktidarında hiçbir eylem yapmayarak onlara rahat nefes aldırdığı gerçeği… 15 Ağustos Atılımı’ndaki hedefin, Karasu’nun iddia ettiği gibi, 12 Eylül rejimini aşmak olmadığını gösteriyor. Aksine, “15 Ağustos Atılımı” sayesinde, sivil yönetimle zayıflama sürecine giren 12 Eylül rejiminin bozulmaya yüztutan cesedine tekrar hayat șırıngalandı, canlanması sağlandı.

PKK’nin 1993-94’te yoğunlaştırdığı şiddetin hedefi de Çiller rejimini çözmekten öte Turgut Özal tarafından başlatılan Müzakere Süreci’ni sabote etmekti. Kürd Sorunu’nu çözmek için demokratik bir süreç (Müzakere Süreci) başlatan Özal, Derin Devlet tarafından zehirlenerek öldürüldü.

Müzakere Süreci, Özal’ın biraraya getirdiği sivil ve askeri ekibindeki insanların bir kısmı ortadan kaldırıldıktan (Adnan Kahveci, Eşref Bitlis ve ekibi gibi), kalan kısmı da tasfiye edildikten sonra bile devam etti.

Derin TSK’nin desteğiyle PKK’nın Bingöl’de 33 askeri öldürmesiyle Müzakere Süreci askıya alındı; ardından, PKK ve Derin TSK ortaklığıyla tırmandırılan şiddetle müzakere ruhu tamamen öldürüldü. Neticede, bütün ipler, daha sonra 28 Şubat Postmodern Darbe’yi gerçekleştirecek olan Derin Devlet’e bağlı cuntacıların eline geçti.

1984 ve 1993-94’tekilere benzer olarak, PKK’nin 2004’te tırmandırdığı şiddetin amacı da, Ergenekoncu generallerin hazırladığı onlarca darbe planları için gerekli olan darbe zemini hazırlamaktı. 2004’te tırmandırılan savaşın hedefi, Özal’ın başlattığı Müzakere Süreci’ni tekrar uygulamaya sokan Başbakan Erdoğan’dı (MİT ile PKK arasındaki müzakerenin 2005’te Erdoğan’ın direktifiyle başladı, malum). Derin Devlet’in yeni tetikçisi Derin Damar’in sırf Müzakere Süreci’nde ısrar ettiği için Erdoğan’ı hedef aldığını da bir kenara not edelim (3,4). 

Kürd Sorunu’nu demokratik zeminde çözmek isteyen Özal’a birkaç suikast düzenleten (mesela, 1987’nin Haziran ayında kendisinin ve aile fertlerinin de içinde bulunduğu uçak havada arızalandırılarak imhaya çalışıldı; bir sene sonra, 18 Haziran 1988’de Anavatan Partisi'nin olağan genel kongresinde suikaste maruz kaldı; 1991 yılında GAP uçağı İstanbul'da havaalanında patlatıldı vs.), ardından zehirleyerek ortadan kaldırtan Derin Devlet’in, müzakerede ısrar eden Erdoğan’ı da ortadan kaldırmak için 20’den fazla suikast girişiminde bulunduğunu hatırlatmakta fayda var (bu suikast girişimlerinin bazılarında PKK’nın da kullanıldığı iddia ediliyor).

Kısacası, PKK’nın 1984 ve 1993’te tırmandırdığı savaş, Derin Devlet’in daimi ve zelil tetikçileri olan cuntacıların elini güçlendirdiği gibi, 2004’te tırmandırdığı savaş da Derin Devlet’in güdümündeki çoğu apoletli olan Ergenekoncuların elini güçlendirdi. Avrupa Birliği’ne katılım doğrultusunda başlatılan demokratikleşme hamlesinin, tırmandırılan savaştan dolayı askıya alındığını hatırlatmaya gerek var mı?

Bizzat Öcalan’ın emriyle (tabi İmralı’yı kontrol eden Ergenekoncu generallerin telkiniyle) tırmandırılan şiddet en çok Öcalan’ın kendisini vurdu aslında. Eğer 2005’lerde başlayan Müzakere Süreci kesintisiz devam edip barış gelseydi, Öcalan bugün ev hapsinde olacaktır. 2004’te verdiği ateşkesi bozma emriyle kendisini İmralı’ya gömmüş oldu. Nihayet hatasını anladı, Müzakere Süreci’ni ciddiye olarak hatasını telafi etmeye çalışıyor bugün.

AK Parti Hükümeti, Legal Devlet’in de desteğiyle Ergenekon Operasyonları’nı bașlatmasaydı, büyük ihtimalle kendisi de, PKK’nın tırmandırdığı kirli savaşın desteğiyle, tıpkı Refah-Yol Hükümeti gibi Derin Devlet tarafından yıkılacak, Erdoğan da büyük ihtimalle Özal gibi ortadan kaldırılacaktı.

Hükümetin devrilmesiyle ipler tekrar Ergenekoncuların eline geçecek… OHAL tekrar ilan edilecek… “iyi çocuklar”ın manevra alanı tekrar genișleyecek… Kurdukları Korku İmparatorlukları’yla onbinlerce Kürde kan kusturan, onbinlercesinin kanını akıtan Sarı Leventler, Veli Küçükler ve benzeri resmi katiller kaldıkları yerden cinayetlerine devam edeceklerdi. Tırmanacak şiddetle Öcalan, ebedi olarak İmralı’da kalacaktı.

PKK Sorunu’nun çözümü müzakere ile mümkündür. Bu sorunun çözümü için güvenlik yöntemleri çok denendi, hiçbir işe yaramadığı ortaya çıktı (Derin Devlet’in yeni tetikçisi Derin Damar’ın telkinlerine uyarak ve Derin Kandil’in tahriklerine gelerek aynı hataya bir daha düșülmemelidir, 2-5). Uluslararası silah sanayii ve savaş lobisinden (ve tabi uyuşturucu baronları, insan ticareti ve benzeri yan kollarından) başka bu kirli savaşın kazananı yok. Savaşın en çok zararını gören Kürdler’dir.

Müzakere Süreci’nin Oslo yerine İmralı’da devam etmesi en makulü. Derin Kandil şiddet hakkını kullandı, bütün çabası fiyaskoyla sonuçlandı; sıra müzakerecilerde. Kandil’deki ve BDP/DTK’deki müzakereci kanat bu sürecte mutlaka söz sahibi olmalıdır; hatta, Derin Kandil de ıslah edilerek Müzakere Süreci’ne dahil edilmeli (şiddette ısrar edenler ya ayrılacaklar ya da tasfiye edilecekler muhtemelen).

Oslo Süreci’nde çok olumlu görüşmeler, önemli gelişmeler oldu. Müzakere Süreci olduğu yerden devam edilir tahminimce. Müzakere nasıl yapılır, yöntemi nedir, bilmem ama kazan-kazan prensibine riayet edilirse, eminim ki bu süreç hem devlet hem de PKK yararına sonuçlanır. Tesis edilecek barıştan, başta devlet ve PKK/Öcalan olmak üzere herkes kazanacak. Barışın en büyük kazananı ise, evlatlarını artık kaybetmeyecek olan halklar, özellikle de Kürd Halkı olacaktır.

Not: PKK Sorunu ile Kürd Sorunu birbiriyle bağlantılı olsa da iki ayrı sorundur. Onun için, bu iki konu ayrı ayrı ele alınmayı gerektiriyor. Bu yazıda sözkonusu ettiğim PKK Sorunu ve ona yönelik çözüm arayıșıdır. PKK Sorunu’nda kurum olarak muhatap PKK, kiși olarak en uygun muhatap Abdullah Öcalan’dır (Kürdler müdahil olabilirler). Kürd Sorunu’nda ise muhatap bütün Kürdler’dir.

Cevdet Akbay - nasname.com

1.       http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/11646.html

2.      http://www.serxwebun.org/index.php?sys=naverok&id=31

3.      http://euslu.com/

4.      http://numannuh.com/

5.      http://www.ilkehaber.com/yazi/muzakereci-plan-coktu,-yeni-plan-calisir-mi--4124.htm

Diğer Haberler