Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği

Sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği

08 Ağustos 2012 Çarşamba 15:15
Sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği tarihsel sorumluluk çerçevesinde egemenlik alanını inşa etme, ulus-ülke olarak kendini varetmede egemen sömürgeci iradeye karşı siyasi, politik ve sosyal bir mücadele düşüncesi başlatmıştır.

Sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği tarihsel sorumluluk çerçevesinde egemenlik alanını inşa etme, ulus-ülke olarak kendini varetmede egemen sömürgeci iradeye karşı siyasi, politik ve sosyal bir mücadele düşüncesi başlatmıştır. Hiç kuşkusuz bu mücadele, toplumsal kuramlar ve siyasal gelişmeler baz alındığında, maddi ve manevi olmak üzere iki ana dinamik üzerinden gelişmektedir. Gerek maddi (siyasi, politik ve uluslararası dengelerin seyrine uygun politik tercihler, stratejik gelişmeler ölçeğinde ulusal çıkarların gözetilmesi…), gerekse de manevi (dini ve ideolojik düşüncenin ulusal-milli hakların kazanımında belirgin hale gelmesi, kültürel, sosyal ve dinsel ayrışma…) bu direnç, kabullenici-pasif kimlik çerçevesini aşacak bir etki oluşturmuş ve ulusal geleceği belirleyici kılan milli bir siyaset düşüncesi yaratmıştır.

Diğer bir deyişle bu gelişme, tarihsel açıdan demode pasifizmin yırtıcı, parçalayıcı tutarsızlığının (egemenin dini, “Müslüman ulus”, “halkların kardeşliği”, “demokratik ulus”, ümmetin birlik ve beraberliği vs. Zira tüm kavramlar gerek Türk İslamcılar kısmen Kürt İslamcılar gerekse de Kürt solu-Türk solu tarafından Türk ve İran ulus devletlerinin toprak bütünlüğünün korunması, belirleyici siyasal egemenliğinin sürdürülmesi noktasında ileri sürülen İslami, seküler ve demokratik(!) çözüm önerilerinin ana başlıklarıdır. Çünkü bu düşünce mensupları, Kürtlerin kurucu iradelerini yansıtıcı bir Kürt devleti yerine, egemen siyasal düzenin merkezi yapısına uygunluk gösteren yerel bir yönetim şeklini öngörür) savunulmasını geride bırakmış ve Kürt/Kürdistan milli menfaatlerinin gözetilmesi, korunması, geliştirilmesi konusunda önemli bir hakikat ile yüzleşmemiz gerektiğini sağlamıştır.

Dolayısıyla milli siyaset düşüncesinde başat rol, milli çıkarların her halükarda korunması ve idealize edilerek toplumsal dinamizme dönüştürülmesi şeklinde çıkar karşımıza. İşgal ve egemen sömürgeciliğe karşı Kürt milliyetçiliğinin içe-dışa dönük kendine özgü milli bir siyasal düşünce yaratması ve siyasal, sosyal millileşmeyi tetikleyen dinamiklerin devreye sokulması, Kürdistanlı hareketleri milli siyaset perspektifine odaklı bir siyasal zemin üzerinden konumlanmalarını sağlamıştır. Böylelikle bugün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Kürt siyasal düşüncesi, ulusal çelişkileri geride bırakmış ve temelde millileşmeyi hedef alan, milli bir siyasal düşünce perspektifinden beslenen bir dayanışma içerisine girmiş, geriye ise sadece sözkonusu bu siyasetin akıllıca yürütülebilmesinin önündeki kriminal engellerin süratle kaldırılması ve saf haliyle halk iradesiyle bütünleşmesi kalmıştır.

Milli bir siyaset çerçevesinde yaşanan bu gelişmeler gözönüne alındığında Kürt milliyetçiliğin yapması gereken bir dizi ilkeler dikkate alınmalıdır. Bu ilkeler ise şunlardır: Üst-kimliğe entegre olmamak, egemen-sömürgeci ulus-devletlerin gerek devlet gerekse de tek düze politikalarına karşı çıkarak ulusal statülerini inşa etmek, egemen devletlerin siyasal iradeleri dışında kendi coğrafyalarında ayrı yönetim birimi olan devletleşme ya da buna tekabül eden siyasal yapı konusunda ısrarcı olmak. Kürt ulusal mücadelesi geldiği bu süreçte, varlığını sömürge karşıtı bir söylem üzerinden temellendirmeyi esas almış görünmekte ve dolayısıyla mekân (Kürdistan) üzerine kurulu bu ilişki, Kürt ulusal mücadelesine ontolojik bir boyut kazandırmaktadır.

Nitekim Kürtler yetki paylaşımı temelinde kurucu irade gerçeğini reddeden egemen sömürgeci güçlerin birer asimilasyon ve siyaseten dışlanmanın aracı haline getirilen “faydacı bütünleşme stratejisi, çoğulculuğun vurgulanması, dinsel, ideolojik gönüllü asimilasyon, farklıyız ama bir aradayız” söylemi ( üçüncü bir kimlik olarak Türkiye ulusu yaratmak yani Türkiyelileşme, ümmetleşme ve homojenleşme diğer adıyla kimliksiz toplum) üzerinden yaratılmak istenen tıpkı üçüncü bir kimlik gibi absürd çabaların beyhudeliğini en açık şekliyle kavramış bulunmaktadır. İster etnik farklılıkların türdeş kılındığı Türkiyelileşme isterse de etnik, ulusal kimlik yerine güya üst-kimlik olarak ileri sürülen ümmetleşme siyasal olarak aynı yöne çıkar, yani mevcut egemen kurucu irade gücün mevcudiyetini kabullenmeyi sürdürmeye yönelik bir adım olmanın ötesine gitmez.

Burada amacımız dinin kendisinden bahsetmek değil, ama gerek dini gerekse de demokratik(!) ve ideolojik kavramları zekice kullanarak Kürt/Kürdistan’ı mevcut sömürgeci devletlerin kölesi haline getiren zihniyetin dini ve seküler zihinsel arka-planını ortaya koymaktır. İşin tuhafı bu tarz sahtekârlıklar her nedense Kürtlere federasyon, Türk, Arap ve Farslara ise güçlü bir devleti öngörmeleridir. Kürt devletini hayal gören sözkonusu bu zevatın, Ortadoğu’da güya kalıcı bir barışın, ümmetleşmenin sağlanması yönünde sınırların kaldırılması, Türk, Arap ve Fars devleti öncülüğünde konfederal bir Ortadoğu hayalini kurmalarını anlamak zor gerçekten. “Müslüman-ulus”, “demokratik-ulus,” “Türkiyelileşme”, ümmetleşme diğer bir deyişle adı her ne olursa olsun etnik ve dini farklılıkların siyasal karşıtlıklar yaratarak birbirinden farklı siyasal yapıların ortaya çıkmayacağının garantisini kimse veremez. Kısacası eşit olmayanlarla eşitliği konuşmanın dürüst bir yanı olmadığı gibi, devletsiz bir ulusun, devleti olan bir ulus ile aynı imkânlardan yararlanacağına kimse inanamaz. 

Milli Siyasette Mekân Faktörü

Kürdistan’da ulusal söylem ve bu bağlamda ulusal talepler dikkate alındığında sömürgeci karşıtlık üzerinden milliyetçi bir düşüncenin mekân (Kürdistan) faktörünü de baz alarak evrimleştiğini söyleyebiliriz.  Bu açıdan Kürtler, etnik ya da mekân algısına ilişkin bir sorun yaşamamakta esas sorun, sözkonusu mekân faktörüyle kuracakları ilişki biçimidir, asıl netleşmesi gereken konu da burasıdır. Mekân faktöründen bağımsız bir siyasal arayış, ulus-ülke gerçeğine yönelik milli bir siyasi varoluş sergileyemez, ancak mevcut sömürgeci sistemlerin “demokratik hukuk devleti” diye adlandırılan değirmene su taşımakla yetinilir. Düşünce ve eylem merkezinde mekân faktörü üzerinden şekillenmeyen hareketlerin hem kendi gelecekleri hem de yaşadıkları topraklara ilişkin somut bir geleceklerinin olmasından bahsedemeyiz. Bir taraftan sömürge karşıtı söylemler üzerinden kendini varkılmaya çalışmak ve sömürgeci sistemin kulvarlarında yüzüp “ülke” siyaseti yaparak meşruiyet kazanmak, diğer taraftan mekân faktörü üzerinden işlemeyen sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği söylemine sığınmak hiçbir anlam teşkil etmez, yani pozitif bir durumun negatif bir faktörle hiçselleştirilmesi gibi bir hâl olur. Mekân yani devletsiz bir ulus tasavvuru, özellikle Kürtler sözkonusu ise düşünmek olanaksızdır.  Dolayısıyla mekân üzerinden kurulan bu yaklaşım biçimi “ontolojik ilişkiyi yorumlamak” sayılır. Adına ister Amerikan ulusu ister “Türkiye ulusu” isterse de  “Müslüman ulus” deyin; “üst ulus” diye ifade edilen tüm bu kavramlar belirli bir mekân tasavvuruna yaslanırlar.

****

Sonuç olarak Kürtlerin mekân faktörünü de baz alarak sömürgeci karşıtı formda ortaya koydukları sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği düşüncesinin son dönemlerde sıkça kullanılması Kürt ulusal mücadelesi açısından önemli bir gelişmedir. Kuşkusuz sömürge karşıtı Kürt milliyetçiliği diye tabir ettiğimiz bu ifade biçimi başka bir milliyetçilik kavramından devşirme olmayıp tarihi, siyasal, politik ve güncel koşulların yarattığı bir durumun gözönünde bulundurulması ve bu bağlamda teşekkül eden bir bağımsızlık düşüncesidir. Dolayısıyla muhatabı da topraklarını parçalayarak işgal eden, sömürgeleştiren egemen güçler ve bu güçlerin siyasi, sosyal ve dini kurumlarıdır.    

İrfan Burulday / ufkumuz.com

Diğer Haberler