Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Türkiye’nin durumu - Ahmet Altan

Türkiye'nin durumu - Ahmet Altan

12 Temmuz 2012 Perşembe 21:28
Türkiye uzun zamandır böyle şaşkınlaşmamıştı. Neye dokunsan dökülüyor.
Hayda...
 

Trajikomik sözü daha önceden bulunmuş olmasa herhalde Türkiye’de son zamanlarda yaşadıklarımıza bakarak insanlar bu sözü icat ederlerdi.

Her şey kanlı bir şakaya döndü burada.

Askerî bir keşif uçağı “Suriye karasuları” içinde düştü.

Suriye sahilinden 8.5 mil açıkta sulara gömüldü.

Başbakan’la Dışişleri Bakanı hemen bir açıklama yaptılar:

“Suriye uçağımızı füzeyle uluslarası sularda düşürdü.”

Türkiye’nin yöneticileri bu açıklamayı yapınca dünyada bir sessizlik oldu, “müttefiklerimiz” bu tezi desteklemedi.

Rusya, “bizde uçağın nasıl düşürüldüğünün belgeleri var, isterseniz verelim” dedi, biz istemedik.

Suriye ise, “uçağı biz düşürdük ama kendi karasularımızda uçaksavarla vurduk” dedi.

Wall Street Journal, “uçağın Suriye karasuları içinde vurulduğunu” bir “Amerikalı yetkiliye” dayanarak yazdı.

Başbakan o gazeteyi “namert,” uçağın nasıl düşürüldüğünü soran gazetecileri de “satılmış kalemler” olarak etiketledi.

Dışişleri Bakanı, “füzeyle vuruldu diyorum bizim gazeteciler bana inanmıyorlar” diye yakındı.

Dün, bizim Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaparak, “uçağın bulunan parçaları üzerinde” füzeyle vurulduğuna dair bir belirti olmadığını söyledi.

Genelkurmay açıklamasına göre, uçağın sadece füzeyle değil başka herhangi bir silahla “vurulduğunu” gösteren bir işaret de yoktu.

Ee, uçak nasıl düştü?

Başbakan’la Dışişleri Bakanı “uçağımızı Suriye füzeyle vurdu” diyor, Genelkurmay “bulgularımıza göre kimse uçağımızı vurmadı” diyor.

Suriye ise “biz vurduk, biz vurduk” diye bağırıyor, “biz kendi karasularımızda uçaksavarla vurduk”.

Suriye ayrıca, “uçaksavar mermilerinin izi olan parçaları da Türkiye’ye gösterdiğini” iddia ediyor.

Gencecik iki pilot hayatını kaybetmemiş olsa bu yaşadıklarımızdan bir “vodvil” çıkar.

Başbakan günlerce “füzeyle vurdular” diyor, Genelkurmay “valla uçağın vurulduğuna dair bir belirti yok” diyor, Suriye, “hiç olur mu canım biz vurduk işte” diye inat ediyor.

Başbakan’la Dışişleri Bakanı’ndan başka, kendi ülkemiz de dahil dünyada hiç kimse uçağın” füzeyle vurulduğunu” söylemiyor.

Başbakan “sadece kendisinin bildiği” bu değerli bilgiyi nereden aldı acaba?

Pilotların ölümüne mi yanarsın, dünyada alay konusu olmamıza mı yanarsın, bütün ülkeler uçağın nasıl düştüğünü bilirken bir tek bizim ülkenin yöneticilerinin nasıl düştüğünü bilmemesine mi yanarsın, Suriye’nin ısrarla “ben vurdum” diye meydan okumasına mı yanarsın?

Neye yanarsın?

Bizim siyasi iktidara genel bir şaşkınlık hâkim.

Akılları iyice karıştı.

Yoruldular mı yoksa “cihan imparatorluğu kuruyoruz” hayalleriyle her istediklerini yapabileceklerine inanıp her şeyi ellerine yüzlerine mi bulaştırıyorlar, bilemiyorum.

“Ülkenin ve bölgenin tek hâkimi ben olacağım” derken hiçbir şeye hâkim olamaz hale geldiler.

Türkiye uzun zamandır böyle şaşkınlaşmamıştı.

Neye dokunsan dökülüyor.

İstanbul trafiğinden alev alev yanan hapishanelere,

TOKİ’nin dere yataklarına ev yapıp insanların boğulmasına neden olmasından Uludere’de kaçakçıların bombalanmasına, Ankara’da metro inşaatının çökmesinden denetimsiz atölyelerin birer birer infilak etmesine, Suriye’nin uçağı nasıl vurduğu konusunda saçmasapan konuşup rezil olmaktan Esed’i “kanlı diktatörlükle” suçlarken Sudan’ın soykırımcı diktatörüyle askerî anlaşma yapan dış politikaya kadar dört bir yanından su alıyor memleket.

İktidar ise MHP’lilerle anlaşıp “yedi çocuğun katilini” serbest bırakmakla, BDP’lileri hapiste tutup Ergenekoncuları salıvermekle, Alevileri kızdırmakla, Kürtleri küstürmekle, orduya yeni ayrıcalıklar tanımakla, Çamlıca’ya cami yapmakla meşgul.

Tabii, asıl büyük tehlike Doğu Akdeniz’den üzerimize geliyor.

Dünya, Türkiye’nin “gücünü abarttığını, şaşkınlaştığını” fark etti, Suriye’yle bile başedemezken “Ortadoğu için tasavvurlarımız var” deme böbürlenmesinin ortada “açık bir yara” gibi durduğunu gördü.

Şimdi bundan yararlanmaya, Türkiye’yi sıkıştırmaya hazırlanıyorlar.

İsrail ve Rusya, Davutoğlu’nun “tasavvurlarının” bulunduğu Doğu Akdeniz’e gemilerini çıkardı.

Bizim yöneticiler, “Doğu Akdeniz’le ilgilenme hakkına sahip olduklarını” söylemişlerdi, şimdi orada iki donanma duruyor, ne yapacaklar?

Ya laflarını yutup Doğu Akdeniz’i unutacaklar ya oraya gemi gönderecekler.

Oraya gemi gönderirsek bir gemimizin “yanlışlıkla” vurulması ihtimali çok yüksek, benim korkum İsrail ile Rusya’nın böyle bir “yanlışlık” için beklediği, böyle bir yanlışlığa “cevap veremeyeceğimizi” de biliyorlar artık.

Hürriyet ’e konuşan bir Amerikan Dışişleri yetkilisi ise Obama’nın Erdoğan’ı ocaktan beri aramadığını söyleyip “Amerikan seçmeni için tek önemli mesele İsrail’in güvenliğidir” diye tehditkâr bir mesaj veriyor.

Amerika, Rusya ve İsrail’i Doğu Akdeniz’de “karşısına” alma başarısını gösteren Erdoğan’la Davutoğlu’nun “dış politika yeteneklerini” kutlarım.

Şimdi “tasavvurunuz nedir” acaba?

 

Ahmet Altan / Taraf

Diğer Haberler