Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Suriye Kürdistanı ve İslamcılar: Serêkanîyê Örneği

Suriye Kürdistanı ve İslamcılar: Serêkanîyê Örneği

28 Ocak 2013 Pazartesi 16:22
Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndan Suriye toparklarına (Türkiye’nin hoşgörü ve desteğiyle) gidip savaşanların ekseriyeti de Kürt İslamcılardır.

Suriye Kürdistanı ve İslamcılar: Serêkanîyê Örneği*

Kürdistan halkı olarak Kürdistan’ın Batısı anlamında “Rojava” diyoruz. Okurlarımın rahat anlayabilmeleri için “Suriye Kürdistanı” tabirini kullandım. Malumunuz Ceylanpınar’ın Suriye tarafındaki ikizine Araplar Re’sul-ayn, Kürtler Serêkanîyê(Çeşmebaşı) derler. 

Serêkanîyê’de YPG ile Türkiye destekli bazı silahlı grupların çatışması aylardır devam ediyor ve gelinen noktada her iki taraf için de önemli sonuçlar doğuracak bir savaş veriliyor. Ne yazık ki El Kaide, Selefiler ve başkaca gruplar içerisinde bulunan Kürt savaşçılar eliyle, Suriye Kürtlerinin ileride bir sattü sahibi olmalarının önüne geçmeye çalışan bir Türkiye var.

Kürdistan’ın evlatları olan bu kardeşlerimiz, büyük bir hatanın ve telafisi mümkün olmayanın bir fiiliyatın içerisindedirler. Türkiye’de PKK üzerinden otuz yıldır Kürtlerin hakları ve talepleri nasıl öteleniyorsa,  Suriye Kürdistanı’nda da PYD-YPG karşıtlığı üzerinden Kürtlerin siyasi satatü sahibi olmaları engellenmek istenmektedir. Bu projeye alet olan El Kaide, Selefi gruplar ile bu grupların içinde yer alan Kürt gençleri (ki çoğu çocuk yaştadır, siyasi olarak yeterli birikime sahip değildir) iki kere düşünerek tutumlarını gözden geçirmelidirler.

Kürdistan’daki İslami medyanın çoğu ısrarla Serêkanîyê yerine “Resul-ayn” tabirini kullanarak burayı Arapların mülkü yapmaya çalışmaktadır ya da bilinçsizliğinin kurbanı olmaktadırlar. Keza, Kemalist Türkiye’nin müsamahası, yardımı ile sınırı rahat bir şekilde geçerek, lojistik destek alarak (içlerindeki Türk İstihbaratı, Emniyeti ve Askeri unsurlarla beraber) Kürdistan’a saldırmaktadırlar.

Suriye Kürdistanı’ndaki tüm siyasi partilerin (PYD de dahil) tutumu, Esed Rejimi ile muhalifler arasındaki savaşa fiilen katılmamaktır. Buna rağmen Suriye Kürtlerini temsilen “Desteya Bilind” dediğimiz, “Suriye Kürtleri Yüksek Konseyi”  hem Türkkiye hem de muahliflerle diplomatik kanalları hep açık tutmuş, siyasi ve diplomatik açıdan desteklerini esirgememişlerdir.  ÖSO’nun Kürt karşıtı söylem ve eylemleri herkesin malumudur. İhvan Hareketi ise Türkiye’nin baskısı neticesinde Kürtlere yanaşamamaktadır.

Haliyle Kürtlerin tarafsızlığı Esed rejimini destekleme anlamında olmayıp, muhalefetin dışlaması neticesinde oluşan bir durumdur. Buna rağmen Suriye Kürdistanı Bölgesinde savaşın olmaması tıpkı Saddam’ın devrilmesi sürecindeki Irak Kürdistan Bölgesindeki duruma benzemektedir.  Saddam’ın gitmesiyle nasıl fiilen Kürtler özgürleştiyse, Esad rejiminin gitmesiyle beraber (ki gitmesi yakındır) Suriye Kürdistan Bölgesinde fiili bir özerklik olacağı görülmektedir. Türkiye,  El Kaide, Selefi gruplar ile ÖSO kılıfındaki bazı silahlı unsurları bu öngörünün gerçekleşmemesi için kullanmaktadır.

Suriye içerisindeki savaşta muhalefet saflarında örgütlü veya örgütsüz savaşan birçok Kürt vardır. Keza, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndan Suriye toparklarına (Türkiye’nin hoşgörü ve desteğiyle) gidip savaşanların ekseriyeti de Kürt İslamcılardır. Bizim Suriye Muhalefetini destekleyen İslamcılara fazla sözümüz yoktur ama Serêkanî örneğinde olduğu gibi, Kürtlere yönelik (velev ki saldırı yapılan yerlerde hakim olan PYD-YPG olsun) savaşı onaylamıyoruz. Çünkü,  Kürtler siyasi tutumlarını belirlemede özgürdürler. Bu tutum İslamcıların hoşuna gitmedi diye, Kürdistan’a saldırmak İslamcılar açısından “oyuna gelme” durumudur. Elbette bu oyunu onlara oynatan Türkiye’dir.

Bu yanlış hesabın yankısı Türkiye Kürdistanı’nda da olacaktır. Umarım bu yanlış tutum devam etmez ve Türkiye Kürdistanı’nda da sıkıntılara sebep olmaz. Siyasi-politik açıdan İslamcıların PKK-PYD veya başkasıyla savaşmasının onlara birşey kazandırmadığı, İslamcılar açısından zemin kaybına, PKK açısından ise zemin hakimiyetini ve halk desteğini getirdiği izaha muhtaç değildir. Kaldı ki Suriye Kürdistanı Türkiye'den çok farklıdır ve Esad’ın gitmesi durumunda fiili bir özerklik sözkonusudur. Bunu engellemek İslamcılara düşmemelidir. Aksi halde büyük bir vebal altında kalırlar.

Özellikle bu savaşçı gruplar üzerinde etkili olabileceğini düşündüğümüz Hizbullah Cemaati ile Özgür-Der çevresinin olumlu çabaları anlamlı olacaktır. Bu iki camia elbette bu işin içinde değildir ama barışa katkı sunabilir ve Suriye Kürdistanı’na saldırıları mahkum ederek tarihi bir sorumluluğu yerine getirebilirler.  Kürdistan İslami (AZADİ) İnisiyatifi ve Hüda Par gibi, Kürdistanî Siyasi-İslami oluşumlar da bu konuda kardeş kavgasını ve Türkiye’nin oyunlarını-emellerini mahkum edebilirler, etmelidirler.

PYD’ye düşen de yoğun bir diplomasi ile ateşkes ve sonrasında müzakeredir. Yüksek Kürt Heyeti de bu sürece nezaret etmeli ve meşru muhatap olarak kabul edilmelidir.

------------------------

*Sıdkı Zilan ("Hak, Adalet ve Özgürlük için Kürdistan İslami (AZADÎ) İnisiyatifi" kurucularından ve "Suriye Kürdistanı ile Dayanışma Platformu"nda Azadi İnisiyatifi temsilcisi)

Diğer Haberler