Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Türk Gazeticiden Cesur İtiraf

Türk Gazeticiden Cesur İtiraf

23 Ağustos 2010 Pazartesi 07:13
Kürd meselesinin çözümünde en çetin engelin halk çoğunluğu - halkın Türk olan kesiminin çoğunluğu-olduğu ifade edildi.
PKK'yla görüşmek

Kabul etmeliyiz ki, bu görüşme meselesi tam bir riyakârlık içinde yürüyüp gidiyor. Riyakârlık derken sadece siyasetçilerinkini kastetmiyorum. Toplum da bir o kadar riyakâr davranıyor bu konuda.

Birçok insan sırası gelince, "terör sorununu çözmek için icabında şeytanla bile anlaşma yapılabileceğini, ama bunun yoluna yordamına dikkat edilmesi gerektiğini, elbette hükümetin açıktan görüşmesinin düşünülemeyeceğini ama devletin kimi aktörlerinin devreye girmesinin iyi olacağını" söylüyor ya, bunun büyük bir riyakârlık olduğunu düşünmediniz mi hiç?

Herkes bilecek ki filanca kurum ya da filanca kişi, devlet adına PKK'yla gizlice görüşüyor. Ama "resmen" muhatap almadık diye avutacak kendini. MİT'in görüştüğü, generallerin görüştüğü ortaya çıktığında kimseden ses çıkmayacak ama hükümet görüştü söylentisi üzerine yer yerinden oynayacak.

Bu ikiyüzlülüğü neden savunuyoruz? Neden bir türlü açık olamıyoruz?

Terörü bitirmek için PKK'yla görüşmek ya doğrudur ya da yanlıştır.

Yanlışsa, ister birtakım aracı kurumlar görüşsün, ister hükümet resmen görüşsün, yanlış değişmez. Yapacağı tahribatı yapar.

Ama doğruysa, doğru olan bir işi böyle gizli kapaklı yapmanın sebebi ne?

Halktan duyulan korku mu?

O zaman gelin bunu konuşalım!

Her lafın başında halkın bu savaşın bitmesini istediğini söyleyip duruyoruz. Ama doğrusunu isterseniz ben, şu karşımızda duran Kürt meselesinin çözümünde en çetin engelin halk çoğunluğu -daha doğrusu halkın Türk olan kesiminin çoğunluğu-olduğunu düşünüyorum.

Tamam, halk barış istiyor. Peki, nasıl olacak bu barış? Çocuklarımız ölmesin demek kolay... Nasıl olup da ölmeyeceğini de bir zahmet söyleseler...

Bakın ne diyor okurlarımdan biri: "Eğer AK Parti ve BDP evet'te buluşursa biz evet demeyiz."

Hükümetin, bırakın PKK'yı BDP ile herhangi bir konuda bir arada görünmesine bile tahammül edemeyecek, her türlü iletişime karşı çıkacaksınız; yerel yönetimlere kısmi özerklik deyince yerinizden hoplayacaksınız; Kürtleri temsilen bir parti ortaya çıkıp da Kürt taleplerini dile getirdiği zaman etnik milliyetçilik yapıyorlar, diye kapatılmasını isteyeceksiniz; barajın düşürülmesine, koalisyonlarla iş olmaz diye soğuk bakacaksınız; yeşil sarı renklerini bir arada görünce kırmızı görmüş boğa gibi saldıracaksınız; hükümet PKK ile temasa geçmiş haberini duyunca "ihaneti gördüm" diye çığlıklar atacaksınız; Habur'dan giriş yapanlar zafer işareti yaptı diye koskoca bir demokratik açılım projesini rafa kaldırtacak kadar öfkeleneceksiniz...

Yani hiçbir konuda "hakim millet" statünüzden vazgeçmeyecek, onların taleplerini asla anlamaya çalışmayacak, Kürtler'in sadece sizin lütfedip önlerine fırlattığınız birkaç hak kırıntısıyla yetinmelerini bekleyeceksiniz; ondan sonra da lafa gelince "Çözüm istiyoruz" diyeceksiniz ve hükümetten kanı durdurmasını bekleyeceksiniz.

Boşuna beklersiniz.

Açık söylüyorum, eğer bu kamuoyu değişmezse, hiç kimse hiçbir hükümetten çözüm beklemesin. Evet, siyasi partiler cesaretli olmalı, icabında topluma önderlik etmeli vs... Ama hiçbir partinin kamuoyunun lanetini üstüne çekmek istememesini de anlamak gerek.

Eğer bugün Kürt meselesinde tabu haline gelmiş kimi tartışmaları açmak; kimi reformları yapmak bir parti için "siyasi intihar" anlamı taşıyorsa, o parti bunu neden yapsın ki?

Zaten o yüzden de yapamıyor. Erdoğan'ın aynı Meclis sıralarını paylaştığı meşru bir partinin başkanıyla uzun süre görüşme bile yapamaması, Habur tepkisi üzerine paniğe kapılıp derhal geri adım atması, yıllar önce Meclis'e getirdiği Yerel Yönetim Reformu'nun lafını bile edememesi ve bugün "AK Parti PKK'yla görüştü" söylentileri yüzünden kapıldığı panik, bütün o ayak sürümeler, bir ileri bir geri gidip gelmeler kamuoyundan duyduğu korkudan kaynaklanıyor.

Eğer "Kamuoyu da bir bütün değil siz sadece milliyetçi kamuoyundan söz ediyorsunuz" diyorsanız, o zaman diğer kamuoyunun da kendini ortaya koyması, meydanı sadece milliyetçi kamuoyuna bırakmaması lazım. Ben öyle aydın hareketinden filan bahsetmiyorum. Sıradan insanların, çocuklarını savaşa gönderen annelerin-babaların, bir iç savaştan korkan milyonların sesini duymak istiyoruz artık. Onların çözüm önerilerini işitmek istiyoruz.

Bu hükümetin bir şeyler yapmasını istiyorsanız, arkasında olduğunuzu ortaya koymak zorundasınız. 

 Gülay Göktürk/ Bugün Gazetesi

Diğer Haberler