Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Serêkanîyê’de Çete Savaşları Ve Kürdlerin Ulusal Hakları

Serêkanîyê’de Çete Savaşları Ve Kürdlerin Ulusal Hakları

27 Ocak 2013 Pazar 20:19
Ne yazık ki bu çeteler içinde yer alanların azımsanmayacak bir kesimini Kuzey Kürdleri oluşturuyor.

Batı Kürdistan’da yaşanan olayların merkezi haline gelen Serêkanîyê’de yaşanan çatışmalar doğru tahlil edildiğinde, çatışmalardan sadece Kürdlerin zarar gördüğünü görmek zor değildir. Daha da kötüsü şu anki konumuyla kim kazanırsa kazansın sonuçta Kürdler kaybedecektir. Çatışmalar ve olası sonuçları hakkındaki bu karamsar yaklaşım, çatışan tarafların Kürdlere dair bakışlarından istek(sizlik)lerinden kaynaklıdır.

Serêkanîyê’de yaşanan çatışmalara ve taraflarına değinmeden önce, defalarca dikkat çektiğimiz bir noktanın altını tekrar çizmekte yarar vardır…

ANF kaynaklı haberleri referans alanlar, sanki ‘ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) homojen bir yapıdır ve bu yapının da özü El kaide ve benzeri gerici örgütlerden oluşmaktadır’ gibi yanlış bir bilgiye sahiptirler.

ÖSO, Müslüman Kardeşlerin önemli bir güç olduğu ama bünyesinde BAAS karşıtı birçok farklı kesimi barındıran bir yapıdır. Hatta bazı aileler bile kendi aralarında silahlı bir grup kurarak ÖSO bünyesinde ya da kendi başına silahlı mücadele verebiliyor. Bu kadar dağınık ve farklı grupların varlığı, kimin kime ve hangi sebeple savaştığını da muğlâklaştırabiliyor.

Bu karmaşık süreçte hem BAAS yanlısı hem de karşıtı görünerek çete faaliyetlerinde bulunup (hırsızlık, gasp, tecavüz v.s.) adi suçlar işleyenler de az değildir.

Türkiye ÖSO’ya destek verse de bir bütün olarak etkili değildir. Türkiye’nin bazı gruplar üzerinde etkisi olsa da, ÖSO’yu bir bütün olarak istediği gibi yönlendirecek bir etkiye sahip değildir. Dahası ÖSO içinde Türkiye’ye karşı olan gruplar da vardır.

ÖSO içinde Kürdlerin ulusal haklarından yana ciddi bir kesim olmazsa da, açık bir Kürd düşmanlığı ve Kürdleri hedef alan bir anlayış da yoktur. Kürdlere karşı böyle bir düşmanlık olsa da, ÖSO’yu destekleyen Batılı devletlerin etkisiyle bu düşmanlığı dışa vuracak durumda değillerdir şimdilik…

Serêkanîyê’de yaşananları, ÖSO ile Kürdler arasındaki çatışma olarak yansıtmak yanlıştır.

Serêkanîyê’de çatışan taraflar PYD ve TC destekli çetelerdir.

TC’nin desteklediği ve harekete geçirdiği bu çetelerin bir kısmı Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da devlet tarafından kurulmuş, eğitilmiş ve görevlendirilmiş çetelerdir. Ne yazık ki bu çeteler içinde yer alanların azımsanmayacak bir kesimini Kuzey Kürdleri oluşturuyor.

Gerici ve devlet bağlantı bu kesimler her zaman olduğu gibi yine “din kardeşliği” maskesi altında TC hizmetçiliği yapıyorlar…

Serêkanîyê’deki çatışmalarda ÖSO’ya bağlı grupların rolü de vardır ama esas güç TC’nin denetimindeki ve yönetimindeki çetelerdir.

PYD gerçeğini ısrarla yazdık ve yazdıklarımızın önemli bir bölümü hem PYD pratiğiyle doğrulandı hem de diğer Kürd medyası tarafından da görülmeye başlandı…

PYD, Esad-PKK anlaşmasıyla varlık kazanmış ve Batı Kürdistan’ı Esad adına kontrol etme misyonu üstlenmiş PKK’nin kurduğu bir yan örgüttür.

PYD’yi anlamak için, PKK’nin Kuzey’de ortaya çıkışını, bağlantılarını ve geldiği noktayı dikkate almak yararlı olacaktır…

PYD kurulur kurulmaz Batı Kürdistan’daki Kürd politik kişi ve kurumlarına saldırdı. Hewlêr anlaşmasıyla diğer gruplarla “uzlaşmasına” rağmen PYD, kendi dışında bir anlayışın varlığına tahammül etmedi/etmiyor.

PYD, Hewlêr anlaşmasıyla kurulan Yüksek konseyin üyesi olmasına karşın Yüksek Konsey’in aldığı kararları yok sayıyor…

Örneğin, içinde PYD’nin de yer aldığı Yüksek Konsey federasyon kararı aldı ve PYD de bunu kabul etti. Ama PYD bu kararı kabul ettikten bir hafta sonra Salih Müslim ağzından, “tek çözüm Demokratik Özerkliktir’ açıklamasıyla ortağı olduğu kararı tanımadığını gösterdi…

PYD, Batı Kürdistan’daki yerleşim yerlerini özgürleştirdiğini ilan ederek kutlamalar yaptı. Ama “özgürleştirdiği” yerlerde El Muhabarat binaları ve BAAS’ın stratejik kurumları varlığını sürdürdü. Dahası bu kurumların güvenliğini de PYD üstlendi. Bu durum hâlâ PYD’nin etkin olduğu yerlerde olduğu gibi devam ediyor…

PYD’nin özgürleştirdiğini iddia ettiği yerlerden biri de Serêkanîyê idi…

Dikkat edilirse Serêkanîyê’ye yönelik ilk çete saldırısında hedef El Muhabarat binası oldu. Daha sonra Kürdlere yönelme başladı…

Kısacası PYD, Esad bekçiliği yaparak dışarıdan müdahalelere zemin oluşturdu. Dahası, Öcalan posterleri ve “Bijî Öcalan” sloganları eşliğinde özellikle sınırlarda gösteriler yaptı. Bu gösteriler PKK medyası tarafından servis edilerek “Batı Kürdistan PKK’nin eline geçti” mesajı verildi.

Bu durum, TC’nin müdahalesine gerekçe oluşturduğu gibi, Batılı devletlerin de TC müdahalesine göz yummasını sağladı.

PYD, Batı Kürdistanlı Pêşmergelerin kendi evlerine dönmesine ve halkın savunmasını üstlenmesine karşı çıkıyor. Halen Güney Kürdistan’da bulunan 3.000 - 4.000 Pêşmerge, PYD tehdidi ve Mesud Berzanî’nin “kardeş kavgası çıkmasın” endişesi yüzünden Batı Kürdistan’a geçemiyorlar…

Batı Kürdistan’da kurulan silahlı direniş örgütleri, (Tevgera Ciwanén Kurd’e bağlı olarak kurulan “Héza Bazen Azadiya Kurdistan” gibi) PYD tarafından düşman ilan ediliyorlar ve Esad ile Kürd düşmanı çetelere karşı mücadele etmeleri engelleniyor…

PYD, ‘ya YPG emrine girersiniz ya da düşmansınız’ dayatmasında bulunuyor.

Böylece PYD, yapılacak pazarlıklarda “tek muhatap” olmayı amaçlıyor…

Devlet ve federasyon istemeyen PYD’nin başarısı Kürdlere ne kazandıracak?

PYD, denetim altına aldığı yerleri sonuçta sömürgeci devletlerden birine peşkeş çekmeyecek mi?

Aslında Yurtsever Kürdler çaresiz durumdadırlar; tıpkı Kuzey'dekiler gibi...

Çetelere karşı savaşmak istiyorlar ama PYD'nin emrine girmek istemiyorlar...

PYD de başka seçenek tanımak istemiyor; 'ya benden sin ya da düşman' politikasını ısrarla sürdürüyor...

Kuzey Kürdistan’da defalarca “zafer” ilan eden, Kürdistan’daki ulusal dinamikleri yok eden ve 60 bin civarında insanın ölümüne neden olan PKK, bütün mücadelesini Öcalan’ın yaşam koşullarına feda etmedi mi?

Devlet istemeyen, sınırlarla, bayrakla sorunu olmayan, dahası TC’nin işgalci hayallerini süsleyen bazı bölgeleri TC denetimine sokmak anlamına gelen “Misak-ı Milliyi” savunan PKK/BDP’nin vardığı nokta ulusal anlamda bir hiçtir.

PKK politikalarını korkudan ve bilinçsizlikten dolayı destekleyenlerin aklı daha yeni yeni başına geliyor ve ‘Kürdistan sorunu Öcalan’ın yaşam koşullarına indirgenemez; bir halkın geleceğinin konuşulacağı yerde tek kişi muhatap olmamalıdır’ demeye başladılar…

PYD’nin de varacağı nokta farklı olamaz. Çünkü PYD de PKK’nin bir yan örgütüdür.

Bugün devletin avucunda olan ve sadece bireysel isteklerini gündeme getiren Öcalan, Kürdlerin ulusal haklarını açıkça peşkeş çekiyor. Pazarlıkta Öcalan’ın elini güçlendiren olayların başında ise, Batı Kürdistan geliyor.

TC, Batı Kürdistan’da Kürdlerin ulusal kazanım elde etmesini istemiyor; tıpkı Kuzey’de istemediği gibi…

Öcalan’ın Kuzey’de olduğu gibi Batı Kürdistan’da da belirleyici bir etkiye sahip olduğunu düşünen TC, çeteleri destekleyerek ve çatışmaya sürerek aslında PYD’nin güçlenmesini istiyor.

PKK gerçekliği bu konuda ibret verici bir deneyim kazandırmıştır. Ortalama insanlar, PKK'nin Kuzey'de tek güç olması için devletin olağanüstü bir çaba harcadığını çok iyi biliyorlar...

TC, çetelerin başarısında da kazançlı çıkacak, PYD’nin başarısında da…

Çünkü PYD, Öcalan dur dediğinde duracaktır. Ve TC, Öcalan ile anlaştığı takdirde PYD’yi de etkisine alacağını biliyor. Bu nedenle de çeteleri PYD ile çatıştırarak aslında PYD’ye güç veriyor ve tek güç olmasını sağlamaya çalışıyor.

Devletlerin uzun vadeli hesaplarını göremeyenlere göre bu bir “komplo teorisi” olabilir ama PKK gerçeği orta yerde dururken bunun yalın, basit bir gerçeklik olduğu açıktır…

Fazla gerilere gitmeden, sadece son olaylara bakıldığında PKK gerçeğini görmek olanaklı olur.

PKK’nin her olayı “final” gibi sunması, halkın duygularıyla oynaması, bütün Kürdlere kendi politikalarını dayatması, istediği an gündemi belirlemesi ve yeni gündemler yaratması noktasında uzmanlaşmış durumdadır. Ne yazık ki Kürd politik çevreleri PKK’nin bu uzmanlığının basit bir oyuna ve tekrara dönüştüğünü görmek istemiyorlar hâlâ…

Yakın zamanda yaşanan ve gündemden hiç düşmeyecek gibi görünen olayların aniden yerini başka bir gündeme bıraktığına tanık olduk.

Bu olayların hepsinde duygu sömürüsü ön plandaydı ve herkesi PKK politikalarının esiri yapma amacı vardı. Ne yazık ki bu amaç fazlasıyla gerçekleşti…

Roboski;

Devletin Kürdlere karşı gerçekleştirdiği ve hiçbir gerekçenin mazur gösteremeyeceği açık bir katliamdı. Bu katliam, devleti, devletin Kürdistan’daki işgalini mahkûm etmek yerine, PKK tarafından sistemin iç hesaplaşmasında kullanıldı ve siyasi rant aracına dönüştürüldü. Şimdi unutuldu…

Alan Hâkimiyeti;

“Alan Hâkimiyeti” adı altında Kuzey-Güney Sınırında adeta bir cephe savaşı yaşandı ve gerillalar açıkça ölüme gönderildi. Bağımsızlık veya federasyon gibi ulusal talebi olmayan bir hareketin böyle bir savaşı anlamsızdı kuşkusuz. Ama Kürd politik çevreleri bu anlamsız ve sadece gerillayı harcamaya yarayan “cephe savaşını” sorgulamaktan kaçındılar. Dahası, sanki yarın öbür gün zafer kazanılacak ve bağımsızlık ilan edilecek gibi bir duygu yoğunluğu yaşatılarak herkesi PKK politikalarının parçası haline getirdiler.

Devletle, bayrakla, sınırlarla sorunu olmayanlar neden böyle bir savaşa giriyor?

Bu soru sorulsaydı yüzlerce gerilla boşu boşuna hayatını kaybetmeyecekti!

Şimdi “Alan Hakimiyeti” konuşulmuyor bile; unutuldu/unutturuldu…

Açlık grevleri;

Tutsakların ölümü üzerinden yürütülen ve her türlü duygu sömürüsünün denendiği açlık grevlerinde, ‘duyarlıysanız, insansanız dayanışma içinde olmalısınız’ mesajları verildi ve bu yönde olağanüstü bir propaganda yapıldı.

Öcalan’ın talimatıyla bitirilen açlık grevlerinin sürdüğü dönemde İmralı’da MİT-Öcalan görüşmesi yapıldığı görüldü ve bu açlık grevlerinin “Öcalan’ı kutsama” oyunu olduğu, arkasında da devletin olduğu anlaşıldı. Bir anda açlık grevleri gündemden kalktı; unutuldu/unutturuldu…

Paris İnfazı;

Ölümlerden siyasi rant elde etmenin tavan yaptığı Paris infazına karşı gösterilen tepkiler, bu olayın peşinin asla bırakılmayacağı ve mutlaka sorumlulardan hesap sorulacağı izlenimi veriyordu.

Bu vahşetin kim/kimler tarafından yapıldığının sorgulanmasına bile izin verilmeden “Kürdlere saldırı” denilerek bütün Kürdlerin duygularına hitap edildi. Yazılı ve görsel medya bu infazlara odaklandı. Sosyal paylaşım sitelerinde “duyarlılık yarışı” başladı ve olayı sorgulayanlar “devlet ile birlikte anılarak” etkisiz kılındı. PKK ile Kürdler bir kez daha özdeşleştirilerek herkes bu olay vasıtasıyla PKK politikalarının parçası yapılmaya çalışıldı.

İnfazda rol oynayan Ömer Güney’in yakalanmasıyla olay yavaş yavaş soğutulmaya başlandı. Çünkü PKK, Ömer Güney’in bir devlet ajanı olduğunu ispatlamak için giriştiği tüm çabalara karşın onun PKK ile organik bir bağı olduğu gerçeğini ortadan kaldıramadı.

“Görkemli cenaze törenleri” için çırpınanlar, zanlı ile birlikte ortaya çıkan “olayın faillerini sorgulama” olanağını görmek istemediler. Çünkü bu olayda PKK aklanamayacak kadar pisliğe bulaşmıştı.

Ömer Güney’in geçmişi (gerici, faşist, serseri, ajan) ne olursa olsun o, PKK ile organik bağı olan ve son iki yıldır PKK içinde faaliyet gösteren biridir.

Ömer Güney, Fidan Doğan ile yakın arkadaş olacak ve Sakine Cansız’ı bir yerden alıp başka bir yere götürebilecek kadar PKK içinde güvenilen biridir. Bu gerçeklik, Güney’in PKK içinde kısa sürede ve hızla bir yerlere getirildiğinin somut göstergesidir.

Sorgulanması gereken nokta Ömer Güney’in geçmişi değil, onu kısa sürede PKK içinde etkili kılan PKK yöneticilerinin kim/kimler olduğudur…

Bunu, yani PKK’nin olaydaki rolünü sorgulama cesareti gösteremeyenler, sessizliği tercih ettiler ve olayı soğutmaya başladılar…

Şimdi gündem Serêkanîyê’deki çatışmalardır.

PYD ile Kürdler özdeşleştirilerek, “Kürdlere saldırı” algısı yaratılarak herkes PYD/PKK politikalarının parçası yapılmak isteniyor. Gerçek ise, ulusal hiçbir talebi olmayan, Kürdistan bayrağına dahi tahammül etmeyen PYD demek Kürdler demek değildir.

Devlet, Öcalan’ın bireysel isteklerini yerine getirdiğinde Kuzey ile birlikte Güney Batı Kürdistan’da da söz sahibi olacaktır.

Bu gün çatışan PYD ile TC’ye bağlı gerici çeteler, İmralı’da varılacak bir anlaşmayla ortak hareket edebileceklerdir.

Bu sürece körü körüne destek olanlar yine susacaklar ve PKK’nin yeni bir gündem belirlemesini bekleyeceklerdir…

Kuzey’de ve Güney Batı Kürdistan’da ulusal talepler feda edildikten sonra, PKK’nin belirlediği gündemin esiri olanlar belki de yeni gündem olarak Osman Öcalan’ın nerden Belediye Başkanı olacağını ve İmralı’ya kimin Abdullah Öcalan için uygun hayat arkadaşı olacağını tartışacaklardır. Olan Kürdlerin ulusal haklarına olacak…

Nasname.com

Diğer Haberler