Newepel de nuştoxê neweyî
Hûmara 96. ya Newepelî Vejîya. Nuştoxanê na hûmare ra Sedef Kandemir, Newal Nupel, Ferîd Îbrahîm Sevinç û Meral Güntaş reya verên a ke Newepel de dest bi nuştişê kirdkî kenê.
Wêjeya kirmanckî û  Seyda Melle Ehmedê Xasî
Nivîskar-lêkolîner Roşan Lezgîn, Ehmedê Xasî wek destpêka wêjeya kirmanckî bi nav kir û got ew him zanayekî olî him jî zanayekî felsefeyê bû û bi 4-5 zimanan dizanîbû.
Kürdistan Kamuoyuna [Sıdkı ZİLAN]
Kürdistan İslami Hareketi (AZADÎ) eski Genel Sekreteri, Evet-Hayır Kampanyası ve diğer konulara ilişkin basın açıklaması yaptı.
Statükocular ‘Hayır’ Diyecek

Statükocular ‘Hayır’ Diyecek

03 Ağustos 2010 Salı 10:40
Çamlıbel: Statükoyu kurtuluş yolu görenlerin pakete “hayır” diyeceklerini ifade etti.
Almanya– Kürdistan Sosyalist Partisi'nin (PSK) kurucularından Yılmaz Çamlıbel, yeterli olmadığı genel kabul gören “Anayasa değişiklik paketi”nin sadece Kürtler için değil, toplumun geneli için hazırlanmış bir tasarı olduğunu söyledi.

Yapılan sınırlı anayasa değişikliğinin, Kürtlere getirisinin götürüsünden fazla olacağına inandığı için, değişikliğe “evet” diyeceğini belirten Çamlıbel, hayata eleştirel gözle değil, şabloncu gözle bakanlar ve statükoyu kurtuluş yolu görenlerin pakete “hayır” diyeceklerini ifade etti.

Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşamını sürdüren Yılmaz Çamlıbel, AKnews'in referandum süreci ve değişiklik paketine dair sorularını yanıtladı.

12 Eylül 2010'da 'Anayasa Değişiklik Paketi' referanduma sunulacak. Sizin bu referandumda tavrınız ne olacak?

Yapılan sınırlı anayasa değişikliğinin getirisinin götürüsünden fazla olacağına inandığım için, değişikliğe “evet” diyorum.

Hayata eleştirel gözle değil, şabloncu gözle bakanlar, çok renkli çok sesli kültürü içselleştiremeyenler, statüko üzerinden politika yapanlar, hayatın karmaşası içine dalıp çağdaş projelerle sorunları çözme yerine şabloncu düşünme kolaylığına kaçanlar, statükoyu kurtuluş yolu görenler pakete “hayır” diyorlar.

Tarihi gidişi izleyenler, sorunlara yansız ve nesnel yaklaşanlar, bakan, gören, yorumlayan ve sentezlere varanlar, tarihsel değişim, dönüşüm diyalektiğini kavrayanlar ve çağdaş demokratik bir ülkede yaşamak isteyenler bu değişikliğe “evet” diyorlar.

Bakmayan, görmeyen, yorumlamayan, dolayısıyla çare üretemeyenler, yani cami ile kilise arasına sıkışanlar ise paketi “boykot” ediyorlar.

Bu “Anayasa Değişiklik Paketi” Kürtler için ne ifade ediyor? Yani Kürtlere getirisi nedir? Götürüsü nedir?

Bence de paket Kürtler için çok şey ifade etmiyor. Ama getirisi götürüsünden fazla. Çünkü Kürtler'in varlığını yok sayan ve yok etmeye çalışan rejimin duvarından koparılacak her taş, duvarın toptan yıkılışını getirecektir. Şunu asla unutmamalıyız, Kürtleri bu günlere getiren temel güç, dedelerimizin, babalarımızın 80 yıl boyunca yürüttükleri mütevazi çabalardır. Yani o küçücük çaba ve kazanımlar olmasaydı, Kürt ulusal mücadelesi bu konuma gelemezdi. Yani her şey gıdım gıdım, adım adım elde edilir. Siyasette toptancılık insanları hatalara sürükler.

Bilindiği gibi Kürtler'in bir kesimi "evet" diyor, bir kesimi "boykot" diyor? Sizce neden Kürtler böyle önemli bir konuda birlik sağlayamadılar?

Türkiye'de var olan toplumsal grupların bu paket hakkında ikircikli bir durumda olması anlaşılır bir şeydir. Zira onlar için durum birazcık da olsa “flu”dur. Bu konuda Kürtler'in birlik halinde olmaması yadırganacak bir durumdur. Zira Kürtler için durum gayet net bir konumdadır.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da Kürtler, toplumsal sorunların şiddet ve siyaset yoluyla çözülmesi biçiminde iki ana hat üzerinde kümelenmiş bulunuyorlar. Sorunun siyaset yoluyla çözülmesinden yana olan Kürtler, eşyanın tabiatı gereği pakete “evet” diyorlar. Yine eşyanın tabiatı gereği, şiddetten yana olanların ise pakete “hayır” demesi gerekiyor. Bunu Kürt halkına ve Kürt dostlarına anlatamayacaklarını bildikleri için ara bir yola sapmak zorunda kaldılar. Yani hile-i şerriye yaptılar. Bunu fanatik olmayan tabanlarına anlatabileceklerini  zannetmiyorum.

Evet diyen Kürtler, “söz konusu değişiklik paketi ihtiyaçlara cevap vermiyor ama ona rağmen evet demek gerekir” diyorlar. BDP ise “bu değişiklik paketi Kürtler için özel düzenlemeler içermiyor” diye boykot ediyor. Siz bu argümanları nasıl yorumluyorsunuz?

“Değişiklik paketi Kürtler için özel düzenleme içermiyor” sözü, yukarıda yaptığım değerlendirmelerin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Bu insanlar kulaklarını kapatmışlar, kimseyi duymuyorlar. Duyanları da yorumlama zahmetine katlanmıyorlar. Bu nedenle karşılıklı olarak etkileşemiyorlar ve alternatif öneri sahibi olamıyorlar. Kör döğüşü içinde debelenip duruyorlar.

Bu paket (yeterli olmadığı genel kabul görüyor) sadece Kürtler için değil toplumun geneli için hazırlanmış bir tasarıdır. Sadece Kürtler için hazırlanmış özel bir teklif değil ki.

Hem Kürt aydın ve siyasetçilerinin önemli bir kesimi, hem de Türk demokrat ve liberal aydınlarının önemli bir kesimi BDP'nin referandum karşısındaki tavrını anlamakta zorluk çekiyorlar. Sizce BDP'nin referandumu boykot etmesinin asıl nedeni nedir?


BDP'nin pakete karşı gösterdiği tepkiyi anlamak gerçekten kolay değil. Kürtleri yok sayan ve yok etmeye kalkan bir rejime karşı atılan her hangi bir adımı görememeleri anlaşılır bir olay değildir.

PKK ve yörüngesinde dönen kurumların içinde bu konuyu kavrayacak, yorumlayacak, Kürt sorununun çözümüne katkı sunacak projeler üretecek insanların var olduğu bir gerçek. En ciddi konular bile PKK'nin otoriter, totaliter ve Jakoben yapısı gereği, adı var kendisi yok yetkili kurullarda tartışılmıyor. Tüm kararlar her şeyi bilen, her söylediğinde keramet bulunan “ulu önder”in (serokê netewî) iki dudağı arasındadır. Üstelik bu ulu önder devletin elinin altındadır. Bu nedenle hür iradesiyle hareket edemeyen BDP'nin yaptığı hiç bir şeye şaşırmamak gerekir.

Hemen hemen herkes BDP'yi parti kapatmayı zorlaştıran maddenin geçmesi için destek vermediĝi için eleştiriyor, fakat BDP ise “bu madde parti kapatma yetkisini Meclis'teki partilere veriyor, bütün partiler zaten Kürt partilerinin kapatılmasını istiyorlar, bundan dolayı bu maddenin Kürtler açısından bir anlamı yok” diye kendisini savunuyor. Siz bu konuda ne diyebilirsiniz?

Parti kapatma yetkisinin Millet Meclisi'ne verilmesinin Kürt partileri için öyle fazla bir güvence olamayacağını ben de kabul ediyorum. Bir Kürt partisinin kapatılması gündeme geldiğinde, Türk derin devletinin vereceği bir talimatla, tüm partilerin elele vereceğinden hiç şüphem yok. Ama yine de terazinin sağ kefesine Anayasa Mahkemesi'ni, sol kefesine Millet Meclisi'ni koyduğumuzda, sol kefenin ehven-i şer olduğu bir gerçek. Örneğin bir Kürt partisi kapatıldığında ülkedeki ilerici, devrimci, demokrat, hatta sıradan vatandaşların bu kararı alan partilere belli bir tavır koyacaklarından eminim. Ayrıca Kürtler, bu kararı alan partileri iç ve dış kamuoyunda mahkûm edebileceklerdir. Bu partilere destek veren Kürtleri politize etme, ulusal güçlere yönlendirme şansını yakalayacaktır.

Bazı Kürt kesimleri de “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 4 değişmez maddesinde Kürtler inkar ediliyor, o halde hiçbir kısmi değişiklik Kürtleri ilgilendirmez. Kürtler bu değişikliğe evet diyerek anayasayı meşrulaştırıyorlar, bundan dolayı boykot etmek gerekir” diyor. Siz bu görüşü nasıl yorumluyorsunuz?

Türk Anayasası'ndaki ilk 4 madde değiştirilmeden ne Türkiye çağdaş demokratik bir ülke olur, ne de Kürt sorunu çözülür. Ama bu böyle oldu diye anayasanın diğer maddelerinin değiştirilmesini önemsememek, yine dediğim gibi tarihi gidişe, tarihin değişim ve dönüşümün diyalektiğine uygun düşmeyen bir davranış olacaktır. Devrim dediğimiz köklü değişimler, bir anda olup biten şeyler değildir. Devrim dediğimiz radikal değişim için bazen yıllarca, bazen de yüz yıllarca emek harcamak gerekiyor. Örneğin Fransız ve Sovyet devriminin, hatta Kemalist devletin kurulması uzun yıllar sürdürülen çaba, kavga ve savaşlar sonucunda gerçekleşmiştir.

Biz Kürtler Kemalist rejime karşı 80 yıl direndikten sonra onlara varlığımızı kabul ettirdik. Eğer atalarımızın ve babalarımızın o küçücük çabaları olmasaydı, Türk Devleti bizim varlığımızı kabul eder miydi? Bu nedenle, Kürt sorununu Türk Anayasası'nın ilk 4 maddesinin değişeceği güne ertelemenin ve mücadele etmekten vazgeçmenin bir mantığı olabilir mi?

Türkiye'deki Ergenekon davasında da PKK çevresi ile diğer Kürtler'in duruşları farklı idi. Sizce bu farklılığın ideolojik- politik nedenleri nelerdir?

Bir ülkede Milli Demokratik Devrim'in koşulları oluşmuş, ama bu devrimi yapacak çağdaş burjuva sınıfı ortaya çıkmamışsa, o ülkede bu işi küçük burjuva aydınları yüklenir. Böylesi devrimler çok sancılı olur. Kadrolar ciddi yanılgı ve sapmalar içine düşerler. Bazen amaç ve ideolojilerine zarar veren davranışlarda bulunurlar. Kendi dışındaki kişi, kurum ve partilerine karşı düşmanca bir politika güderler. Devrimler sağ sapmadan sol sapma arasında gider gelirler. Bazen solcu, bazen sağcı, bazen dindar, bazen dinsiz, bazen faşist, bazen liberal olurlar.

Bazen devrim çocuklarını yemeye başlar. Düşmana yönelttiği şiddeti örgütsel tartışmalarına yansıtırlar. Hatta kitlesel katliamlara yönelerek kurtarmak istediği halkın başına bela bile olurlar. Yürüttüğü propagandalar ve uyguladığı şiddet politikalarıyla toplumu tekleştirirler. Üniter bir alt yapı oluşturmaya çalışırlar. Dost ve düşman güçlerin seçiminde ciddi hatalara düşerler. PKK zaman zaman bu tarife uyan bir siyasi hareket görünümü vermektedir.

PKK, orta çağ filozofu Aristo mantığıyla düşünen, proje ve eylem yapan bir harekettir. Örneğin “Kürdistan sömürgedir. Bunun için ulusal kurtuluş mücadelesi vermesi gerekir” biçiminde genel bir doğruyla işe başladılar. Ama kısa bir zaman sonra küçük burjuva sapmaları içinde debelenmeye başladılar. Sonra şöyle devam ettiler: “Bu mücadele ancak silahlı bir halk ayaklanmasıyla başarılır. PKK bunun öncü partisidir. Ulu önderimiz APO'dur.”

Bu mantığı sistematik propagandalarla üyelerinin kafasına yerleştirdiler. Daha sonra bu mantığın kitleselleşmesi gündeme geldi. Bu mantık zinciri toplumun belli bir bölümünün beynine yerleşince, halk ve aydınlar üzerinde baskı kurarak, gerektiğinde şiddet kullanarak, halkın tek temsilcisi konumuna geldiler.

Bundan sonrası bence bir trajedi haline geldi. Örneğin Kürt halkının kaderini tayin etmesini savunan, bunun için çaba gösteren ve bedel ödeyen, “Kürt sorunu siyasi yöntemlerle daha iyi çözülür” diyen yurtsever insanları “Sen Kürdistan'ın kurtulmasını istemiyorsun” biçiminde suçladılar. Peşinden “Sen hainsin” dediler ve son darbeyi vurdular: “Katlin helaldir.”

Bu bakımdan Apocular'la Kemalistler birbirlerine çok benziyorlar. Zira amaçları, ilkeleri ve içinde bulundukları maddi ortam birbirleriyle paralellik arz ediyor. Bu bakımdan Öcalan başta olmak üzere PKK'nin Kemalist hayranlığı normaldir, objektif bir durumdur. Bunun yadırganacak bir yönü yoktur.

Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nın yapısının değiştirilmesi pratikte Kürtler için ne anlama geliyor?

Anayasa Mahkemesi'yle HSYK'nın statüsünde yapılan değişiklik, yine abartmamak koşuluyla Kürtler'in lehinedir. Bu iki kurum Kürt düşmanı Kemalist elitin bir kalesidir. Halk oyuyla seçilen parlamentoyu kontrol ve baskı altında tutan, totaliter gücünü ordudan alan bir kurumdur. Bu iki kurumu ordu vesayetinden uzaklaştıran bu değişiklik Kürtler'in yararınadır.

PORTRE / YILMAZ ÇAMLIBEL

1938'de Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde dünyaya geldi. 6 yaşında iken ailesi ile birlikte Çorum'a sürgüne gönderildi. 1961 yılında makina mühendisi olarak tahsilini bitirdi. 6 yıl gemilerde mühendis olarak çalıştıktan sonra 20 yıl değişik devlet dairelerinde teknokrat olarak çalıştı.

PSK'nin kurucusu olan Yılmaz Çamlıbel, 1980 yılında tutuklanıp Diyarbakır'da TKSP davasından yargılanıp 12 yıl ceza aldı. Diyarbakır Cezaevi'nden çıktıktan sonra çeşitli çevrelerden Kürtler ile birlikte “Weqfa Kurdî ya Çandî û Lêkolînî”yi (KÜRT-KAV) kurdu ve bu vakfın 3 yıl sekreterliğini, 4 yıl da başkanlığını yaptı.

Daha sonra 3 yıl Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Başkanlığı da yapan Çamlıbel'in, siyasi çalışmalarından dolayı hakkında birçok dava açıldı ve bazı davalardan aldığı cezaların kesinleşmesi üzerine yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 9 yıldır Almanya'nın Wuppertal şehrinde yaşıyor. Türkçe ve Kürtçe yayınlanmış kitaplarının yanı sıra, DENG dergisi, DEMA-NÛ gazetesi ve Dengê Kurdistan internet sayfasında sürekli makale yazıyor.

Seyîdxan Kurij / AKnews

Diğer Haberler