Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Türkeş Diyarbakırda ”Evet” Derdi

Türkeş Diyarbakırda "Evet" Derdi

06 Eylül 2010 Pazartesi 08:30
Başbakan Erdoğan, acar gazeteci Yiğit Bulut'un sorularını cevaplarken müthiş bir tespitte bulunmuş. 'Merhum Türkeş yaşasaydı evet derdi.' Artık ülkücülerin
Başbakan Erdoğan, acar gazeteci Yiğit Bulut'un sorularını cevaplarken müthiş bir tespitte bulunmuş. 'Merhum Türkeş yaşasaydı evet derdi.' Artık ülkücülerin 'evet' dememek için kaçacakları hiçbir yer kalmamıştır.

İktidar partisinin bültenine dönen bir gazetenin köşe yazarı Başbakan'a ilham veren bir tespitte bulunuyor. 'Atatürk yaşasaydı 'evet' derdi.' O da Kemalistlere kaçacak yer bırakmamış. Atatürk'ü seven de, Türkeş'i başbuğ bilen de 'evet' demelidir.

Daha ilginç olan bütün bu sözler, Başbakan'ın Diyarbakır'ı 'fetih mitingi'nin arifesinde dile getiriliyor. Başbakan Diyarbakır mitingi öncesinde beklentiye girenlere, 'Ankara'da ne diyorsak, Diyarbakır'da da onu diyeceğiz' açıklamasını yaptı. Birkaç dakikamızı ayırarak birlikte hayal edelim. Başbakan coşkulu kalabalığa soruyor: 'Türkeş yaşasaydı ne derdi?' Miting alanındaki kalabalık hep bir ağızdan haykırıyor: 'Evet.' Başbakan zılgıt istiyor. Hatta kendini tutamayıp 'Çepik, çepik' diye Diyarbakırlıları cezbeye getiriyor. Duygu seli öylesine yükseliyor ki, kitle bir anda 'Diyarbakır Türkeş ile gurur duyuyor' pardon, 'Diyarbakır seninle gurur duyuyor' diye tezahürat yapmaya başlıyor...

Bu komedi sahnesini daha fazla uzatmayalım.

Kendisini dinlemeye gelen kalabalığa vaat ve müjdeleri de var Başbakan'ın. Eski cezaevini yıkıp yerine yeni cezaevi yapacak. İçinde Kürtçe konuşulabilen bir cezaevi. Elbette cezaevinde anadili konuşma hakkını hafife almıyorum. Ancak anadille eğitim hakkı dendiğinde, teslim olanlara bile genel af dendiğinde bu kadar sert tepki veren bir siyasi liderin, 'Kürtçe konuşulabilen cezaevi' müjdesi, Kürtçe'nin ancak cezaevinde kullanılabilecek bir dil olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Hakkını yemeyelim bir de 'dershane açma hakkı' tanınıyor. Sanki Kürtçe sınavlar yapılıyor da çocuklar hazırlık kurslarına katılacak.

Başbakan'ın anadil hakkına sınır çizmesi ile anamuhalefet liderinin akredite başörtüsünün şeklini çizmesi arasında ne fark var?

Yeniden Türkeş konusuna dönelim. Başbakan, hep fakir fukara, garip gurebadan yana olduğu için 12 Eylül mağduru Türkeş'i savunmayı da görev biliyor. Elbette 12 Eylül'ün tüm mağdurlarını, bütün darbelerin mağdurlarını savunabilmek gerekir. Hiçbir gerekçe darbeleri meşrulaştırmaz. Ama 11 Eylül 1980 de Türkeş'in ne yaptığını sormak da hepimizin hakkıdır sanıyorum. Umarım 'evet' diyen dostlarım bu değerlendirmemi darbe yanlısı olmak biçiminde yorumlamazlar.

Biraz daha geriye gidelim. Başbakan'ın 'idam gömleği' üzerinden gönderme yaptığı Menderes'i darbe ile iktidardan indirenlerin sözcüsü Albay Alpaslan Türkeş idi. Daha sonra yol arkadaşları ile anlaşamadığı için Hindistan'a gönderilmesi darbenin mağduru pozisyonunu verir mi, yorumunu size bırakıyorum.

Peki yarım asırdan fazladır yüzlerce, binlerce aydının ömrünü cezaevlerinde geçirmesine neden olan 'Atatürk'ü koruma kanununu' kim çıkardı? Merhum ve mağdur sivil siyasetçi Adnan Menderes.

İş biraz tavuk yumurta hikayesine dönecek ama, 'Atatürk yaşasaydı, Menderes'e oy verecekti', 'Türkeş darbe yapmasa Menderes idam edilmeyecekti', 'Türkeş gençleri Kominizme karşı siper etmese darbe olmayacaktı', 'Evren'in yaptığı darbede mağdur olmasa, Türkeş darbelere karşı olmayacaktı', 'Türkeş hayatta olsa o da referandumda 'evet' diyecekti', 'Evren iktidarda kalsa o da anayasanın değişmesini isteyecekti...'

Bendeniz bu nedenle Başbakan'ın 'Türkeş yaşasaydı 'evet' derdi' cümlesini doğrulayabilmek için küçük bir katkıda bulunmak istedim. 'Türkeş Diyarbakır'da yaşasaydı 'evet' derdi.' Diyarbakır ahalisinin tercihlerine saygısızlık etmek değil niyetim.

'Evet' ya da 'hayır' demek ne kadar haksa 'boykot etmek', 'sandığa gitmemek' o kadar demokratik haktır. Başbakan bir türlü kabul etmek istemese ve boykotu 'tehdit' kelimesi ile birlikte ele almakta ısrar etse de dünyanın her yerinde sandığa gitmemek bir irade beyanıdır. Ama sandığa gitmeme hakkı bile kendilerine çok görülen bir ülkede, Kürtler için 'boykot', sadece hak olmaktan çıkar ve görev olur.

Ayhan Bilgen /Günlük Gazetesi


Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları