Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Yargıda Adalet ve Referandum

Yargıda Adalet ve Referandum

04 Eylül 2010 Cumartesi 17:32
Av. İbrahim Tali USAL: 100 kişiye sorun asgari 80 kişi; “Yargıda adalet mi? Hadi canım sen de, ne gezer.” diyecektir.
YARGIDA ADALET
Av. İbrahim Tali USAL

Mahkemelerde kürsü arkasında “Adalet Mülkün Temelidir “yazar, Mustafa Kemal Atatürk”ün vecizesi olan bu söz elhak doğrudur. Mülk ülkedir, şayet o ülkede adalet yoksa,mülkün temeli çürük, halkı huzursuz, mutsuz, kurumları duyarsız ve hastalıklı demektir.Adalet bütün kurum ve kuruluşları kapsayan kolektif kavram olmasına karşılık akla ilk sırada yargı gelmektedir. Bu nedenledir ki mesleğimiz gereği ve yargının bir mensubu olarak yargıda adaletin var olup olmadığını irdelemek adına yazıma “Yargıda Adalet” başlığını uygun gördüm.

Bilindiği üzere 5 Eylül tarihi adli tatilin sonu yeni adli yılın başlangıcı olması hesabıyla törenler tertip edilecek yüksek yargıçlarımız gösterişli cübbeleriyle boy gösterecekler ve konuşmalar yapılacaktır. Nelerin konuşulacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmez. Öncelikle yargı bağımsızlığına vurgu yapılacak, Yargıtay'ın iş yükünün altından kalkılmaz boyutlara ulaştığı ve bir milyon yüz bin dosyanın beklediği; hakim,savcı yetersizliği,personel ve araç gereç yokluğu gerekçe gösterilecektir. Alın son 25 yılın adli yılın açılışında yapılan konuşma kitapçığını bu savımın ne denli doğru olduğunu göreceksiniz .Bu cümleden alarak önce yıllardır dillerine doladıkları yargı bağımsızlığını ele alalım .Yargı bağımsız değilse kime bağımlıdır. Görevini tarafsız icra etmesine kim veya kimler müdahale etmektedir açıklanması gerekir. Anayasanın 138. maddesi bağımsızlığı güvence altına almıştır.Bundan öte bağımsızlık keyfilik demektir. Kaldı ki tam sorumsuzluk Allah”a mahsustur.

Tırnaklarından tepelerine kadar siyasete bulaşmış ve her gün başında siyasi nitelikte beyanatlar veren yüksek yargıçlarımız HSYK. Adalet Bakanı ve Müsteşarına rest çekebildiklerine ve bundan dolayı sorumlu tutulmadıklarına göre bağımsızdırlar. Siyaset yaptıkları kadar asli görevlerini özümsemiş ve yapmış olsalardı bu birikim olmayacak ve tutuklu dosyalarının duruşması için iki yıl beklemek zorunda kalınmayacaktı. Soruyorum hangi Yargıtay üyesi dosya inceler.? Hiçbiri. Yük tamamen tetkik hakimlerinin sırtındadır. Kaldı ki tam bağımsızlık eğitim ve kültür meselesidir, mesleğini özümsemedir. Bağımsızlıktan öteye mesele taraflı ve tarafsız olma meselesidir. Uzağa gitmeyelim bugünlerde görüşülen 1274 hakim ve savcıyı ilgilendiren kararnameden dolayı Adalet Bakanı ve HSYK başkan vekili Kadir ÖZBEK arasında geçen mücadele neyin nesidir. Bağımsızlık mıdır yoksa tarafgirlik midir? Görülmekte olan bazı davalara müdahale zihniyetinin mahsulü müdür? Adalet Bakanını topuna alıp oyunu terk eden mızıkçı çocuğa benzeten Kadir ÖZBEK kime bağımlıdır?

Geçmişte Genel Kurmayın brifingine gösterişli cübbeleriyle katılan kelli felli yüksek yargıçlar bağımlı oldukları için mi bu ayıbı işlemişlerdir.

YARGININ İTİBAR KAYBI

İstanbul'da görülmekte olan ve aralarında generallerinde bulunduğu muvazzaf ve emekli 102 subayın yakalanması kararını geri almanın gerekçesi nedir? Adaletin gereğimidir? Bu konuda birçok tartışma izledim ve birçok yazı okudum işine gelen istediği gibi ahkam kesti. Neymiş yakalama kararı tutuklama değilmiş. Eski CMUK 100. maddesindeki gıyabı tutuklama yeni CMK da yakalama olarak öngörülmüştür. Mahkemenin kolluk güçlerine verdiği emirdir ve gıyabı tutuklamadır. Ne var ki yakalanacak komutan İçişleri Bakanıyla birlikte görüldüğü kamuoyunun malumudur.
Ben dosyayı bilmiyorum. Ancak 45 yıllık meslek hayatı olan ve kürsüde de çalışmış olan hukukçu olarak diyorum ki ceza mahkemeleri kanununun amacı mahkumiyet değildir. Bu nedenle yeterli ve ciddi kanıt yoksa şüpheli tutuksuz yargılanmalıdır. Yasanın lafıyla ve ruhuyla yorumu bu yönde olduğu gibi insan hakları sözleşmesinin 5. ve 6. maddeleri de bu merkezdedir. Duruşma 4 ay sonraya ertelenmiş bulunan davada yapılan birçok itiraz reddedildikten sonra değiştirilen yargıçların ikisinin oy çokluğu ile yakalama kararını geri almaları yargının ayıbıdır ve de yargıda adalet olmadığına somut örnektir.

KANUN DEVLETİ OLAMAMAK

Bizi yönetenler çeşitli vesilelerle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik,laik,sosyal hukuk devleti olduğunu ifade ederler. Bu söylemler safsata olup Türkiye henüz kanun devleti dahi olamamıştır. Bakınız:

CMK 102. maddeye göre tutukluluk süresi asliye ceza davalarında 1 yıl, ağır ceza davalarında 3 yıldan fazla olamaz. Bir suçtan dolayı 4 yıl tutuklu kalan bir vatandaşımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmesi sonucu mahkeme “Adil yargılama hakkını ihlal ettiği” gerekçesiyle Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum etmişti. Yeni CMK yazılırken bu cihet nedeniyle 102. madde getirilmiştir. Yargıçların buna uymadıklarının yüzlerce örneği vardır. Bakanlığa müracaatlardan da sonuç alınamamıştır.

CMK 135/2 maddesi hakim kararı olmadan yapılan teknik takip geçersizdir. Mahkeme kararı olmasına karşılık telefon dinlemeleri vesaire teknik takiplerden elde edilen deliller kan hısımlarına yönelik olarak kullanılamaz ve derhal imha edilir amir hükmünü getirmiştir. Bu kural Yargıtay eski başkanı Eraslan ÖZKAYA ile villasının müteahhiti ve Alaattin ÇAKICI arasında geçen ilişkinin teknik takibe takılması önceden alınmış mahkeme kararı olmadığı için soruşturulmasına dahi gerek görülmemiştir.

Gene eski HSYK Başkan Vekili Ergül GÜRYEL'in Turkcell'in avukatı olan oğlu için bir yargıca aracı olmasının teknik takibi keza soruşturulmamıştır. Aynı uygulama vatandaş için geçerli değildir.

Birkaç örnekle açıkladığım üzere yargıda adalet yoktur. Aksini iddiaya karşı en kolay yol çıkın caddeye 100 kişiye sorun asgari 80 kişi “Yargıda adalet mi hadi canım sende ne gezer” diyecektir.

Bugün ülkede yasaların ötesinde egemen hukuklar vardır ve yargı da adalet, adaletsizlikte olsa egemenler için vardır.

ÜVEY EVLAT GÜNEYDOĞU

İstanbul - Ankara gibi metropol illerde olan bir şekilde basına yansıyan ve televizyonlarda tartışmaya açılan hukuksuzluklara karşılık başta Diyarbakır olmak üzere Doğu ve Güneydoğu illerimizde vaki olan adaletsizliklerden kimsenin haberi olmadığı gibi stajdan ağır ceza merkezine gelmiş çiçeği burnunda hakimlerden ağır ceza heyeti oluşturmada beis görülmemektedir. Bizzat Adalet Bakanı Sadullah ERGİN adına “Diyarbakır Adliyesi laboratuar ve insanları kobay değildir mealindeki telgrafımıza cevap dahi verilmemiştir.


Barış ve Demokrasi partisi mensubu eski ve yeni belediye başkanları, meclis üyeleri ve siyasileri olmak üzere tutuklanan 1500 kişi 1 yılı aşkın süredir hakim önüne çıkarılmadığı gibi hazırlık tahkikatını yürüten savcı emniyeti mesken tutmuş ve Cumhuriyetin savcısı olduğunu unutmuştur. Bu ve benzeri hukuksuzluklar Türkiye kamuoyunun bilmediği gerçekler olup PKK terörü bahanesiyle başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu üst düzey bürokratların zihinlerinde ayrışmıştır. Bu bölgenin Türkiye olduğu unutulmuştur. Bu bağlamda sosyo-ekonomik yoksunluklar daha bir felakettir. Bu cihete şimdilik girmiyorum. Zira çok kapsamlı ve karmaşık bir konudur.

Adalet mülkün temelidir yazmak yeterli değildir.

Gerçek anlamda demokrat insanları hür, karınları tok, sırtları pek insan temel hak ve hürriyetlerinin eksiksiz olarak uygulandığı tek bir hukukun herkes için geçerli olduğu Türkiye özlemi ile noksanlarına rağmen Kenan EVREN Anayasasına hayır; Yeni anayasaya EVET.

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları